HAYAT GEÇSİN

Daha önce hiç dinlemediğim şarkıları dinlemek için açtığım bloglar var. Kafa dağıtmak için iyi geliyor. Kafa dağıtmak? Hangi kafayı nereye dağıtsam acaba? Başlayacağım yeri seçmem lazım önce.

Çok garip bir hafta sonu geçirdim. Perşembe günü eve geldim. Annemle konuştuk biraz, dertleri vardı. Ben de ona bir derdimden bahsettim. Ufak bir şey. Ama onu üzdü biraz. Daha fazla üzülmemek için yatalım dedik. Yatmadan iki kupa çay içince uyuyamadım ben. Bu bitki çayları bende çarpıntı yapıyor diyorum, kimse inanmıyor.

Cuma günü. Kahvaltı ettik. Hazırlanıp hastaneye gittik. O muayene oldu, ben onun derdini anlattım. Doktorlar soru sordu. Sorular cevapsız kaldı. Çünkü annem duymak istemediği soruları duymaz. Yaşlılık değil bu, politik bir duruş aslında. Benim basit, hasta, "normal olmadığımı" düşünüyorlar diyor. Haklı. Hem de çok haklı. Basit sensin bir kere doktor! Anneme böyle sorular soramazsın.

Sonra bekleme salonunda saatler geçirdik birlikte. Ah, şu bürokrasi dedim yine. Radyolojiden randevu almamız gerekiyormuş. En erken 23.40'a verdiler. Şaka mısınız??? Değillermiş. Olur dedik. Hastaneden çıktık.

Çorap almam gerekiyordu. En yakın çarşıya gittik. Birkaç saat harcadık. Annem yorulunca kahve içelim dedik. O tavuk göğsü de yedi. Ben hiç sevmem. Bin kere sordu yine, neden yemiyorsun diye. Anne, beni hala tanıyamadın mı? Tavuk göğsü, supangle, kazandibi yemiyorum ben. Yine aratlı ergen havaları. Kendime kızıyorum. E ne olacak, bin kere söyle. Tanımak zorunda mı seni?

Sonra eve geldik. O yemek hazırladı. Babam geldi. Yemek yedik birlikte. Zaman geçsin diye bekledik. On buçuk civarı dışarı çıkıp bir arkadaşımla konuştum. Oturarak konuşamadığım için nefes nefese kaldım. En sevdiğim spor telefonla konuşurken koşmak.


Yine hastane. Yine bekleme salonu. Annem tedirgin. Doktor "... hanımın kızı burada?" diye soruyor. Ben koşuyorum. Anneme yardım ediyorum. Bekleme salonu. Annem çıkıyor. Haydi eve.

Uykusuz bir gecenin sabahına zor kalkıyorum. Annem kahvaltı yapıyor, ben yemek istemiyorum. Yine sokağa çıkıyoruz. Ona gözlük alacağız. Trafik fena, yollar kapalı, arabalar çok konuşuyor. Sonra gözlükler havada uçuşuyor. Annem annesine gidecek. Ben eve gitmek istiyorum. Mızmızlanıyorum. Yollarımız ayrılıyor.

Ev. Kahvaltı etmek için bir şeyler hazırlıyorum kendime. Saat olmuş üç. Arkadaşım arıyor, size geleyim mi diyor. Gel, diyorum. Bir hafta sonra yolcu. Gelsin de vedalaşalım.

Akşam oluyor.  Babam erkenci, maç varmış. Onunla konuşuyoruz annemin durumu hakkında. İlk defa önemli bir konuda benim sözümü dinliyor. Haklısın diyor. İlk defa. Gözlerim yaşaracak. Ama o sinirlenebilir gözlerimi görürse. O yüzdem yaşarmamasına özen gösteriyorum.

Pazar oluyor. Lise arkadaşlarıma sözüm var. Keşke ekebilsem diye düşünüyorum. Ekmiyorum. O günü birlikte geçiriyoruz. Günün sonunda bana konuştuklarını yazsaydık Alper Canıgüz romanı olur, diyor bir tanesi. Roman olacağı kesin de, ne romanı olurdu bilmiyorum. Eve adım atmak istemiyorum.


Pazartesi. Ders çalışmam lazım. Son üç hafta kaldı. Yurda gitmem lazım. Gidesim yok. Göçebelikten ne zaman mezun oluyorum? Önümüzdeki dönem evde kalma kararını almaya çalışıyorum. Yurda para yetişmiyor. Yurt o parayı hakketmiyor. Yurt çok sıkıyor. Personal space dedikleri o kültürümüzde karşılığı olmayan şeyi bulamıyorsun yurtlarda. Personal? Kültür dediğin şey kişisel mi sanki? Ne diyorum ben? Kafam dağınık. Çok dağıtmışım.

Sorun şu ki, sorunumun tam olarak kaynağını bilmiyorum. Hayat akıyor. Dört bir yandan akıyor. ben hangi birini yakalamaya çalışıyorum belli değil. Yakalamak istiyor muyum, onu da bilmiyorum. Kendimi sadece tek bir şeye vermek istiyorum. Birden fazlası olmuyor. Ya ailem olsun, ya okulum, ya insanlar, ya da... Ya da hiçbir şey olmasın. Ne gerek var? Hangisine gerek var? Neden?

Depresyona da giremedim bir türlü. Onu bile beceremiyorum. Bari insanlar biraz olsun anlasınlar beni istedim. O insanlar da bari sevdiklerim olsun, ailem olsun dedim. Yok, onu bile beceremiyorum. Depresyon için sıraya girmem lazım ama yolu bulamadım resmen. Depresyona girecek o kadar çok kişi var ki, bana sıra gelmiyor.

Oysa ne çok derdim var diye övünüyordum. Ne derdi? Dert mert yok işte. Hayat bu. Bunun adı hayat. Yaşamak istemiyorsan çaresine bak. Onu da ben mi söyleyeceğim?


Yorumlar

  1. Kelimelerinden, cümlelerinden, ağır bir bıkmışlık seziyorum hayata dair. Sonra da olayı, "hayat bu," diyerek kapatmışsın. Ben de öyle yapıyorum çoğu zaman, kabul edemesem de... Her ikisinin verdiği duyguları gayet net bir şekilde anlıyorum.

    Cevabını bulursan haber ver lütfen: Nereye kadar?..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ölünceye kadar, diyorum içimden. Ama sana bunu söylemek istemiyorum. Kaldıramayız. Umutlarımıza tutunmamız lazım. Daha aşkı yaşamadık, onu yaşamamız lazım. Sonra aşk acısına bağlamamız lazım. Ondan önce ölemeyiz. Aşk acısından sonra da aynı rutin olacak ama, kaçarı yok.

      Anlaşılmak güzel. Fakat aynı dertlerden muzdarip olmak değil. Birilerinin bize mucizelerin gerçek olduğuna inandırması lazım N., nerede onlar? Nerede kaldılar?

      Sil
  2. Bunun adı hayat- mış. Hem o, hem öbürü, hem diğeri.. Üzerine dertler..
    Yeri geliyor gülüyorsun, ağlayarak bedelini ödetiyorlar. Başarıyorsun, dibe vurdurtuyorlar. Yaşamadığım birşey kaldı mı diyorsun, oo daha ne yaşamışsın ki, vuruyorlar yüzüne!
    Kim bunlar? Kimse. Ama herkes. Yani hayat.
    Roro birşey farkettim, kitap yazmaya ne dersin?.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Gülümsettin beni şef. Ciddi misin peki? Ara ara düşündüğüm ama düşünmekten kaçındığım bir şey aslında. İsterdim ama mümkün mü ki?

      Sil
    2. Ciddiyim tabiki. Hem neden mümkün olmasın? Kendisini okutan ve akıcılıkta istikrarlı yazıların var. Bence bunu etraflıca düşünmelisin derim ben.. ;)

      Sil
    3. Bunun üzerine düşüneceğim. Ama öyle olur mu olmaz mı gibi değil, nereden başlasam gibi. :) Denemek istiyorum. Öyle güzel bir şey çıkmasa da ortaya, denemek istiyorum. Çok teşekkür ederim şef. Çok iyi geldin! :)

      Sil
    4. Çok sevinirim, büyük keyifle de okurum vallahi. Ben teşekkür ederimm! :)

      Sil
  3. okurken gençlik yıllarım aklıma geldi. bir kere yurt zamanlarını çok iyi değerlendir. yurt arkadaşlıkları başka hiç bir yerde edinilimiyor. aynı dertleri çekiyorsunuz aynı şeyleri yaşıyorsunuz falan. aile sorunları her zzaman olacaktır, sağlıkları yerinde olsun inşallahh.
    ölüm ise hep istediğmiz ama yanımıza yaklaşınca olabildiğince uzak durması gereken bir konu. aman diyim bu hayat o kadar güzel ki, belki şu an öyle gelmiyor ama ilerledikçe zaman , çoğaldıkça sorumluluklar "yahu ne kadar gereksiz düşüncelermiş onlar aslında ne çok mutluymuşum" diyeceksin. kendimden biliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömrüm yurtlarda geçti. Artık yuvanın tadını almak istiyorum. Mümkünse üzerinde söz sahibi olduğum. :)
      Amin. Sağlık söz konusu olunca akan sular duruyor, hele de söz konusu aileyse. Onlara bir şey olmasın diyorsunuz. Umarım olmaz ama her şeyin de bir vakti var.
      Ben sorumlulukları çoğaldıkça ölüm diyenlerdeniz galiba. Bu konuda nedense benim mantığım sorumluluklardan kaçmak için bir çözüm yolu olarak sunuyor bana. Doğru değil, biliyorum. Ama aklımdan çıkartamıyorum.

      Sil
  4. Roro daha çıkamadın mi sen bunalımlardan. Kendine yeni yeni dertler bulmakta üstüne yok :)

    Annenle tanışmak isterdim. Değişik insanları severm bence çok sempatiktir :)

    Aslında çok aklı başında duruyorsun ama neden kimse seni anlamıyor çözemiyorum. Anlaşılmak istemediğin için mi acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çıktım, çıktım. :) Ama öyle ha denilince çıkılacak bir şey mi ki bu? Benimki biraz histerik olma hali. :) Ne zaman birilerine anlatmaya, yazmaya, yansıtmaya çalışsam böyle çıkıyor ortaya. Yoksa hayatımı yaşamayı seviyorum, o kadar sancılı ve acılı geçmiyor yaşarken. Düşünmedikçe de akla gelmiyor.

      Çok farklı yanlara sahip değildir aslında. Ama ben de birbirinizi seveceğinizi düşünüyorum. İyi anlaşırdınız. :)

      Anlaşılmak için anlatmak lazım önce. Ben daha ilk aşamada takıldım, ondan böyle darlıyorum sizi. Kusura bakmayın.

      Sil
  5. "Kendimi sadece tek bir şeye vermek istiyorum." Beni bana kendi cümlelerinle anlatıyorsun. Özlemişim Roro-san. Seni de yazılarını da, her şeyini özlemişim. Dert edinecek çok şey varken ben özlemi dert edeceğim.

    "Oysa ne çok derdim var diye övünüyordum. Ne derdi? Dert mert yok işte. Hayat bu. Bunun adı hayat. Yaşamak istemiyorsan çaresine bak. Onu da ben mi söyleyeceğim?" Ve burası bitirdi beni. Can evimden vurdu. Sigara içiyor olsaydım bir tane yakmıştım şimdi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder