KÖR AŞIK

Neden, bilmiyorum ama Flört Dönemi adlı yazım epey bir tık alıyor şu günlerde. Bu tarz konulardan konuşmayı pek sevmem çünkü konuştuğunuz insanla aynı frekansı tutturmanız zaten çok düşük bir olasılıktır. Bunda hem aşkın/romantizmin kişisine göre farklı anlamlar barındırması yatar, hem de yaşanmış tecrübelerin bir yansıması olarak olgunluğun en saf haliyle karşılaşabilirsiniz ya da karşılaşmazsınız. Aşk, insanı olgunlaştırır. Bunu söyleyen lisedeki servis şoförümüzdü. Kendisi şu ana kadar tanıdığım en erdemli insanlardan biridir. Onun bu sözünü asla unutamam.

Peki neden böyle bir konuyu hortlattım? Durup dururken değil elbette. Grup arkadaşlarımdan biri kör aşık olduğunu düşündüğüm insanlardan. Öyle biri olup olmadığı tartışmaya açıktır elbette ama bu durum aldığımız dersteki performansımı/zı etkileyecek kadar ön planda olmaya başladı. Ve açıkçası, beni sinir ediyor.

Öncelikle bu bir ego tatmini yazısı değil. (Egosunu bunlarla tatmin eden insanlara da acımak düşer sadece.) İnsanlardan pek hoşlanmadığımı bu blogta birkaç kez dile getirmiştim. Buna rağmen kimsenin beni sinirlendirmesine kolay kolay izin vermem. Özellikle de sevdiğim insanlar dışındaki insanların. Ama bir kişi var ki, gerçekten beni hiç bu kadar sinirlendirmemişti.

O kişiyi mezun olduktan sonra bir daha hiç ama hiç görmek istemiyorum!

Bu yazı yavaş yavaş nefret kusma yazısına döndü!

Karşı karşıya oturup "iki medeni insan gibi" konuşamadığınız insanlarla lütfen aynı ortamda bulunmayın. Bir gün gelir de, konuşmak zorunda kalırsanız işte o zaman vay halinize... Geçmiş olsun. Dünyanın en zor işiyle baş başa kaldınız.

İşte kör aşık olmak da böyledir. O sizi dinlemez, sizi duymaz, sizinle konuşmaz ve sizi görmez bile. O sadece zihnindeki sizle ilgilenir. Zihnindeki siz ise aslında gerçek sizle aynı kişi değildir, olamaz da. Zihindeki aşık olduğu kişi muhtemelen tuvalete gitmez, ter kokmaz, kusmaz veya küfür etmez. Bunların yanı sıra, gerçekteki kişi zamanla değişse bile zihindeki değişmez. Bu şekilde düşünüldüğünde şu da aşikardır: Zihindeki kişiye aslında aşık olmaktan öte, tapar.

Kimsenin size tapmasına asla izin vermeyin. Bununla ilgili en ufak bir ipucu gördüğünüzde kötü yönlerinizi göstererek onu kendinizden soğutmaya kalkışmayın. Çünkü işe yaramayacaktır. Ne işe yarar? Eskisi gibi davranmak mı? Hayır, o gerçekten hiç mi hiç işe yaramıyor. Aksine, hala sizinle flörtleşmeye devam ettiğini göreceksiniz. Sanırım bu sorunun cevabını bilmiyorum. Çünkü engin(!) tecrübelerimin sonunda biraz sinir krizi ve biraz da pişmanlık yaşadım. Ve bu yönümü gerçekten hiç sevmiyorum. (Bir olay karşısında yanlış kararı almış olmamı.)

Bir kör aşık vakası sadece başınıza gelecek bir olay değildir. Ama siz yine de flörtleştiğiniz insanlara karşı temkinli olun. Özellikle de pek tanımıyorsanız. Bunun yanı sıra, bir kör aşık vakası, aynı zamanda sizin de olabileceğiniz bir durumdur. Bunu önlemek için ne yapılabilir, bilmiyorum. Fakat açık sözlülüğüne güvendiğiniz bir arkadaşınıza durumu anlatıp sizi tokatlamasına izin vermelisiniz. Gerçi bana kalırsa bu mümkün değil. Sonuçta kör aşık olan kişiler, aşık olduklarını sandıkları kişiye karşı hipnoz etkisi altındaymışçasına hareket ederler. Hem onlara laf getirmez, hem de gerçeklerden kaçarlar. Eğer ki, dostlarının sesine kulak verip tokatın etkisiyle hipnozdan çıkarlarsa, işte o zaman taptıkları insandan nefret etme süreci başlar. Ve bu süreç, aşık olduğunu sandığı insana hayatı dar etmesiyle veya onu unutmaya çalışmasıyla son bulur.

Lütfen. Kimsenin hayatını dar etmeyin.


Son olarak, bir zamanlar kör aşık olduysanız ya da size karşı kör aşık olan biri varsa şunu unutmayın: Kimse sizden daha değerli değildir. Bu konuda bencil ve küstah olma hakkınız var. Ne bir ayrılık sizin ölümünüz olsun, ne de karşılıksız bir aşk gözyaşınız. Bir başkasına sevmek zaten çok zor. Ama siz, siz olun. Her zaman kendinizi daha çok sevin.




Yorumlar

  1. Hay cok yaşaa valla :) oldum olasi sacma bulmustum bu tip seyleri zaten.Nasil bir insan diger bir İNSANı kendinden daha cok sevebilir ki ? Bence sevmeyi bilmediği icindir bu.Hele birde at gözlügünü kuşanmışsa gecmisler olsun.Birini daha kaybettik 😄

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu at gözlüğü kelimesi resmen yazıyı yazarken aklıma gelmedi. Bence de, o gözlüğü takanlar zaten hayatlarının bir kısmını kaybetmiş demektir. Sevmeyi bilmek de önemli, çok doğru bir noktaya parmak bastınız. :)

      Sil
  2. Sırılsıklam aşığım ama yemin ederim o yazıyı göçerten ben değilim Roromiya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen sırılsıklam aşık olmuşsun, o yazıyı göçertsen bile hiç sorun olmaz. :D Tebrik ederim Alice, umarım o da sana aynı şekilde aşıktır. :)

      Sil
  3. ''Her zaman kendinizi daha çok sevin.''

    Keşke...

    YanıtlaSil
  4. Tespitlerin ve açıklamaların çok yerinde olmuş. Kör aşığı kendine getirmenin bir yolu var ancak bu muhtemelen deneyebileceğin bir yol değil. Kör aşığın farkındalık kazanabilmesi için gerçekten sevebileceği biriyle tanışması, tanıştığı kişinin de aşık olduğunu zannetiği kişiyle arkadaş olması gerekir. Bu üçlü iyi ya da kötü çoğunlukla bir yıldan fazla sürecek bir arkadaşlık ilişkisi kurmalıdır. Sonrasında kör aşık onları bir aradayken karşılaştırma fırsatı bulur ve parça parça farkındalık kazanır, istediği kişinin diğer arkadaşı olduğunu farketmeye başlar. Bunun zamanı kişinin karakter yapısı başta olmak üzere bir çok faktöre bağlıdır. Senin de bahsettiğin gibi aşık olduğunu sandığı kişiye karşı nefret duymaya başlayacak, aynı zamanda bu farkındalık yüzünden suçluluk duyacaktır. Bu karmaşa kendini sorgulamaya dönüşecek bir süre de kafa karışıklığıyla geçecektir. Sonuçta kendini bulacak ve çok büyük olasılıkla bir daha kör aşık olamayacak. Benim görebildiğim buydu. Benim görebildiğim tek yol buydu. Karşıdaki kişinin de burada tavırları önemli. Sende geçerli olmasa bile bazıları sevmediği halde kör aşığının başkasını sevmesinden kıskançlık duyup bunu dile getirdiğinde o zaman kör aşığın ne yapacağını bilememesi durumu ortaya çıkar, bunun ayrımı da kör aşığın kendini yeterince tanıyıp tanımamasına bağlıdır. Tabii bu konumuzun dışına çıkıyor, burada keseyim. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana bir şey sormalıyım, beni gerçekte tanıyor musun? İster inan, ister inanma ama şu bir yıl geçme kısmını göz ardı edersem aynen bunlar oldu. Kör aşığım gerçekten sevebileceği yegane insanı buldu ve o benim arkadaşımdı. Çok çalkantılı bir süreç geçirdik ve onlar gerçekten de birbirlerini sevdi. Ancak ne yazık ki araya dördüncü şahıs olarak esas kızın arkadaşları girdi ve sevenler kavuşamadı. Ve ben yine kör aşığa dert ortağı olup onun gözyaşlarına tanık oldum. Bu sefer başka birisi içindi ama sahici olduğu için çok üzüldüm. Şu anda tekrar birleşmelerini istesem bile, çok fazla burnumu sokmak istemiyorum.

      Bu konularda yalnız olmadığımı görmek biraz sevindirici ama durumu göze aldığımda üzücü de tabii ki. Ancak en güzeli, bloğunu ve seni keşfetmek oldu Dark :) Yorumun için de ayrıca teşekkür ederim.

      Sil
    2. Hayır, gerçekte tanımıyorum. Sadece çevirmenlik yaptığını ve bisiklet kullanımı üzerine konuştuğumuzu hatırlayabiliyorum :D Olayların ilerleyişindeki benzerlik tesadüften ibaret. Dördüncü şahıs beklemediğim bir durumdu. Onun dert ortağı olmanı tavsiye etmiyorum ancak yerinde ben olsaydım tavsiye etmediğim halde dert ortağı olmaya devam ederdim. Muhtemelen sen de öyle. Yine de çok fazla karışmamak onun adına daha iyi olur gibi.

      İçinde mutluk ve üzüntünün karıştığı ironik bir durum. Ancak servis şoförünün de dediği gibi olgunlaşma açısından iyi bir şey. İçinde olumsuzluklar olsa bile melankolik eğilimimizden dolayı göremediğimiz çok fazla olumlu şey vardır. En başta birilerini mutlu etmesi yeterli bir sebep. Bloğum çok eskiden yazıp sonradan boşladığım bir yer. İçindeki bir çok şeyi silip sadece sevdiğim sözleri yazmak istemiştim. O sıra amaçsızca yazmıştım, şu an ise günün birinde kendim olmaktan uzaklaşmaya başlarsam orayı okuduğumda kendimi tekrar bulabileceğimi düşünüyorum. Yine de güncellenmesi lazım. Ve rica ederim. :)

      Sil
    3. Evet, haklısın. Şu anda hiçbiriyle görüşmüyorum gerçi, ama sebebi ortak bir bağlamımızın olmaması. Yani doğal bir şekilde hepimiz yollarımızı ayırmış olduk. Bu konu da böylece kapanmış oldu, en azından benim için.

      Her yaşantı bir tecrübeyi getiriyor. Ben de olaya bu şekilde baktığımda daha huzurlu hissediyorum. Blog açmanın ve ona bağlanmanın en temel sebebini söyledin. Zira en temel ve en kıymetli sebebi aynı zamanda. Bazen güncellemek sadece kafada biten bir meseledir. O yüzden bunu çok dert etmeden de devam edebilirsin. :) Böyle bir platformun varlığı bile yetiyor kanımca. Devamlı yazıp yazmamak ya da yazılan konu türü sadece varlığını göstermek adına bir nevi araç. Kısacası hakimiyet alanın olan bir yerde sadece senin sözün geçer. Sen naasıl ve ne şekilde istersen o olur. :)

      Sil

Yorum Gönder