Challenge #9'un Sonucu: Olmadı, Baştan!


"Neyin var senin?" sorusuna karşı bağışıklık geliştirdiğim günler geçiriyorum. Gerçekten bir sıkıntınız olduğunda bu soruyu duymak ve bir şekilde derdinizi paylaşmak belki de çölde su bulmak etkisi yapar. Ancak içimdeki sıkıntıyı bilmediğim ve yokmuşçasına yaşamayı seçtiğim bugünlerde her önüme gelen bana bu soruyu soruyor. Demek ki iyi olmadığım aşikar ve bu soruyla karşılaştığım her an da kötü olduğumu resmileştiriyor. Peki bu durum neden benimi canımı sıkıyor?

İçten içe tamamen iyi olmadığımın farkındayım. Fakat asıl beni kötü hissettiren bu soruya kesin bir cevap veremiyor olmam. Sürekli bir bahane buluyorum; yok uyuyamıyorum, yok dersler, yok arkadaşlar, yok başvurular... İşler güçler. Canınız cehenneme!

Kendim olmak istiyorum. Kendimi bulmak değil, keşfetmek istiyorum. Tam olarak şu şarkı gibi hissediyorum, iki yıl önce eylül ayında paylaşmışım bu şarkıyı. Dertler aynı. Şarkılar aynı. Farklılaşan tek şey bedenim çünkü yaşlanıyor. Ve bunu fark etmek ruhumu iki kat yaşlandırıyor. Artık daha yorgun uyanıp daha az heyecanlanıyorum. Enerjimi tasarruflu kullanmaya çalışıyorum. Özellikle de insanlarla birlikteyken. Beni üzen, yoran ve düşündüren kişilerle görüşmeyi ertelemek ve kendimi iyi hissettiğim kişilerle sonsuza kadar beraber olmak istiyorum. Ancak ve ne yazık ki, bu kişilerin tümü arkadaş sıfatından yararlanıyor. Şu aralar kimin bloğuna baksam aynı şeyleri okumak buruk bir sevinç katıyor bana. "Yalnız değilmişim" sevinci ve arkadaşlığın anlam kaybetmesinin burukluğu.

Yine de iyileşmek ve süresiz restorasyonda yaptığım gibi kendime gelmek istiyorum. Umut etmek istiyorum. Umutlarıma ve hayallerime tutunmak istiyorum. Ayrıca challenge yapmak ve içime/özüme dönmek istiyorum. İstemekle kalmayıp yapmak istiyorum. Vee yapıyorum... şimdi!

Hatırlayan olur mu bilmiyorum ama 3 ay önce şöyle bir challenge'a başlamıştım. Hatırladıysanız şimdi unutabilirsiniz çünkü bu meydan okumayı yapmamam için tüm evren bana karşı çıktı. Evreni suçlamayı bırakıp biraz da kendimi suçlamak isterdim ama zaten depresif halimden kurtulmak istiyorum ve bunu da kendimi suçlayarak yapamam. Dolayısıyla birtakım gereksiz ve önemsiz nedenler yüzünden bu zorlu meydan okumayı bir gün bile yapamadım. (Asilce itiraf eder.) Ancak yapamadığım için daha da hırslandım çünkü üç ay boyunca challenge yapmadığı resmileştiren bir sonuca ulaşmıştım oldum bu şekilde. Bunun böyle devam etmesini istememekle birlikte içe dönük yaşam isteğimi minik challenge'lar yardımıyla yapabileceğimi düşünüyorum. İlk challenge gayet basit ve kolaylıkla yapılabilecek bir şey. O yüzden müsait olan herkesi davet ediyorum. Buyrun, challenge'ıma ortak olun. :)

Birkaç gün için ayrı bir yazıyla blogta göreceksiniz ne olduğunu. Şimdilik pazar günün geçip gitmesini bekliyorum çünkü kalabalık bir grup insan içinde boğulma tehlikesini atlatmam lazım önce. Evet, misafirlerden bahsediyorum. Tsunamiyi atlattıktan sonra geride kalanlarla yoluma devam edeceğim.

Son olarak, yazıya sinirle başlayıp neşeyle bitirmek ancak bir başka yazıyla mümkün olabilirdi. Paylaşmakla anlam kazanacak bu yazıya sizi de davet ediyorum. Japonkedi'ye de saygılarımı sunuyorum. :)

Hoşça kalın. Yakında görüşmek üzere.

Yorumlar

  1. bu challengeler sıkmıyor mu ya :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatım yeterince sıkıcı olduğu için bunlarla eğleniyorum galiba. :D Ciddiyim, çok keyif alıyorum. :)

      Sil
    2. bunlara yönelik enerjine ve motivasyonlarına hayranım sahiden.

      Sil
    3. Biraz işsizlik diyelim biraz da yalnız kalma bahanesi. :)

      Sil
  2. 18 Şubat'ta ki Miya-san'a;
    açıkçası buraya yazmayacaktım, neden dersen bir evvelki yazında seni bol neşeli dahası pozitif dimdik gördüm. bu bile buraya yazmamam için başlı bir sebepti ki; 18 Şubat'ta ki ruh halinden oldukça farklı gelmişti. bu sebeple eski yazılarını okurken yahut düşüncemi araya sıkıştırırken minik bir tarih atma gereği hissettim ben de. o challenge'ı anımsıyorum. hatta biliyor musun, senin o challengın sayesinde şu an uyku düzenimi yerine getirdim. hâlâ geç yattığım zamanlar oluyor arada bir ama, erken kalkıyorum ve bunu alarmsız yapıyorum!
    bir de; Japon kedinin yazısını okudum, hoşuma gitti.
    sana da teşekkür ederim o kadar harika bir bloggerla tanıştırdığın için.
    bir tebessüm izi bırakan yazgıları seviyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle mektup almışım gibi, yüzümde tebessüm bırakan yorumlarını seviyorum ben de. :) Değişken bir ruh haline sahibim şu aralar. Ama her şeyden önemlisi ben de uyku düzenimi yerine getirmiş olabilirim. Ancak senin düzeninin yerine gelmiş olması beni daha çok mutlu etti. Terzi kendi söküğünü dikemez misali olmuş biraz. Yine de benimki de fena sayılmaz. :)

      Yazıyı beğenmene sevindim, japonkedi benim sessizce sıkı takipçisi olduğum bloglardan bir tanesi. Umarım siz de iyi anlaşırsınız. :)

      Sil

Yorum Gönder