ÖYLE İŞTE

Roro

Tam olarak hatırlamıyorum ama birkaç gün önce de bugünkü gibi bir şeyler hissediyordum. Tarihler pek aklımda kalmaz fakat hisler hep sol yanımda. Ne yapacağımı bilmiyordum ama mutlu gibiydim. Yalancıktan bir mutluluktu işte, dünyaya ve hayatıma dair. Şükür gibiydi mesela. Çok şükrederim aslında ama sık sık da unuturum ne için şükrettiğimi. Şükrettiklerimi de dert ediniyorum galiba.

Sonra içimden yazmak geldi. Ne olduğu önemli değildi, bir şeyler karalasam yeterliydi. Bloğuma yazacaktım tabii ki. Açtım bilgisayarı, tıkladım kroma. Sonra durdum. Neden, diye sordum. Blog olmak zorunda değil, dedim kendime. Kapattım bilgisayarı ve ajandamı açtım. Adı ajanda olan, içi günlük ve bilumum önemli gördüğüm şeyleri yazdığım defter. En son on gün kadar önce tarih atmışım. Utandım biraz kendimden ama o günün tarihini atarak onu da unuttum sonra.

Kendime rahat hissettim her yerde yazmak istediğimi fark ettim o anda. O gün de hislerimden yola çıkarak yazmayacaktım aslında. Olduğum yer güzeldi, bana hitap ediyordu. Rahat, sakin ve arzu ettiğim her şey gibiydi. Zaten mekanlara dair çok şey istemiyorum. Çok şey olmasın lütfen. Bir yerde oturayım; sandalye, koltuk veya halı. Üzerine çayımı koyabileceğim bir masa, sehpa veya zemin olsun, yeter. Bir de elimde bir şeyler olsun; yemek, kitap, bilgisayar, fotoğraf albümü... Çok da soğuk olmasın mümkünse. Sonra... Öyle aslında. Bunlar yeter. İyi bir mekân, bana bir şeyler yazdırabilir.

İçinde bulunduğum bu an da böyle. Bir büfe ama adı kafe. Eylül Cafe. Üç yani parklarla, arabalarla ve insanlarla çevrili bir yer. Çok sakin değil aslında. Çok sıcak da değil kesinlikle, çünkü yağmur yağıyor şu anda. Ama güzel bir yağmur. Islatan, rüzgarsız, açık havada. Fakat sandalyesi var, masası ve bir de çayı. Siyah çayı. Bir de bilgisayar var yanımda. Ders çalışmak için hamallığını ettiğim ama amacı dışında her şey için kullandığım yol arkadaşım(!). Ama ambiyansla elektriğimiz tuttu. Bana ayrılmış soğuk bir köşe buldum. Islanmaktan kaçınmayan, korunmayı tercih etmeyen ve diğer müşterileri tercihe göre gösteren veya saklayan bir köşe. Hoşuma gitti. 16 yıldır önünden geçip ilk defa oturduğum bir yer üstelik!

Ve yazıyorum tabii. Karalıyorum daha doğrusu. Seviyorum bu işi. Ayrıca dün ilk diyebileceğim bazı deneyimler yaşadım. Çok içenler, sarhoş olanlar, kusanlar, midemi bulandıranlar... Hoşuma gitmedi tabii ama deneyimin iyisi kötüsü olur mu? Tartışılır. Bir de bazı insanları sevdim, bazılarını da daha çok. Sevmediğim kimseyi bulamadım yine. Çok şükür(!)

Başkaldıran yazıma bir karşılık vermedi hocam. Daha vermedi, daha doğrusu. Belki de hiç vermez. Hiç vermemesi daha iyi gibi geliyor şu anda. Ah, yine gururumu düşünmekle meşgulüm.

Bu ay yazmam gereken 12 ödev varmış. Biri 15, biri 12, diğerleri de 2-3 sayfalık ödevler. Bunları düşünmüyor olmam gerekirdi şu anda. Güzel bir küfür iyi giderdi şu anda buraya. Ama ben öyle havalı şeyleri beceremem.

Şimdilik böyle işte. Ne bileyim, yazasım geldi. Yoksa önemli bir şey de söylemiş gibi hissetmiyorum. Sanırım bazen böyle olmak gerekir. Gerçi ben hep böyleyim zaten.



Yorumlar

  1. O yağmurda, o serinlikte, o ortamda buldum kendimi bir an. Çayın kokusunu aldım.
    Bir de fotoğraf makinamı anımsadım bir an... Bilgisayarınızı taşıdığınız gibi, ben de her yere onu taşırdım. Bir an, Bakırköy'deki bir çay bahçesinde çay içtiğim günlere gidip geldim... Birkaç şey karaladığım, öylesine...
    Sohbetiniz ne hoş!
    Hep yazın, hep!..

    Kaleminize sağlık! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "öylesine..." Öylesine olmanın öyle bir güzelliği var ki, yaşamayanlar pek anlamayabilir. Bizim gibi yarı zamanlı aylaklar için en güzel anıları barındırır oysa.
      Hatıralarınızı yoklayabildiysem ne mutlu bana! Sohbetimiz daim olsun, kalemimiz hiç durmasın. :)

      Sil
    2. Ne güzel dilekler.., hiç durmasın! :)

      Sil
  2. Ne güzel anlatmışsın; okurken kafe, çiseleyen yağmur, buharı tutan çay ve cıvıldaşan insan seslerini düşündüm.
    Önemli olan - yer neresi olursa olsun- oraya ait hissetmek ya da en azından orada rahat hissetmek diyeyim. Yazmayı seven herkesin de böyle bir yeri olmalı aslında.

    Bu arada ödevler de kallaviymiş. Kolay gelsin çabuk bitsin diyeyim o zaman.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ödevler kallaviydi, yağmur pek ıslaktı, yazmak için herkesin bir yere ihtiyacı vardı... Ama en güzeli alınan yorumları okumak, geç cevap verilen yorumlara üzülmekti. Tarihleri kontrol edince kendimden utanıyorum. :(

      Teşekkür ederim, hem yorum hem de güzel dileğiniz için. Yarıladık sayılır bugün, kasım da tükeniyor yavaş yavaş. :)

      Sil
  3. Ne güzel ıslandım bu yazıyla. Ne güzel yağmur sesi okşadı kulaklarımı. Sol yanım ne de güzel hissetti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sol yanımız yazdıklarımıza mı, yoksa yazan kişiye mi güzel hissediyor emin olamadım. :) Belki de her ikisine de, çünkü benim için öyle. :))

      Sil
  4. Yazmak benim içinde vazgeçilmez bir deneyim oldu. Ne zaman toprağım suya ihtiyacı olsa yazarım....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İhtiyacı beklemeden sevindirmek lazım bazen toprağı. Şımartmadan, sevgiyle büyütebilmek için. :)

      Sil
  5. Blogların en güzel yanı yazıyorsun ve birçok kişiye duygularını yansıtabiliyorsun ve seni kimse yargılamıyor. Sen yazmaya devam et öylesine de olsa okunuyor ve hissediliyorsun ne güzel...

    Bu arada yeni keşfettim. takipteyim seni de beklerim.

    birsenle.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öylesine olması bana en cazip gelen kısmı aslında. :) Yargılanıp yargılanmadığım ise meçhul, çünkü yorumlara yazılmasa da kişinin düşüncelerine %100 ulaşmak mümkün değil. Yargı, her zaman olur ama buna rağmen yazmak asıl önemli olan.

      Teşekkür ederim, ziyarete geleceğim. :)

      Sil

Yorum Gönder