BEDEN KAYIT TUTAR

Ensemdeki saçlarım iyice uzadı. Şimdi ajandama baktım da, 27 Mart'ta üçe vurdurtmuştum. Dört ayı geçmiş bile. Hâlâ daha toplanmıyor ama terleyince dikiliyorlar havaya. Çok hoşuma gidiyor bu hali. Fakat çok da terletiyor. Tekrar kazıtsam mı diye düşünmekteyim bir-iki haftadır.

Ajanda demişken, aynı hafta yogaya başladığımı yazmışım. İlk yoga denemelerim üzerinden de dört ay geçmiş demek ki. Açıkçası yoga kelimesini ilk duyduğumda (tıpkı pilates de olduğu gibi) bedenimde bir titreme hissetmiştim. Kesinlikle antik kuntik bir şey olduğunu düşünüyordum. Fakat çeşitli insanlardan duyduğum onca tavsiyeyi göz önünde bulundurunca geç bile kalmışım diyorum şimdi. Hatta geç kalmaktayım hâlâ. İki aydır ara vermiştim. Yok finaller vardı, yok ramazan vardı, yok tatildi... Ardı arkası kesilmeyen mazeretler işte. Şu anda ise yoga aşeriyorum adeta. Bedenimi hissetmeye, onu dinlemeye, aynı zamanda zihnimdekileri tartmaya ihtiyacım olduğu kadar kendimi de çok ihmal ettim. O yüzden bu yoga krizine bir son vermek ve kendimi huzura boğmak için yogaya başlamayı planlıyorum. Ne zaman mı? Yarın!

Bedenim ve zihnim dışında yogayı bana hatırlatan bir başka şey de Beden Kayıt Tutar kitabı. Okumaya başlarken bunun kişisel gelişim türünde bir kitap olduğunu sanmıştım ama tam aksine. Aslında size ne yapmanız gerektiğini doğrudan söylemeyen ve fakat, kişisel gelişim türündeki kitapların vermesi gereken bir etki yaratıyor sizde. Beden Kayıt Tutar, travma dediğimiz tanının genişliğini, etkilerini, etkileşim alanlarını, bundan kurtulanları ve travma tedavisi için başvurulan yöntemleri size anlatıyor. Bunları anlatırken yazar Van Der Kolk'a gelen danışanları ve danışanları ile yaşadığı deneyimleri de okuyucuyla paylaşıyor. Kısacası bir psikiyatristin kendi çıkmazlarını, yanlışlarını, doğru olduğunu sandıklarını ve başına gelenleri de açık açık okuduğunuzu hissediyorsunuz. Belki de bu kitabın beni en çok duygulandıran yanı buydu. Doktor dediğimiz kişilerin de insan olduklarını bu şekilde görebiliyor olmam ve yazarın bunu sunmaya istekli olması... Açıkçası bu kitabı ne zaman elime alıp okusam gözlerim yaşardı, kalbim titredi. Gerçeklerin acımasızlığı ve acımasızlığın sonsuzluğu karşısında elimde olmadan üzüldüm de, doktorların ve danışanlarının girdikleri çıkmaz sokaklar karşısında hüzünlendim de. Tüm bunlara rağmen bu kitabın beni daha sağlıklı ve travma konusunda daha bilgili yaptığına inanıyorum.

Beden Kayıt Tutar'da travmanın iyileşmesinde yoganın, uykunun, beslenmenin ama en önemlisi ailenin ve çocukluk dönemi anılarının ne kadar işlevsel olduğunu vurguluyor. Ben her zaman uyumayı, beslenmeyi ve kendimle baş başa kalmayı değerli bulan biriydim. Ancak kitap bana  bunları bir savunma mekanizması olarak yaptığımı fark ettirdi. Dolayısıyla bu yaptıklarım, bencillikten ziyade kendime verdiğim değeri kısmen de olsa koruduğumu anlatıyor bana. Bundan sonra kendimden ödün verirken birden fazla düşüneceğim. Özellikle de saydığım, uyku, beslenme ve kendime vakit ayırma konusunda. Yoga da son maddede ortaya çıkan bir egzersiz. Aynı zamanda kendimle terapi seansım.


Kitabın bana kazandırdığı farkındalığı ne kadar anlatsam da az gelecek. Bu yüzden biraz da benim eksi olarak nitelendirdiğim noktalarını paylaşmak istiyorum. Kitap nisan ayından beri elimde. Araya başka kitaplar da sokmama rağmen bu kitabı bir türlü elimden düşürmek istemedim. Yine de benim için çok uzun bir süre. Elimde bu kadar sürünen kitapları genelde rafa kaldırırım. Arada sırada bir kenara itmiş olsam da, elime aldığımda son derece akıcı bir şekilde ilerledim. Yer yer nöroloji içeren bilgilere yer verilmiş. Bu konuda hiçbir bilgim olmadığı için o kısımların üzerinde çok durmadan, okuyup geçtim sadece. Ayrıca editöryal anlamda kitap tam bir facia. Çevirinin çok kötü olduğunu düşünmüyorum ancak sık sık hatalı kurulan cümleler, yanlış kullanılan noktalama işaretleri ve yanlış yazılan kelimeler var. Bu beni çok rahatsız etti. Hatta kitabı pahalı bulmasam bunları düzeltip yayınevine göndermeyi birkaç kez düşündüm. Ama kitabın 40 lira civarı olduğunu hatırlayınca bu fikirden vazgeçtim. Yine de bu hatalar görmezden gelinecek kadar basit değil ne yazık ki.

Kitaba dair bir diğer mutsuzluğum da arka kapak tasarımı. Kup bulduğumu düşünebilirsiniz ama gerçekten de en küçük puntoyla yazılmış upuzun bir arka kapak yazısı var ki, daha bir kere bile okumadım.Genel olarak kapak tasarımını kötü bulmadım ama iyi olduğunu da düşünmüyorum. Kapak çok ince malzemeden yapıldığı için de çok kolay kıvrılıyor. Kısacası bu kitap kütüphanenizde en çabuk eskiyecek kitaplardan biri olabilir.

Bu yazıya başlarken aklımda kitap yorumu yapmak yoktu aslında. Zaten burası da Murakami dışında pek de kitap yorumu yapılan bir blog değil. Gerçi o yazılarda da yorumdan ziyade bana hissettirdiği şeyleri yazmayı seviyorum. Sanırım bu sefer hem tavsiye, hem izlenim, hem de yorum gibi ortadan bir konuşma oldu. Noktalamadan önce kitaptan bir alıntı yaparak son veriyorum bu yazıya.


"Terapiye deli olup olmadığımı öğrenmek için gitmiyorum.
Her hafta yalnızca tek bir cevap bulmak için gidiyorum.
Ve terapi hakkında konuştuğumda, insanların ne düşündüğünü biliyorum.
Seni yalnızca bencil yapan ve psikiyatristine aşık eden şey şu:
Kendim hakkında konuştukça
Başkalarını nasıl sevdiğimi anlıyorum.

-Dar Williams, What Do You Hear in These Sounds" (s.203, 2018)

Yorumlar