NASIL İŞE YARAMAZ HALE GELİYORUM?


Prize en yakın en yerde, hayatının son nefesini verirken kendisini boğmaya çalıştığımı düşündüğüm bilgisayarımla yazmaya çalışıyorum. Ne yazık ki prize en yakın yer aynalı komidin ve şu anki manzaram da benim. Dolayısıyla manzara iç açıcı değil. Özellikle de gözlerimin birbirine pek bir yakın olduğunu fark ettiğimden beri. Bunu son birkaç gün içinde fark ettim, dolayısıyla şaşkınlığım devam ediyor. Göz bebeklerimin birbirine olan uzaklığının mezurayla 6.5 cm olması elbette sizi ne ilgilendirir, ne de ilginizi çeker belki; fakat benim gibi hayatı kontrol delisi olan biri için öyle değil. İlk defa doğuştan beri sahip olduğum bir özelliğimi keşfediyorum. O yüzden nasıl hissedeceğimi bilememekle birlikte içimde burukluk hissi ağır basıyor diyebilirim.

Konuyu değiştirdim. Zaten herhangi bir konu üzerinde doğru düzgün bir yazı çıkartabileceğimi sanmıyorum şu anda. Sadece yazmaya zorluyorum kendimi. Çok uzak kaldığım ve kendimi allak bullak hissettiğim için de ayrıca zor geliyor, yazmak. Aslında bu kendi içinde bir döngü halini aldı. Son yazımdan itibaren "ne yazsam?" diye düşünürken (aslında yazmak istediğim birçok konu vardı çünkü) bir anda kendimi "hiçbir şey yazamıyorum en iyisi biraz zaman geçsin" politikasıyla devam ederken buldum. Sonuç, gördüğünüz gibi aradan uzun zaman geçti ve ben hala bocalıyorum.

Bu duruma neyin sebep olduğunu uzun uzun sorgulamak istemiyorum. Aklımda ne tek bir neden var, ne de elle tutulur birçok neden. Sadece fırtınadan çıktıktan sonra ne yapacağımı bilmediğim bir bocalayış adını verdiğim, genel olarak kendini açıklayan bir sebep uydurdum. Tabii ki bu yersiz bir inanç ve kılıf olarak da görülebilir. Mesela ben artık öyle görüyorum. Çünkü sürekli hayatımdan geçen fırtınalara (ki bu seferkini gayet iyi atlattım) karşı bu bir süreç gözüyle bakıp onların tamamen dinmesini ve böylece o sürede kendimin işe yaramaz biri olmasına izin veriyorum.

Malum okul bitti şimdi. Hatta şimdi değil, neredeyse üç ay geçecek. Ama ben hala yeni dönemin başlamasını bekliyorum. Ancak bu şekilde hayatım ilerliyor gibi düşünüyorum sadece. "Ne yapıyorsun?" sorusu şu anda işkence gibi, çünkü gerçekten hiçbir şey yapmıyorum. Aslında ev aramak, yurdu araştırmak, okula kayıt olmak için form doldurmak ya da saçma ama gerekli ihtiyaç listeleri oluşturmak ve onları edinmek gibi kendi çapımda meşgulüm. Ancak benim kastettiğim şey bu değil. Tam olarak kendim için ne yapıyorum? Kendime iyi gelecek herhangi bir şey yapıyor muyum? Hayır. En son ne zaman kendimi bir iyilik yaptım? Hatırlamıyorum. Çünkü hayat, yapılması gerekenler ve çok da önemli olmayan işler arasında gidip gelirken ben neyin benim için iyi olduğunu düşünemiyorum. Daha doğrusu şu anda hiçbir şey düşünemiyorum. 

Kısacası hayatımın iplerini kaybettim. Hayatım derken ruhum, canım, yüreğim ve yaşam suyumdan filan bahsediyorum. Ya da bahsedemiyorum. Çünkü hala toparlamam gereken bir kafamın kalıp kalmadığından emin değilim. Yine de deneyeceğim. 

Bir de meydan okuma yapmamak için iyi sebepler sunuldu bana. Daha doğrusu bu eylemlerimin sorunlu olduğuna dair sebeplerdi ve gerçekten de geçerlilerdi. Ancak şunu fark ettim: Ben hayatla bu şekilde başa çıkıyorum. Dışarıdaki hayattan bahsediyorum bu sefer; ruhum, canım, yüreğim ve yaşam suyum olandan değil kesinlikle. O yüzden meydan okuyorum kendime. Hayatta var olabileyim diye. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğini hissedeyim diye. 




Yorumlar

  1. Böyle zamanlarda en iyisi o içtekileri, kafadaki ya da kalptekileri olduğu gibi şöyle usulca akıtmak bence. Hem o zaman tadından da yenmiyor :D
    Aynı şeyleri hissediyordum mazide bir yerde. Sonra baktım zorlayarak bu iş olmayacak, en iyisi akıntıya kapılayım ve bundan zevk alayım dedim. Gerçi bazen insan aşırı bunalıyor da işte..
    Biraz da boş adam olalım yeter ki gülen gözler kapanmasın ;))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten öyle. Bir şekilde içimdekileri döktükten sonra hep rahatadığıma inanırım zaten. Sanırım bundan sonra günlük işini daha ciddiye alacağım. :) Bunu keyiften öte ihtiyaç olarak düşünmeliyim belki de.
      Çok güzel bir dilek ve bunu duymak bile beni mutlu etmeye yetti. :) Çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. Yaz boyunca mekanım prize en yakın yer olan yatağım oldu. Kız kardeşim ben uzak kalıyorum ama dedi uzatma kablosu çekti. :D Arkadaşlarım ne yapıyorsun Fri dedikçe zırvaladım. Çünkü herhangi bir şey yapmıyordum. Boş işler... Ama o 'boş işler' benim için yararlı işlerdi. Kendim için bir şey yapıyordum.

    "...hayat, yapılması gerekenler ve çok da önemli olmayan işler arasında gidip gelirken ben neyin benim için iyi olduğunu düşünemiyorum." Ama bu cümle var ya o kadar doğru ki. Yaz tatilleri benim için cennet gibidir. Sıkıldım sıkıldım diye gezsem de kendim için bir şeyler yapma fırsatım olur. En güzeli adam akıllı düşünebilirim. Ne yazık ki okul demek kişisel saatimin yavaşlaması hatta durması demektir benim için.

    Hayatın iplerini kaybettiğimiz dönemler her zaman olur. Kısa zamanda o ipleri eline alacağını düşünüyorum. Ve hayatla nasıl mücadele edebiliyorsan öyle devam et. Hayat senin, mücadele senin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazı bana geçmiş yaz tatillerimi nasıl geçirdiğimi hatırlattı. Aynen senin söylediğin gibi aslında boş ama kendim için harcadığım vakitlerle dolu olan yaz tatillerimi. Biraz nostaljik hissetmediğim değil ama nostalji olarak kalmasını kesinlikle istemiyorum. Bunu gerçeğe dönüştüreceğim! :D (Ateşlendi bir anda.)

      Senin adına o kadar sevindim ki. Hatta challenge yazından sonra kendimi silkleyip o challenge'ı ciddiye almam gerektiğini söyledim kendime. Çevremdeki insanların başarısı beni de ateşlendiriyor galiba. :) O yüzden çok teşekkür ederim sana. Beni ateşleyip kalan kişisel saatimde kendime ve sevdiğim şeylere daha çok değer vermem gerektiğini hatırlattığın için. :)

      Sil
  3. "Kısacası hayatımın iplerini kaybettim"...
    İşte ben de öyle, ben de öyle...
    Ne zaman kendimize birer iyilik ısmarlayacağız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blimiyorum. Ama umarım iş işten geçmeden ve kendimizi çok da bekletmekten ısmarlarız. Şöyle en büyük boyundan olsa hiç fena olmaz. :)

      Sil
  4. Bu yazı için neredeyse bir Murakami kitabı karakterinin gözünden yazılmış gibi diyecektim ki aslında tüm Murakami kitaplarının (bildiğim kadarıyla) ana karakterin gözünden yazıldığını hatırladım. Öte yandan, her ne kadar onun gözünden yazılsa da kitapları ana karakterin kendi hakkındaki kişisel tahlillerini içermez. (Bunu şu anda fark ettim. Yanılıyor olabilirim tabii fakat şu an için bana doğru görünüyor.) Eğer içerseydi, bu yazı kolaylıkla onların gözünden yazılmış bir yazı zannedilebilirdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Murakami'yi azıcık bile hatırlattıysa bile gururum okşanmış demektir. Fakat doğrusu o derece iyi bir yazı olduğunu düşünmüyorum. :) Hem benim fırtınalarım Murakami'nin kitaplarında geçen fırtınalar kadar büyük de değil. Fakat herkesin kendine göre bir doğal afeti vardır elbette. O yüzden bu yorumu okduğumda okşanan gurumu bugün sevip yarın disiplin altına almaya çalışacağım.

      Bu arada Murakami'yi çok özledim. Eksikliğini de çok hissediyorum. Bu da fırtınama dahil olan şeylerden biri.

      Sil

Yorum Gönder