Sodom ve Gomore, Adını Daha Koyamadım, 36. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ


Bu şarkıyı daha önce paylaşmış mıydım bilmiyorum doğrusu. Paylaştıysam bile hatırlamak güzel olabilir, zira ayaklarım sızlarken ve başım zonklarken beni yormayacak şarkılardan biri olduğu şüphesizdir. 

Kadınların topuklu ayakkabının rahatsızlığı konusunda hemfikir oldukları kadar giymekten neden geri kalamadıkları yavaş yavaş anlıyorum galiba. Hayır, topuklu ayakkabı giymedim. Sadece ayaklarımı son derece rahatsız eden ayakkabılarımı giydiğim şu iki günde, neden kendime acı çektirdiğimi anlamaya çalışıyorum. "Hava yağmurlu, öyleyse ona uygun bir ayakkabı giyilmeli" düşüncesinin sonuçları hep bunlar. Sanki yağmurlu havada spor ayakkabı giysem ve ıslansam başıma çok büyük bir dert açacağım? Ya da ne giyeceğime karar verirken havaları tayin kılıp kendimi ikinci plana atmamın belli bir mantığı olabilir mi ki? Bazen mevcut kalıpların hepsini yıkmak istiyorum. Sadece ırkçılık, sınıf, etnik, cinsiyet vs gibi ayrımlardan bahsetmiyorum. Mesela bilinen ve yaygın olan tüm yöntemleri, alışkanlıkları ve kuralları ortadan kaldırmak gibi. Karın soğuk olmadığı, güneşin gözlük gerektirmediği veya ayağı vurmayan ayakkabıların varlığı gibi...

Sanırım bu sonuncusu buraya pek uymadı. Neyse...

Sodom ve Gomore ne güzel bir kitapmış. Edebiyat dersim için elime aldığım ama içine yutulduğum bir kitap oldu. Alt metni anlayanlar (Hayır, Sodom ve Gomore analojisinden bahsetmiyorum.) için gerçekten başucu kitabı. Ha, okumayanlar için dünyanın en klişe ve sıkıcı kitabı olabilir. Hele bir de kendinizi daha kitabı okumadan üzerinde söz sahibi hissediyorsanız.

Lafım kimseye değil aslında, bir kişi hariç. Yakın zamanda tanıştığım ve grup arkadaşım olan biri var. Sinema dersi bir proje üzerinde çalışıyoruz ve sanırım hayatımda ilk defa uzlaşamadığımız konuların çokluğu hakkında uzlaşabildiğim biri oldu. Gerçekten de tam olarak ilişkimiz böyle. Hiçbir konu hakkında birbirimize katılmıyoruz ve çok zıt fikirlere sahibiz. Ama bunu konuşmaktan kendisi acayip bir zevk alıyor ve benim düşüncelerimi yüzde yüz reddettiğini söylemekten de mutluluk duyuyor. Elbette benim sinirimi bozan kısım bu değil. Sadece hayat görüşüme ve hayatı algılama biçimime bu kadar ters bir insanın var olduğunu görmek beni birazcık çileden çıkartabiliyor. Ben karaysam, o ak; o geceyse ben gündüzüm. Birbirimizin karşıtlığı üzerinden varlığımızı sürdürüyoruz adeta. Bu şaşkınlığı dönem sonuna kadar üzerimden atabileceğimi sanmıyorum. 

Hayatımın fazla çalkantılı, gerilimli, aksiyonlu ya da duygusal bir döneminde değilim. Bu bir gerçek. Ancak hayatım boyunca daha önce hiç tatmadığım ve ilk defa buna ne isim veremeyeceğim bir dönemini yaşıyorum. Biraz bulanık, hayalperest, umut dolu, kötümser, insancıl ama aynı zamanda hayvani birçok yanımı gördüğüm en belirsizinden ama bir o kadar da yoğun bir duygu bu. Adını daha koyamadığım bir duygu. Ve muhtemelen bu beni epey korkutuyor. Bundan kurtulmak için eski ve güvenilir birçok yöntemimi çoktan kullandım bile. Nafile. Pek işe yaramadılar. Ancak denemeye devam. Ve yarın yeni bir gün. Denemek için yeni bir fırsatım daha var demektir o hâlde. 

Yalnızca festivallerde film izleyip hayatımın geri kalanında hiç sinemaya gitmeyebilirim. Arada bir önüme çıkan kaliteli filmlerle yetinebilirim. Evet, bunu yapma kapasitemi bir kenara koyup bunu yapmayı gerçekten arzuladığımı da belirtmeliyim. Çünkü zamanında çok fazla film harcadım ve bu beni biraz yıprattı. Şimdiki durumumu ise bu yüzden yadırgayamıyorum. Ancak İKSV yeni film programını yayınlamış ve bu demektir ki 36. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ gidilmeyi bekliyor. Dolayısıyla merak ettiğim belgeselleri ve programıma uyan birkaç kaçamak filmi araya sıkıştırıp aktivizm içerenlere pozitif ayrımcılık yapma şansını yakaladığım 10 günlük bir film kuşağı yaklaşıyor. Yeni insanlara ve fikirlere şans vermek için güzel bir fırsat, hem de ucuzundan.

Kapanıştan önce ilgilenenler için son kez ALES başvurularının başladığını haber vermek isterim. Sanırım bunun duyurusunu 79384. kez yaptıktan sonra rahatça bugünü ve bu yazıyı sonlandırabilirim. Pazar gününden sonra havaların açacağını metroda yüzünü bile görmediğim birinden duyduktan sonra herkese güzel bahar dolu günler dilerim. O günlerde görüşmek üzere.


Yorumlar

  1. Meraba :) daha yenisin sanirim sen ilk defa gördüm hosgeldin madem :) sarkida apayrı güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Annesinin Prenses'i :) İkinci yılımın dolmasına birkaç ay kaldı, çok da yeni sayılmam. Şarkıyı beğenmene çok sevindim, dinlediğin için teşekkür ederim. :)

      Sil
    2. Aa ben hosgelmisim madem :) telefondan çok geçmişe gidemiyorum.Dikkatimden kaçmış.Olsunnn tanistigima memnun oldum :)

      Sil
    3. Aynen, hoş gelmişsiniz. :) Ben de tanıştığıma çok memnun oldum, her zaman beklerim. :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Adeta hiçbir filme gidemedim. Biletler bildiğim tarihten daha erken satışa çıktı ve ben o sırada bilet arayacak vakit bulamadım. Sonrada tüm biletler satışmıştır diye peşini kovalamadım doğrusu.

      Sil
    2. :/ hafta içi 11, 13.30, 16 seansları öğrencilere 1 tl idi ve ben satışlar başladıktan bi kaç gün sonra bir sürü bilet aldım bu şekilde. neyse. sağlık olsun. :D

      Sil
    3. Evet işte tam da o yüzden gitmek istiyordum. 1 tl olduğu için. :D Sana kısmetmiş diyelim. Belki de bilinçaltım bunun uygun olmadığını söylüyordu çünkü ne zaman gidip gidemeyeceğim de tam belli değildi benim. Senin adına sevindim ama. :)

      Sil

Yorum Gönder