YAZAN NESNE OKUYAN ÖZNEYE SORUYOR

Elimin ne yazacağını bilmediğim bugünlerde çok konuştuğumu fark ettim. Çok konuşup düşünemediğimi ve düşünemedikçe de yazamadığımı... Bunun sebebini dilime bağlamaya başlamak belki de hala yazmam gerekenlerle konuşmam gerekenleri ayırt edemiyor oluşum. Konuşma ve yazmanın aynı kulvarda olmasa da birbirleriyle yarışır düzeyde olduklarını düşünürdüm kendim için. Elbette konuşmaktansa yazmayı tercih ederdim her zaman. Oysa yazmanın kendi içinde birtakım problemleri barındırdığını hiç fark etmemiştim.

Yazmak kenarda şöyle bir dursun, konuşmanın da kendi içinde karmaşık bir denklemi var. Bir kere konuşmak istediğiniz konu üzerine düşünmek aslında bir tercih. Yani düşünmeden de konuşabilir veya konuşmadan önce düşünme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Hangisinin daha doğru ya da iyi olduğunu üzerine tartışmak ise anlamsız geliyor bana. İkisi de kendi içinde anlamlı ipuçları verdiği için önemli. Her iki şekilde de konuşmanın çok insani olduğu fakat erdem konusunda ayrıştığı söylenebilir. Yine de düşünüp konuşmanın, düşünmeden konuşmaya kıyasla daha erdemli olduğunu sanmıyorum. Beklenmedik sorular, alışılmadık cevaplar doğurduğunda asıl erdemin ortaya çıktığı/çıkmadığı ve bu şekilde daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Eh, sonuçta ben mucizelere de inanıyorum.

Konuşmanın kendi içinde insani olmasına rağmen, vahşi ve hayvani yönleri de var. Hayvani yönleriyle vahşi yönlerini birbirinden ayırıyorum, çünkü bir tanesi insanlığa yakışmazken, diğeri çok daha insani nitelikler taşıyabilme ihtimaline sahip. Öte yandan yazmak insaniyetin zirvesine ulaşmaya çalışmakla, bunun için çabalamak ve bunu amaçlamakla çok yakından ilgili. Birini sözel kültürden itibaren bilirken, diğeriyle yazılı kültür aracılığıyla tanışmak aslında anlatmak istediğimin tarihçesi ve ana fikri şeklinde düşünülebilir. Gelişmeye ve çağdaşlaşmaya çalıştığımız süreç yazmakla ve bununla birlikte düşünmekle paralelken; öte yandan konuşmanın ne böyle bir olmazlığı, ne de buna mecburiyeti var. Konuşmanın önündeki tek engel bir dilin yokluğu. başka bir şey değil. 

Öte yandan yazmanın  medeniyetleşme yolunda bir adım olması konusunda hemfikiriz. Ama ben bunun aynı zamanda bir proje olduğunu da düşünüyorum. Öyle ki, okumaktan ziyade yazıyor olmanın elle tutulur olması aynı zamanda kişinin/topluluğun/ülkenin kendini konu alan projenin bir parçası olduğu ve buna her açıdan bir katkı sağladığı öne sürülebilir. Misal, okumakla yaptığınız yatırım, vakit harcama, değerlendirme... (artık adına ne derseniz deyin) kendi başına yapıyor olmanın verdiği gözle görül(e)meyen bir ürünle sonuçlanır. Kitap okumadan önceki girdi sizsiniz, çıktı da sizsiniz. Sizdeki değişimi ancak siz bilirsiniz, çünkü bu değişim gözle görülmesi pek güç ve çoğunlukla da mümkün değildir. Fakat ,tıpkı okumadaki gibi, yazmadan önceki girdiyle çıktı da aynı değildir, bununla birlikte artık elle tutulur gözle görülür bir kimlik de kazanır. Siz, yazdıklarınız olursunuz. Yazdıklarınız sizi şekillendirir ve her yazılan bir öncekinden farklı olacağı için değişen kimliğiniz dışarıdan da fark edilebilir ve hatta bu durumun nesnesi halini alabilirsiniz. Yazmanın aynı zamanda gündeminizle, düşüncelerinizle, yakınlarınızla temas halinde oluşu yazıdan çok sizin okunduğunuzu gösterir. Siz (okuyucular), şu anda beni okuyorsunuz. Beni, dışarıdan değerlendirip benim üzerimde kafa yorup içinde bulunduğum bu projenin girdilerine ve çıktıklarına benden daha çok hakimsiniz. Ben yalnızca kendimi bu projenin nesnesi ilan etmiş bir deneyim. 

Peki medeniyetleşme/çağdaşlaşma/gelişme yolunda neden kendi projemizin öznesi olmaktan çok nesnesi olmaya çalışıyoruz? Kontrol edilebilir olandan çok kontrol eden taraf olmak değil midir medeniyetin amacı? Gelişmiş topluluklar en çok yazanlarsa, bu gelişmişlikleri üzerine düşünüp konuşmayı ve proje nesnesi olmayı neden bu kadar önemsediler?

Üzgünüm ama acımasız ve tek bir fikir geliyor aklıma. Her yazan yani yazılan her nesne, yani şu anda ben, benliğimize dair bir kabullenme, ispatlama, ego tatmini yapma ve kendimizı gösterme çabası içindeyiz. 

Yazarak anlamsızlığımızı mantıksallaştırmak ve bunun yazı olması itibariyle "okunur" kılınması yani elle tutulur bir belge olmasını istiyoruz. Kendimizi kabul etme ihtiyacını çok resmi ama aslında çok da makbul olmayan bir şekilde yapıyoruz. 

Allah aşkına, biz ne yapıyoruz burada? 

josei anime
Bence de...


Yorumlar

  1. Düşündürdünüz. Aslında ben de bu konu üzerine epey kafa yordum. Belgelemek gayet matıklı bir cevap.

    Görüyorum ve artırıyorum: ses duyurmak.

    Kaleminize sağlık, efendim! :)

    Ayrıca değinmeden geçemem: "proje" gibi tanımlamalarınız çok oturaklı ve yerinde sözcükler... Düşüncelerinize ve sözcüklerine sağlık bir de! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ses duyurmak, sanırım masum ve bizim gibiler için en uygunu bu olsa gerek. Çok teşekkür ederim! :)

      Aslında yazıyı yazarken hep akademik yazıları düşünüyordum, o yüzden bizim gibi kendi halindekileri pek kapsamıyor. Ama yine de ses duyurmak işin içine girdiğinde biz de dahil oluyoruz bir anda. Bu öneriniz ve üstünde mesai harcadığınız için çok teşekkür ederim. Değerli hissettim. :) Sırf bu yüzden bir kere daha, teşekkür ederim!

      Sil
  2. Çene çalıyoriz Rorom 😂 kısa ve öz. Açıkçası bende yazmayı konuşmaktan daha çok seviyorum. Kendimi bu sekilde daha net ve istikrarlı ofade ettigimi düsnyorum. Anlasiliyorum en önemliside gürültü kirliligi olmuyor. Ama görüntü kirliligi olabilir 😂 olsun yazalim yazalim yazalimmmmm...
    Eline saglik bu güzel sosyal proje niteligindeki yazin icin 😘😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gürültü kirliliği en sevmediklerimden işte! O konuda çok haklısınız, gürültü kirliliğini azaltıyoruz. Aslında bu söylediklerim tam bizi hedeflemiyor, o yüzden bizim blog camiasından öte siyasi ve akademi yazıları düşününce bizim yazdıklarımız çok çok masum kalıyor. Ve zaten öyle de güzeller. :)

      Çok teşekkür ederim değerli yorumun için Özlem Abla. Çok öpüyorum seni! :)

      Sil
  3. Konuşmaktansa yazmayı tercih edenlerdenim ben de! Zaten çoğu blogger da böyle olduğu için buluştuk blog dünyasında. Ayrıca burada biraz daha özgür hissediyoruz kendimizi bence. Mesela en azından benim filmler hakkında saatlerce sohbet edecek arkadaşım yok. O yüzden ben de anlatamadığımı yazıyorum da yazıyorum :p

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok önemli bir ipucu verdiniz bana. Demek anlatamadığımız yani konuşamadıklarımızı da yazıyoruz aslında. Yazmanın tek kişilik bir eylem olduğunu fakat hep birden fazla kişiyi amaçladığını düşünürdüm. Aslında her zaman öyle olmuyor. Tıpkı blog camiasında olduğu gibi... :)

      Filmler hakkında sohbet edilecek arkadaş bulmak hep zordur zaten. Aynı zevklere sahip olup aynı tatlar alınması çok kolay değil neticede. Yine de sizin buna bir çözüm bulmanız ve bu şekilde birden çok arkadaş edinmeniz de ayrıca güzel olmuş bence. :) Umarım o sinema kurdu dostu yüz yüze de bulursunuz en doğru zamanda! :)

      Sil
  4. Çok çok güzel yazmışsın.Çoğu işte,uğraşta ''benliğimize dair bir kabullenme, ispatlama, ego tatmini yapma ve kendimizı gösterme çabası ''nda olduğumu düşünüyorum.Yazmakla ilgili ayriyeten düşünmemiştim ama işte ne yapıyorsam aynı kapıya çıkıyor :') Yine insan olmakla alakalı bir durumdur diyip geçiyorum.
    -''Allah aşkına, biz ne yapıyoruz burada? '' burayı okuduğumda güldüm :'D -

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevindim beğenmene. :) Hiç öyle düşünmemiştim ama sayende düşünmüş oldum. Gerçekten de "canımızın istediğini" yaptığımızda hepsinden bir parça oluyor içinde. Kabullenme, ego tatmini, kendimi görme... Belki de kendimize dair arayışımızdır tüm bu olup bitenler. Umaırm hep olur ama hiç bitmezler. :)

      Seni güldürmüş olmak gülümsetti beni. Bu yorumun için çok teşekkür ederim! :)

      Sil
  5. Blog için bir görünür olma isteği var mı bilemedim. Mesela Facebook değil burası. Fenalaşıp hastaneye giden ve serumlu kolunun fotosunu ekleyip görünür olmaya çalışanlar yok burada:) Zannederim teknoloji yönlendirdi bizi. Blog sahibi kişilerin çoğu çocukluğunda, gençliğinde günlük tutanlar. Teknolojinin yönlendirmesiyle buraya aktardık günlük olayını. Günlüklerimizi köşe bucak saklarken burada umuma açmak gibi bir gerçek de var ama sanırım her takipçiyle yüz yüze tanışmıyor olmamız o saklama hissiyatını yaşatıyor. Çünkü çoğumuzun en yakınları blog yazılarımızı okumuyor:)
    Bir de Sibelynka'ya katılıyorum. Aynı zevklere sahip kişilerle buluşmak da iyi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğiniz türde bir görünürlüğü yok, o konuda haklısınız. :) Fakat yazılarımızın görünürlüğünü sağlaması ve fakat hala anonimliği koruyabildiğimiz gerçeği konusunda size katılıyorum. Ancak bunun da bir çeşit görünürlük olduğunu düşünüyorum. Yazılarım artık mahrem değil ama özel hayatıma açık da değil gibisinden bir görünürlük bu. Yabancılara açılmanın rahatlığı bir nevi... Bunu hiç bu şekilde düşünmediğim için düşüncelerimi alıp götürdünüz. :) Yorumunuz ve değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim :)

      Sil

Yorum Gönder