SUSMAK, HARFLER VE NOTALAR, RAHATLIK

Son yazılarım okudum geçen gün. Histerik bir platforma dönüşmüş ortalık. Ben de bu şekilde kendimle tanışmış oldum. Bilmediğim ya da şaşırdığım bir durum değil ama bir yazıda güller açması, diğer yazıda zil zurna depresyon belirtilerini görünce yutkundum gizliden gizliye. Yutkundum ve bu blogta ne yapıyor olduğumu sordum kendime. Hiç düşünmeme gerek kalmadan cevabımı aldım. Bocalıyordum. Burası benim bocalama yerim. Kendime, hayata, insanlara ve şeylere karşı bocalama mekanım. Bunu seviyorum.

Sonra bloğum için açtığım mail adresimde gezindim biraz. Eski maillerime baktım. Neler konuşmuşum, nasıl konuşmuşum, neler sormuşum, nasıl cevaplar almışım... Son zamanlarda gelen maillere baktım. Ne kadar çok mail var diye hayret ettim azıcık. Blog sayesinde tanıştığım ne kadar çok insan olmuş dedim. Ne kadar çok şey konuşmuşuz dedim. Sonra aslında bu yaşananların bana ne kadar çok şey kattığını fark ettim. Hiç girişken olmayan bir insandan orta girişkenlikteki birine nasıl dönüştüğümü fark ettim. Hiç sormayan birinden, nasıl merak edebilen biri hâline geldiğimi gördüm. İnsanların aslında samimi bir sohbete ne kadar ihtiyaç duyduğunu, bunun ne kadar iyi geldiğini ve aynı zamanda nasıl duyarlı konuşulacağını öğrenmişim farkında olmadan. Bu öğrendiklerim bana çok şey kattı, hiç şüphesiz. Aynı zamanda da hayatımda yüz yüze görüştüğüm insanların ne kadar az şey bildiğini fark ettim. Nasıl soru sormamalarına, nasıl önyargı sahibi olduklarına, nasıl pervasızca konuşabildiklerine ve nasıl arsız olabileceklerine şaşıp kaldım. Ben de öyle miydim? Muhtemelen, bir zamanlar. Şimdi öyle değil miyim? Umarım değilimdir.

Nasıl konuşulacağını öğrenmeden önce susmanın rahatlığına kollarımı bırakmak istediğimi de fark ettim. Bunun gerekliliğine inandım daha doğrusu. Gerçi bunu da defalarca konuştuktan sonra öğrendim. (Hâlâ da konuşmaya devam ediyorum gerçi.) Öte yandan susmak bir ihtiyaç hâli. Sustuğumda farklı bir huzur yükseliyor içimde. Rahatlıkla birlikte güven doğuran bir huzur bu. İlişkilerimde kendimden yana şüphe duymadan, kaygılanmadan, endişelenmeden susmanın verdiği bir rahatlık. Susmanın dayanılmaz hafifliği... Bana bu deyişi kazandıran Kundera'nın kitabını tekrar okumalıyım. İyi ki hatırladım, unutmadan not alayım. 

Kitap demişken, son okuduğum kitap beni çok mutlu etti. Bir kitap okuduğum için mutlu olmama daha çok sevindim sonra. Neden bu kadar Polyanna olduğuma takılmadan, bir hevesle okuyacağım sıradaki kitabı aldım kitaplığımdan. Okuduğumu da rafıma özenle koydum. Sonra bu eylemimden de saçma bir mutluluk duydum. Keşke hayatımdaki diğer tüm saçmalıklarım da beni bu kadar mutlu edebilse diye geçirdim içimden. Ne güzel olurdu.

Toptaş'ın Harfler ve Notalar  adlı deneme kitabıydı rafa koyduğum kitap. Açıkçası kitapçıda görsem bu kitap yerine bir romanını satın almaya yeğlerdim. Ama ikinci el olarak toplu satın alırken ne olduğunu bilmeden benim olsun istedim diye almıştım bu kitabı. Bugün kitabı bitirdiğimde de kendime kızdım. Hem denemelere fırsat vermediğim için, hem de alışkanlıklarımın tutuculuğuna boğulduğum için. Neden kendi zevklerimin kapanına bu kadar kısılmıştım ki? Oysa deneme yazmayı en çok sevdiğim, okumayı ise pek düşünmediğim bir türdü. Kendime dair ufak bir keşfe de yol açmış oldu bu kitap böylece. Buyurduğundan daha çok şeyi öneren bir kitap. Toptaş'ın kitaplarla olan ilişkisini, zevklerini, tavsiyelerini ve onu bugünlere getiren bakış açılarını öğrenmek isteyen herkese şiddetle öneriyorum bu kitabı. İyi ki okumuşum. Zamansız gelen kitapların verdiği mutluluk, bir kere daha kendini göstermiş oldu.

Son zamanlarda özlediğim film izleme eylemine sardım. Sevdiğim dediğim filmlerle, fırsat vermeyi ertelediğim filmleri izliyorum yavaş yavaş. Ne hikmetse, hepsinde tatmin oluyorum. Aynı zamanda kardeşimin ısrarıyla bir diziye başladık. Dizi izlemediğimi ve dizi izlemenin bana göre olmadığını söylediğim sözlerimin altında eziliyorum şimdi. 2-3 günde bir iki bölüm izleyerek film havası vermiş oluyoruz dizilere. Böylece izlenmesi de zor olmuyor. Gerçi tatilim bittiği zaman devam edemeyeceğime eminim. Ancak birlikte vakit geçiriyor olmanın yan etkisiyle dizi izlemeye karşı ördüğüm duvarı da yavaş yavaş kırıyorum. Doğrusu yalnız izleyemezdim. Bu şekilde, birisiyle, izlemek benim için doğru yöntem. Aynı zamanda ne izlediğimiz de önemli tabi. O konuda da bu seferki seçim ikimizin de ilgisini çekti. Şansa mı, yoksa son zamanlarda çıkan dizilerin hepsi çok iyi yapımlar mı bilmiyorum. Neyse ki bunu irdelemenin gereği yok. Böylesi güzel, böylesi rahat. 

Arada bir de "ders mi çalışsam acaba?" diyorum kendi kendime. Şimdilik daha teşebbüs etmedim. Ama neden olmasın ki. Hem artık hayatımı dönemlere ayırmak yerine, rutinlere bağlamayı istiyorsam bunu da yavaştan alışkanlık haline getirmeliyim. En azından canım istemeli. 

Şimdilik bu kadar. Sade bir pazar güncellemesi yazmak istedim. Herkese güzel nisanlar!

Yorumlar

  1. Merhabalar sayın yazar,
    Hep yazmak istediğim ama asla yazamadığım bir tarzda yazıyorsunuz yazılarınızı. Bu nedenle hayran oldum. Akışında, samimiyetle ve su gibi şeffaf yazılarınız var. Okurken nedense "American Honey" tadında bir film izliyormuş ve "La Vie En Rose" tadında bir müzik dinliyormuş gibi hissettim kendimi. Diğer yazılarınızı da okudum ve okurken keyif aldım gerçekten. İç sesimle sık sık konuşurum ve sizin de iç sesinizle konuşurmuşcasına dile dökmeniz çok hoş... Sizinle karşılaştığım için bir cumartesi günü mutlu oldum ve yüzümde tebessümle ayrılacağım sayfanızdan. Gelecek yazıları bekliyorum... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar Nihce,
      Bu yorum bana o kadar güzel bir enerji verdi ki, sizin gibi bir okuyucuyla tanıştığım için asıl ben zevk duydum. Kendimi bana çok iyi hissettirdiniz. Yazdıklarımı, yazmaya çalıştıklarımı ve hislerimi okuduğunuz ve değerli gördüğünüz için çok teşekkür ederim. Açıkçası ortak duyguların buluşturduğu bu platformu bana daha çok sevdirdiniz. Tebessümünüz tebessümüm oldu, iyi ki geldiniz, hoş geldiniz!
      Kocaman sevgilerle, yeniden görüşmek üzere. :)

      Sil

Yorum Gönder