KARARLAR

Dünden beri şu sayfayı açıp bir şeyler yazmak için çırpınıp duruyorum. Bu aslında pek yeni bir şey değil. Aşağı yukarı bir aydır yazmak istediğim belli bir şey yok. Olduğunda da kafa karışıklığından istediğim şekilde yazamıyorum. Son bir ayda yazdıklarıma bakınca sırf yazma tutkumu dizginlemek için karaladığım müsveddeler geliyor aklıma. Elime kalem almayı unutmamak için yaptığım çiziktirmeler. Oysa bu durum, çiziktirmeleri biriktirmekle son bulmayacak. Peki nasıl son bulacak? 
Bazı kararlar alarak...

Hedef belirlemek gibi ihtimale dayalı olmamalı bu kararlar. Karar dediğin senin ürünün ve ama seni sen yapan bir oluşum aslında. Yaşamaya devam etme kararı gibi, şartlarını senin belirlemediğin bir dünyada bu yaşama bağlanma ve ona nasıl muamele ettiğin gibi kararlar alıyor insan. Alıyor ama aldığının farkında değil, çünkü artık bu kararlar onun benliği, onu oluşturan katmanlar. 

Ben de bazı kararlar alarak benliğimi oluşturan katmanlarda bir değişiklik yapıyorum şu anda. Kendime saygı duyma kararı alıyorum. Yaptığım şeyleri gözüme gözüme sokarak onları yüceltmeyeceğim, onun yerine kendime anlam yükleyeceğim artık. Bunu yapmamın arkasında çok da değerli olmayan ama hayati sebeplerim var. Ömrümü değil, ömrümün kalitesini arttırmak gibi. Saygı duyduğum herkes gibi benim de saygı duyulmaya ihtiyacım olduğu için bunu ilk ben başlatıyorum. Zaten dünyanın gerisi için saygı duyulmayı beklemek pek mümkün değil, ne yazık ki.

Bir kere taviz vermeyi bırakıyorum artık. Kendimden, değerlerimden, sevgime sevgisini katan insanlardan taviz vermeyeceğim. Onları bir güvercini avuçlarımda tutar gibi tutacağım. Yine mi sevilmedim? Olsun! Zaten sevilmek için gelmedim ki bu dünyaya.

Üçüncü olarak kendime daha sık meydan okuyacağım! Bu, benim kendimi değerli hissetme şeklim. Bununla ilgili olarak çok fazla öz eleştiri yapmış olsam da, her şeyi sorgulayıp hayatı kendime dar etmeme gerek yok. Ben böyleyim, demeyi çok geç öğrendiğim halde buna karşı argüman üretmeye çalışmamı yadırgıyorum. Neden böyleyim? Çünkü kendimi severken hâlâ sorun yaşıyorum. 

Kendime karşı tavrım.

Doğrucu olmaya gerek yok, kendi doğrularınla yaşamaya gerek var. Bir başka kararım da bu. Açıkçası buna çok karmaşık anlamlar yüklemedim. Şöyle ki, okulumun şehir merkezine epey uzak olması sürekli kampüsün içinde kalmama ve hâlâ daha doğal ortamım olarak hissetmediğim için far tutulmuş tavşanlara benzememe neden oluyor. Daha doğrusu benim kampüste olmam en doğrusuymuş gibi geliyor. Ne kadar kampüste olursam o kadar iyi bir öğrenci olurum kafasındaydım... Oysa böyle bir şey yok. Okulda da çok boş vakit geçirebildiğimi, hatta bu konuda epey yetenekli olduğumu tecrübe ettim son birkaç günde. O yüzden selam olsun beni bekleyen sinemalar, tiyatrolar, bienaller ve buluşmalar! 
(Gören de hayatı gezip tozmak sanar...)

Bunun dışında yazmakla ilgili de bazı kararlar aldım. Hayati olmayan ama önemli olduğuna inandığım. Bununla ilgili ayrı bir yazı yazmak istiyorum. O yüzden pas!

Son değil, önemli hiç değil, hayati hiç hiç değil. Aşkın var olduğuna inanmaya çalışma kararı var bir de. Ama bu karar daha meclisten çıkmadı. Hala bocalıyor, bekliyor ve getirisi götürüsü konusunda tartışılıyor. Şimdilik beklesin, belki günün birinde meclisten koşarak çıkar. Belki de unutulur gider. 

Bu kadar. Bir başka çiziktirmeye kadar, hoşça kalın.

Yorumlar

  1. Bu yazı bir yerlere not edilip her gün bakılası olmuş, çok beğendim.
    Ama en çok taviz vermeme kısmına kalpten katılıyorum. Çok acı ama bir o kadar da gerçek; insanlar bencil, insanlar nankör. Gün geliyor en güvendiğin bile hata yapabiliyorken kimse için o kıymetli benliğimizi bozmaya değmez bence de.
    Umarım bu güzel kararların ömrü de uzun olur.. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son cümleye içimden koca bir AMİN dedim. :D Ben de öyle olması için temenni ediyorum. Dediğin gibi, her gün açıp bakarsam ömrünü uzatabilirim herhalde. Yoksa bendeki unutkanlıkla... Çok teşekkür ederim şef! :)

      Sil
  2. Düşüncelerini çok güzel aktarmışsın cümlelere... Şimdi diyeceğim ki kendin ol vs. ama bu dünyada kendisi gibi olanlar hep azınlık ama herkese mavi boncuk dağıtan, politik davrananlar baş üstünde tutuluyor. Hangi tarafı seçeceğin bir nevi senin duruşun olacak.

    Yazı ile ilgili kararlarını merak ettim. Beklemedeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir taraf seçmek çok zor değil; fakat seçtiğin tarafta durabilmek, o tarafın hakkını verebilmek zor. Sanırım bu biraz da hayat mücadelesi halini alıyor. Yine de ben rahatıma çok düşkünümdür zaten. Kendimi birilerine anlatmaktansa, kendimi yaşamayı daha kolay bulurum. O yüzden bu şekilde yine kendimi seveyim, şımartayım bari :D

      Çok teşekkür ederim sevgili Sibelynka! Çok durmaz, yakında içimi yine boşaltırım ve o kararları da açığa çıkartırım buralarda. :)

      Sil

Yorum Gönder