BİLEK KESİKLERİ

Çok garip bir sabahtı. Kendime gelmem epey zaman aldı. Tüm enerjim ve hislerim bedenimden vakumla çekilmiş gibiydi. Yataktan kalkmak bir kenara, gözlerimi açmak bile çok zor geliyordu. Açmamalıymışım gibi buna bir türlü karşı da çıkamıyordum. Bana çok uzunmuş gelen bir süreden sonra yataktan kalktım. Saat 10'a geliyordu.

Ne yapacağımı bilemediğimi çok iyi hatırlıyorum. Benim için bu da garip bir histi. Alışkanlıklarıma göre önce tuvalet ve dişlerdi. Ama bu sefer odamda biraz vakit geçirdiğimi hatırlıyorum. Dağınıklığımı biraz ortadan kaldırmaya çalıştım. Sonra tuvalete girdim. Yüzümü yıkadım. Diş macunumun olmadığını görünce odama gidip valizimden macunu aldım. O sırada eve misafirler geldi. Ben duşa girip onlar yokmuşçasına davrandım. Duş beni uyandırmaya yetti. Odama geri döndüğümde yatağımı toplayıp saçlarımı taradım. Bolca krem sürdüm kendime. En son aldığım ev kıyafetimi giydim. Saçlarımı kuruttum. Masamı toplayıp neler yapmam gerektiğini düşündüm. Yapacak çok şey olsa da, nereden başlayacağımı bilmediğim için ağırdan almaya devam ettim. Saat 11'i geçiyordu.

Ankara'daki eğitimden arta kalanlara baktım biraz. Beynim hala sindirememiş bilgilerle doluydu ve bu bana ağırlık yapıyordu. Başımın hafif dönmesiyle açlığım aklıma geldi. Mutfağa gidip bir şeyler yedim. Misafirlerin tabaklarını ve bardaklarını yıkadım. Kardeşimle iki çift laflaşıp odama geri döndüm. Bir an öleceğimi hissettim. Yaşamak çok zahmetli ve yorucu gelmişti. Bugün ölebilirim dedim içimden. Yarın yapmam gereken sunumumu hatırlayınca canım sıkıldı. Bugün ölmek arkamda yarım kalacak iş bırakmak demekti. Bu sebepten ölme fikrini zihnimden savuşturdum. Tuvalete gittiğimde misafirler evden gitmişti. Saat 1'e yaklaşıyordu.

Annemle konuşmayı reddetmemin üzerinden bir hafta geçmişti. Öfkem ise ilk günkü gibiydi. Benim yaşayan bir varlık olduğumdan bihabersiz oluşu öfkemin asıl kaynağına dönüşmüştü artık. Önceleri beni sevmemesi, beni düşünmemesi gibi daha naif sebeplerle kızıyordum ona. Fakat daha benim ne olduğumu bilmeyen birine karşı birkaç basamak sonra duyulacak hisleri beslemem anlamsızdı. Beni tanımasını bırak, benim var olduğumu inkar ediyordu. Sadece bir isim ve bu isme atanan varsayımlardan ibarettim. Bunu fark ettiğimde de onunla oral bağlarımı koparmaya karar verdim. Onun bunu fark etmediğini saat 2'yi geçerken anladım.

Uyuyakalmışım. Uyandığımda odam çok sıcaktı. Enseme yapışan saçlarımı toplamaya çalıştım. Kalkıp tuvalete gittim. Yüzüm şişmişti. Bir türlü uyanamıyordum. Odama geldiğimde klimayı ve bilgisayarımı açtım. Birkaç programa göz attım. Dijital platformlarda bazı dernekleri arattım. Tam olarak aradığım şeyi bulamadım. Mutfağa uğradığımda küçük kardeşimi gördüm. Onunla konuşurken onu ne kadar çok özlediğimi hissettim. Onun da beni özlediğini... Ölmenin zorlaştığını hissettim. Sevmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu daha anlamamıştım. Saat 6 olmak üzereydi.

Yatağıma oturmuş ölmeye karar verdiğimde ilk aklıma gelen kişilerin kardeşlerim ve Vartolu olması çok acı veriydi. Onlara ne diyecektim? Haberi hangi kardeşim verecekti? Hangisi odama girecekti? O travmayla hangisini buluşturacaktım? Korkuyordum. Onlara o anı yaşatan ben olmak istemiyordum. Ölmekten ziyade arkamda kalanları yaşatamamaktan korkuyordum. İşte o an ne kadar da fütursuzca sevdiğimi anladım. Getirdiği sorumlulukları düşünmeden bir sürü sevdiğim insan biriktirmiştim. İki kardeşim, Vartolu, Samsunlu, Urfalı... Onlara neden öldüğümü anlatamayacaktım. Yataktan kalkıp 4 cümleden oluşan bir mektup yazdım. Basitti ama tam olarak o anki hislerimi anlatıyordu. Sonra yatağa geri döndüm. Sevdiğim insanların beni anlamasını diledim.

Peki ya ölmeyi beceremezsem? Katillerimle aynı eve geri dönmek istemiyordum. Hastanede uyanıp onları yanıbaşımda görürsem? Ölmeyi beceremeyip onları bir daha görmekten mi yakınayım, yoksa kardeşlerimi bir kez daha görebileceğim için mi sevineyim? Bunları düşünüp ağlarken usturayı tutan elimin titremesi aslında ne kadar zayıf olduğumu hatırlattı. Güçlü biri değildim. Valiz taşırken bile zorlanan biri usturayı bileğine dayadığında yeterince derine sokabilir miydi? Canımın tatlı olmadığını düşünürdüm. Ama ilk denemelerimin bu kadar acı vereceğini hiç hayal etmemiştim. Yatakta yer değiştirdikçe nefes alışverişim dengesizleşti. Hızlandığını fark ettiğimde yavaşlatmak için derin derin nefes almaya çalıştım. Usturayı değdirdikçe nefesimi tuttum. Her denemem gözyaşlarıyla son buldu. Yarınki sunumum aklıma geldikçe evden nasıl kaçacağımı düşünmeye başladım. Birkaç gün arkadaşımla kalsam bile yeterli param yoktu. Evden kaçıp beni bulurlarsa hayatım biterdi. En iyisi bu duyguları bir daha yaşamayacak bir çözüm bulmamdı. Sorun şu ki, bulduğum çözüm bir daha hiçbir duyguyu yaşatmayacaktı. Havanın kararmasına bir saat kalmıştı.


Yorumlar

  1. Bu bir hikaye sadece değilmi?😦 Korktum açıkcası. Hiç bir şey insanın hayatına son vermesine neden olamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hikaye yazma niyetiyle yazmadım ama siz o şekilde okuyabilirsiniz. :) Sizi korkutmak istemem.

      Sil
  2. İnş. sadece bir hikayedir. Gerçek olması düşüncesi bile tüylerimi diken diken etti. Kimse kendi canına kıyacak kadar başkasına değer vermemeli. Kendin ol yeter annen seni anlamıyorsa ne olmuş yani. Şu an benim de bütün kardeşlerime sorsan hepsi annem beni sevmiyor der. Hep aynı dertler herkeste mevcut. O yüzden aman haa aklına hakim ol ve bazı şeyleri çok kendine dert etme. Bu bir hikaye desen bile bu kadar travmatik yazdığına göre bir parça gerçeklik payı vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Kendin ol yeter annen seni anlamıyorsa ne olmuş yani." buna benzer bir cümleyi çok yakın bir zamanda bir arkadaşım daha söyledi. Özünde çok doğru. Anlamıyor olması benim yaşamımdan daha önemli değil. Ama ne yazık ki teoride olduğu gibi pratikte de doğru deyip düşünmemezlik edemiyorum. İlla ki hayatımı, bakış açımı, düşüncelerimi etkiliyor.

      Gerçeklik payı düşüncelerle kısıtlı. Umarım bu seni bir nebze rahatlatmıştır. :)

      Sil
  3. Gözlerim tutmuyor. Biri musluğumu kapatsın. Haykırmak istiyorum. Kelimeler boğazıma dizildi, ellerimi titretiyor. Kendi canıma kıysam bu kadar acır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazsam bilemedim. Telefonda konuştuğumuz gibi, bu yazıyı yazarken hislerimi aktarma gibi bir amacım yoktu. Ama bir şekilde bu da olmuş. Seni ve bu yazıyı okuyan hatrı sayılır insanları endişelendirmişim. Amacım bu olmasa da, ortak hisleri gün yüzüne çıkartan bir aracı olduğu için bir yanım kendimi iyi hissediyor. Yanımda ne kadar çok kişi varmış aslında. Karşımdakilere bakmaktan, onların sıcaklığını hissedememişim.

      Sil
  4. Sarsıldım, ben bunu okumaya hazır değilmişim. Oysa kendimi yaşam döngümde ne kadar tecrübeli sayıyordum. İlişkilerimi düşündüm, allak bullak oldum. Kime duyarsızım, kime ne anlatıyorum farkında olmadan, karşıya hangi hisler geçiriyorum. Ya oğlum onun fikri ne, onu anladığımı düşünüyor mudur, düşünmüyorsa. Şu an mı ne istiyorum, bunun sadece bir hikaye olmasını istiyorum, ölmenin ötesinde mutsuzluk duygunla ilgileniyorum. Yaşamın en güzel anlarında mutsuz olmak, hayır ya hakedilmez bu. Odada o kadar ne işin var, banyodan çıkınca süslen, giyin çık dışarı , alınacak çok nefes var. Daha sevecek, sevilecek, terk edileceksin. Kutlamalar yapılacak özel günlerde, dediğin son senin düşünemeyeceğin kadar uzakta olmalı, ben bile o sonu düşünmüyorum henüz, dünyada yaşanmışlıklarım geride birikse bile. Yaşamak bir görevdir yangın yerinde. Ardından yangın söndürülüp, bina yeniden inşa edilmeli en güzel kokan çiçeklerle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum beni epey sarstı. Düşündüğüm şeylerin altında o kadar ezildim ki, dışarı çıkmamın söylenmesi beni şaşkına çevirdi. Benim bunu yapmaya iznim var mıydı? Ben bunu yapabilir miydim? Bu yazıyı yazarken her şeyden aciz bir çocuk gibi hissediyordum. Doğrusu hala biraz öyle hissediyorum. Bir yanım yetişkin olmakla savaşırken, öte yanım çocuk olmanın tüm zayıflıklarına karşı kaybediyor. Ve ben kararsız bir şekilde ortada kalakalıyorum.

      Yorumunuz beni çok duygulandırdı. Sizi üzdüğüm, sarstığım ve sizde kafa karışıklığı yarattığım için özür dilerim. Eminim ki bu yazıyı yazmak beni ne kadar rahatlattıysa, sizi de o kadar üzmüş olmalı. Fakat şundan da eminim ki, sizin oğlunuz çok şanslı bir evlat. Sizin gibi bir ebeveynle birlikte kendine inanan ve yaşamına sahip çıkan biri olacaktır. Yeter ki bana söylediklerinizi ona da öğretin, gösterin ya da anlatın.

      Her şey için çok teşekkür ederim!

      Sil

Yorum Gönder