GOBLİN, WHY MEN STOP WEARING HIGH HEELS? VE İNSANIN DURUMU

Belki burada sayısız kez dizi izleyemediğimden ve hatta film izlerken bile zırt pırt yerimden kalktığımdan bahsetmişimdir. Ancak bir diziye (animeler de geçerli benim için) başlamam için iyi bir tarih varsa bu ancak yılın üç zamanıdır. İlk dönem final haftası, ikinci dönem final haftası ve yaz tatili. Bu durum benim için ritüel oldu neredeyse ve ilk animeme de böyle başlamıştım. Hazırlıkta ilk dönemin son günü olduğu ve hatta tüm ayrıntılarını kadar hala gayet iyi hatırlıyorum. Ancak ne var ki, bu yıl biraz bozuldu bu ritüel. Bozulması da hiç fena olmadı gerçi çünkü bu yılki ilk final haftam yoğundu ve ben ders çalışmayı başarabildim(!). Peki, dizi ya da anime? İzlemedim. Ta ki şu yazıyla karşılaşana dek...

Finaller bitmiş, tatil gelmiş ve hatta bitmiş bile. Geçen pazar günü blogda son yazımı yayınladıktan sonra bir merakla başladım diziye. Bir çırpıda bitirmedim elbette, kapasitemi aşan bir durum çünkü o. Ancak bir haftaya yaya yaya izledim ve uzun süredir hiç bu kadar keyif almamıştım. Ayrıca dizilere karşı bağışıklık sistemimi de güçlendirdi bu dizi. Teşekkürler Fernweh!

İlk defa animeler dışındaki bir yapımda tüm karakterleri sevdim. Bunda kötü oyuncu ya da iyi olmayan performans olmamasının da etkisi büyük. Ancak baş karakterlerin gözalıcı ve aynı zamanda hüzünlü hikayesiyle yarışacak kadar iyi olan yan karakterlerin hikayesinin de iyi olduğunu görünce gerçekten kendimden geçtim. Kurgusu gerçekten iyiydi. Benim gibi dizi izlemeyen birinin boyundan büyük laflar etmesi hoş değil, ancak benim gibi detaycı olmayan ve Kore dizilerine ilgi duyanların çokça seveceği kaliteli bir yapımdı Goblin. Detaycı olmayan derken gerçekçilikten bahsediyorum biraz. Yine de bunlara gözümü kapatabilirim çünkü kendi içinde çok sağlam bir yapımdı. Hem göze hitap etmesi, hem de zihni kurcalaması bakımında beni tatmin etmekle kalmadı, aynı zamanda her bölümde sümüklerimle ağlamamı da sağladı. Fernweh ben sulugöz değilim derken içimden "ben de değilimdir" diye geçirmiştim ama yanılmışım. Beni bile sulugözlü hâle getirecek kurmaca yapımlar varmış. Kendime çok şaşırdım.

Son zamanlarla dizilerle olan ilişkime hafiften değindiğime göre biraz da başka nasıl vaktimi boş geçirdiğimden bahsedeyim. Why Did Men Stop Wearing High Heels? benim manhwalarla barışmamı sağlayan çizgilere ve hikayeye sahip. Önceden mahnwa okumuşluğum çok oldu ama nedense bir türlü devam ettiremedim. Fakat bunun yeni bölümlerini dört gözle bekler oldum. Hala ortaya çıkması gereken yeni aksiyonları içinde barındırdığına inanıyorum. Belki de bu yüzden yeni bölümlerini bekliyor olabilirim ama bu türle beni yeniden barıştırdığı için de önemli bir konumda şu anda. Muhtemelen içinde garip takıntılara ve beğenilere sahip olan bir baş karakter olduğu için benim ilgimi çekti. Çünkü dışarıdan garip görünen ama aslında toplumsal normlara karşıt olanın temsil edildiği eserleri genel olarak seviyorum.

Uyarı: Konuyu anlatayım derken spoiler vermiş olabilir. Okumak istemeyenler bir sonraki paragrafa geçebilir.

Bu manhwada topuklu ayakkabı giymeyi seven ancak bunu sadece anonim olarak kullandığı bloğunda paylaşan bir adamın hikayesi konu ediliyor. Takipçisi çok ve ince zevkli olan bu adam, ilhamını kaybetmiş bir ayakkabı tasarımcısı ile karşılaşırsa ne olur? Üstüne üstelik o tasarımcı da adamın bir takipçisidir ve bloğun sahibinin erkek olduğunu öğrenen ilk kişi olmuştur. Peki bu ikili bundan sonra nasıl bir yol takip edecek? İşte genel olarak konusu böyle.

Arada bir ayakkabılarla ilgili bilgiler vermesi ve anonim bloğu olan bir bloggerın hayatından bahsetmesi açısından beğenimi kazanan ve bunları yaparken eğreti de durmayan bir kurgusu olması çok hoşuma gitti. Takıntılarla ilgili ise zaten 1-0 galip başlamıştı kalbimde. İleride türkçeye çevrilmesini (şu anda çevriliyor bile olabilir) de dört gözle beklediğimin altını çizmeliyim. Son olarak, topuklu ayakkabılarla benim gibi asla barışık olmayanlar için manhwanın içinde bize de yer var demek istiyorum ve şuraya bir yere ufak bir diyalog bırakıyorum. topuklu ayakkabılar


Son olarak bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Lewis Mumford hiç okumamış biri olarak, kendisiyle tanışmam da okuma grubum sayesinde oldu. İyi ki de oldu. Çünkü tarih kitapları okumayı pek sevemedim ama bunu bu şekilde bir kenara atmak da istemiyorum. Çok önemli ve gerekli olduğunu bildiğim hâlde bir türlü elimin gitmemesine karşın İnsanın Durumu'na başlamak benim için güzel bir adım oldu. Hem hacmi hem de çerçevesini oluşturduğu konular bakımından değerli ve bir o kadar da kolay okunan bir kitap olduğunu söylemeliyim. Buna karşın bir çırpıda bitecek bir kitap değil. Muhtemelen okuma grubumla okumamış olsaydım, göze alıp da okuyacağım bir kitap olmayacaktı. İşte tam da bu yüzden yaşasın okuma grupları!

Her çağda insan nasıl şekil alır? Nelerle yaşar ve nelerle yaşam bulur? Onu ne yönlendirir ve o dönemde dünyaya ne hakimdir? Din, zihniyet, ekonomi, iktidar ve sağlık gibi konularda dönem dönem insanların durumunu açıklayan bu kitabın aynı zamanda sosyolojik bir gözlem ve analiz de içermesi benim için vurucu noktaydı. Belki de tarihsel sosyoloji bakımından bu kadar önemli bir gelişmeyi içermesi de, tarih kitaplarından onu ayırt eden en önemli noktadır. Mumford okumak için ilk seçilen kitap bu olmazmış genelde. Fakat bende bıraktığı izler bakımından son kitap da olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. İlgilenenler için de önemli bir dipnot, kitapçılarda bulunması zor ama internet üzerinden sipariş olanağınızın olduğu bir kitaptır kendisi.

Şimdilik bu kadar. Kısaca son dönemde vaktimi alan şeylerden bahsetmek istedim. Umarım keyifli bir yazı olmuştur. Hoşça kalın!

Yorumlar

  1. Kim'in dolabını gördüğümde gözlerim fal taşına döndü. O nasıl bir dolaptır öyle. :D
    Manhwa arayışındayken sayende imdadıma yetişircesine bulmam sevindirici bir rastlantı oldu, diğer yandan hemen okumaya başladım da seriyi. Goblin konusunda katılıyorum, ve açıkçası bir konu hakkında görüş bildirmek için çok izleyip izlememenin önemi olmadığını düşünüyorum, sonuçta ne kadar izlersen izle, seyrettiğin yapımla ilgili görüş kafanda oluşur, okuduğum bir mangada Musashi yetmiş kişiye karşı teke tek mücade ederken aklından şu sözü geçirmeye başlamıştı 'sayılar önemli değil' bir şekilde bu söz hoşuma gitti. (um, bu arada konuyu buraya nasıl sürükledim orası muamma, şu an aklımdan hakikatten bunu geçiyorum.) öte yandansa demem o ki, önemli olan sende bıraktığı iz. Goblin benim de severek takip ettiğim bir dizi olmuştu, normalde Kore dizilerini fazla seyretmem. Yıl içindeyse izlediğim sayılı denilebilinecek derecede azdır. Bunun etkisi biraz uzun süreleri. Çok çabuk sıkılıyorum, animelere yahut 40 veya 20 dakikalık Amerikan dizilerine nazaran uzun gelse de Goblin'de hiç sıkıldığımı anımsamıyorum. Kurgusuyla karakterlerinin, derinliği ve özgünlüğü olsun içine çekmişti beni. Manhwa'da koyduğun o sahneye yalnız gülerek okudum Miya-san. Düşün, evde şu vakte kadar sadece iki çift topuklum olmuştur. (ona da topuklu desem mi emin olamadım, 12 santim topuklularla gezinen kardeşim "mantar topuk, topuktan sayılmaz" dediğinden) O nedenle karakterde biraz kendimi gördüm. :D İnsanın Durumuna da bir ara bakacağım kesinlikle. Büyük ihtimal yazın okurum gibime geliyor, şu aralar animelere dahi fazla vakit ayıramadığım için fırsat yakalayacağımı sanmıyorum. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir dolabı ben ömrü hayatımda göremem herhalde. Gerçekten olağanüstü :D Manhwa'yı beğenmene çok sevindim. Umarım yeni bölümleri çabucak gelir de biz de heyecanla okumaya devam ederiz. :) Goblin konusunda da benzer şeyler düşünüyoruz anlaşılan. Ayrıca benim gibi dizilerle arası pek barışık olmayan birinin seninle aynı yorumlara sahip olması da onu verici. En azından sen bu konuda daha çok tecrübelisin çünkü. :) Senin de by şekilde dizi veya manhwa önerilerin olursa öğrenmek isterim. Hoşça kal River. :)

      Sil
  2. ŞOKA GİRDİM!
    Ben nasıl atlamışım bu yazıyı?
    Dur biraz stalk yapayım blogunda derken denk geldim...
    Çok özür dilerim bu kadar geç kaldığım için.
    Ayrıca çok da teşekkür ederim yazında benden söz ettiğin için!
    Ne büyük mutluluk!
    Birileri de beni okuyor hissi!
    (Bu yazıyı gözden kaçırmamda ara vermemin de etkisi var, mazeret olarak kabul edilir mi bilmem ama...)

    Goblini beğenmene sevindim. Bence de çok sağlam bir yapımdı :))
    manhwa hiç okumadım hayatımda. bir kere manga denemiştim ama devam ettiremedim. manhwa kore mangasıydı dimi?:D (harika tanımlama! Bu saatte komite stresi + fizyoloji arası verince insanda kafa kalmıyor haliyle.)
    Ayrıca bunun konusu da pek ilginç :) ben topukluyla hiç rahat edemem... adamdaki tutkuya bak :D resimdeki kıza katılıyorum! Çok acı vericiler :D 40 yılda 1.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahaha :D Öncelikle özür dilemene gerek bile yok. Nereden bileceksin ki senden bahsettiğimi? Hem bahsetmiş olsam bile öncelikle benim teşekkür etmem gerek. Dizi gerçekten ama geçekten çok iyiydi. Hala fotoğraflarına bakıp kahkaha atıyorum. Çünkü hem komik, hem hüzünlü o sahneleri izlemek çok keyifliydi. Bu keyfi yaşamama yardımcı olduğun için, ben de seni azıcık bile mutlu ettiysem ne güzel! (Hiç öyle mazzeret lafını etme, gerek yok çünkü.)

      Konu olarak çok iyi ama manhwa okuyacağım diye işkence çekmeye gerek yok çünkü alışmak biraz zaman alıyor. Yine de seçim senin, konuyu sevsen bile devam ettirememen senin hatan olmaz. Sonuçta benim gibi manga sever biri için bile manhwalar bazen işkence oluyor. (Evet, kore mangası sayılır. Ayrıca komitende başarılar :))

      Sil
    2. Manhwa ile manga arasındaki fark ne?
      valla bi boşluk bulabilsem neler yapıcam da...

      diziyi beğenmene çook sevindim ^^ bence benden bahsettiğinde bana da haber ver kendımı cok mahcup hıssedıyorumm :$

      Sil

Yorum Gönder