YAZMASAM İÇİMDE KALIRDI!

2017 Ocak Ayı Roromiya Astrolojik Yorumu hüsrana uğradı. Onu yayınlamam için çok zırladı ama uslu bir çocuk olmadığı gerekçesiyle taslaklarda yıllanmaya mahkum edildi. Evet, benden iyi bir ebeveyn olmaz. Ama eğer tek ebeveyn olursam o zaman iyinin de ötesinde olabilirim.

Annem çaydanlığı deterjanla yıkamış. Yeşil çay demlerini içinde çok bekletmemi gerekçe olarak sunarak sarı lekelere karşı savaş açtığını söyledi bugün. Lakin ona bunun ne kadar dehşetengiz bir durum olduğunu açıklamam mümkün değil. O iyi bir anne ama kötü bir ev insanı. Çünkü deterjanların her şeyi temizlediğine inanmakta ısrar ediyor. (Sizce zehirlenir miyim?)

The Bow. The Bow. The Bow. Filmekimi'nden bu yana bu kadar iyi bir film izlememiştim. Elbette önüme çıkmasaydı izleyemezdim de, ama bir anda televizyonda karşıma çıktı ve yönetmenine bakmamış olsaydım bile bunun sıradan bir film olmadığını anlardım. Yönetmeni övmek için söylemiyorum, film gerçekten iyiydi. Fakat lütfen (yüksek) sinema kültürüne sahip olanlar izlesin gibi bir ibare koysunlar başına. Sonra bu filmde pedofili var deyip sanata hakaret ediyorlar. (bkz.entelektüel olmaya çalışmak)

Hayallerde Tatiller veya Tatillerde Hayaller başlıklı bir yazı yazmayı çok isterdim. Bu saatten sonra yazabilir miyim emin değilim. Yazayım mı? Çok yazasım geldi, galiba yazacağım. Böylece bu tatilde ne yaptığıma dair 2017 Ocak Ayı Roromiya Astrolojik Yorumu'nda yazdığım birkaç şeye de tanık olmuş olursunuz. Yapmadıklarım ve ıkanarak yaptıklarım...

Şöyle daldan dala atlamalı yazı yazmayalı ne kadar olmuştu acaba? İçimden gelen her şeyi saçıyormuş gibi hissediyorum ve bunu -nedense- beni çok mutlu ediyor. Oysa kompozisyon halinde yazılarımı okurken daha mutlu oluyorum. Birini yazmak, diğerini okumak mutlu ediyor. Nasıl bir egom varsa her türlü yaptığım şeyden mutlu oluyorum.

Saçılması gerekn bir diğer konu da sütyenler. Evet, yanlış söylemedim ve siz de doğru duydunuz. Bu konuya karşı herkesten çok benim hassasiyetim var çünkü kendilerini acayip can sıkıcı olarak değerlendiriyorum. Mutfak dolaplarının içindeki örtü bile daha fazla göründüğü hâlde, neden sütyen takmaya ihtiyacımız olduğunu bir türlü kavramış değilim. Kaslarımı bu kadar ağrıtan ve topuklu ayakkabı giymeyi bile yeğlediğim, kadınlara yönelik bir icat bu. Gerçekten, neden sütyen? Anlatsana biraz... Şaka bir yana, ikinci bir derim olarak bedenime yapışan o kumaş parçasına kısa bir süreliğine veda etmiş olmama rağmen, okulun açılmasıyla birlikte tekrardan yüzüme sinsi sinsi baktığının farkındayım. Bir balon etek kadar beni irrite etmese de, yine de kendisiyle aramın düzeleceğine ihtimal vermiyorum. Hayırlısı...




Belki geçmiş ayın yorumunu buraya koyamadım ama (nedense çok içimde kaldı ama bir kere kararımı verdim) şubat ayı için huzuru bulduğunuz ve içinizi hafiften ısıtmaya başladığı bir ay olmasını temenni edebilirim. Kış aylarının isimlerini, yaz aylarının verdiği hissi, bahar aylarının ise tadını severim ben. Ha bir de mevsim sonlarını ve doğal olarak başlangıçlarını. Mevsimin son ayı olarak Şubat'a karşı da içimde anlam veremediğim kıpırtılar ve heyecanlar uyanmaya başladı bugün. Belki de havanın güzelliği, belki de rahat bir ay olacağını hissetmem... Umarım hislerim de beni yalancı çıkartmaz.

Hoşça kalın!



Yorumlar