YOGA VE YAZACAK ÇOK ŞEY VAR

Yogaya başlasana, dedi Vartolu.

Sonraki gün tez danışmanım: "Her şey kafamızın etrafında oluyor. Okuduklarımız, yazdıklarımız, düşündüklerimiz, konuştuklarımız... Bedenimizi de hissetmeye ihtiyacımız var. Onun varlığı kafamızdakilerin bizi meşgul etmesini engelleyebilir. Yoga mesela..." dedi.

Ben de bugün yogaya başladım.

Bedenimi yeterince hissetmediğim ve kafamdakilerin vaktimin çoğunu aldığının farkındaydım. Oysa bedenim bir bütündü. Kafam da onun bir parçası. Peki bu ayrımcılık nedendi? Neden beynimin olduğu bölümü bu kadar sık kullanırken diğer bölümleri görmezden geliyordum? Beyni kullanmak, zeki olmak, düşünerek davranmak ne ara ele geçirmişti bedenimi?

Babam beni hep akıllı kızım diye severdi. İki yanağımı eliyle tutar minik öpücükler kondururdu. Sonra geçenlerde telefonla konuşurken güzel kızım dedim. Sonra bir daha dedi. Sanırım 3 aramada da güzel kızım dedi. O öyle söyleyince aynaya bakma gereği duydum. Güzel kızı mıydım?

Belki de babam önce akıllı olmam için akıllı kızım dedi, sonra da güzel olmam için... Bedenimi bu kadar görmezden geldiğimi görünce şimdi de sıranın ona geçtiğine dair bir işaret veriyordu. Her eve gelişimde sorar "spor ne alemde?" diye. "Havalar..." derim ben de. Ama mart ayı da bitmek üzere artık. Bedenimi daha fazla havaların karanlığına saklayamam. Bu, sadece ona değil; aynı zamanda kendime yaptığım bir kötülük. Kafamın içindekilerden uzaklaşmaya çalışırken bedenimi askıya almak, sanırım kendi sorunlarımın çözümlerini denize atmak gibi olur. O çözümlerin peşinden gideceğim. Daha önce hiç denemediğim şeyler olsalar da...

Bugün yogaya başladım ben de. Yoga for beginners diye yazdım yutuba. Çıkan ilk videoya tıkladım ve oturdum halının üstüne. O ne derse onu yapmaya başladım. İlk beş dakika sadece nefes aldık. Sonraki on dakikada üç hareketi üçer dakikada yaptık. Video ilk on beş dakikasını bitirdiğinde sıkıldığım için kapattım. Bu kadarı yeterli değildi kesinlikle ancak izleyerek yoga yapmak da yoganın felsefesine aykırı gibi geldi bana. Bedenimi dinlemem, farkında olmadığım kaslarımı hissetmem, huşu bulmam ve düşüncelerimi arka plana atmam gerekirken küçük harflerle ingiliççe konuşan birini duymaya çalışmak zor geldi bana. Belki de biraz daha detaylı bir araştırma yapıp ilk videodan başka neler varmış, diye aramam ve ondan sonra kendime bazı hareketler belirlemem gerekiyordur. Bununla ilgileneceğim. Bu yoganın peşini hemen bırakmayacağım. Sırf Vartolu için..

  

Evde oluşumun beşinci günü. Sanki iki yıldır gelmediğim evime gelmişim gibi yatağıma, televizyona, elektrik süpürgesine ve uykuya sarılıyorum. Bugünkü dersimi ekip okula yarın gitmeye karar verdim. Bu karar başlı başına bir mutluluk kaynağı. Sanırım ben savaşın hiçbir türlüsünü sevmiyorum. En çok da kendime karşı olanını. Bu yüzden mutluluk getirecek her şeye kucak açıyorum. Ama genelde bunlar basit mutluluklar oluyor. Gerçi bunlarla mutlu olmak da önemli. Sonuçta mutlulukların hacmi büyüdükçe kayıpların üzüntüsü de bir o kadar büyük oluyor.

Saçlarımı kestirmeliyim. Çok kırıldılar. Bana çok kırıldılar. Bedenim kadar onları da görmezden geldim tüm bu zaman boyunca. Bahar, yeni keşiflere gebe olsun böylece. Saçlarımı, bedenimi, haz duyduğum şeyleri keşfedeyim bu ay. Mesela film festivallerinden haz duyuyor muyum ona bakacağım nisanda. 37. İstanbul Film Festivali için birkaç filme bilet de aldım. Filmlerin ne kadar iyi-kötü olduğunu bilmeden, şuursuzca seçtim. Ama hepsinden aldığım/almadığım keyfi buraya yazarım. Önce buna karşı haz duyup duymadığımı keşfetmem lazım. 

Yazacak çok şey var. Neden biliyor musun? Yaşamakla o kadar meşguldüm ki, yazmaya ara vermiştim. Ajandama bir şeyler karalasam da, buranın yeri bir başka. Mesela daha Merkür gerilemesinden, okuduğum son kitaptan ve son zamanlarda izlediğim onca şeyden bahsetmek istiyordum. Ama bunları kusar gibi yazmak istemiyorum. Son satırlar öyle oldu çünkü. Şu anda her şeyden bahsetmek isteyişim özlemimin bir sonucu olsa gerek. Yazma özlemimin...

Yazacak çok şey var. Yaşayacak daha çok şey var. 

Yorumlar