ÇEYİZLİK KEETLE VE KATI OLAN ŞEYLERE DAİR

Arkadan gelen kettle sesi fön makinesinden gelen sabit gürültüye benziyor. İkisinin de uykuya dalmayı kolaylaştıracağına inanılıyor. Bir inanç biçimi olarak bilim, bunu destekliyor. Olabilir tabii, bilimi severiz. Ama sosyal olanını.

Bir gece beklenen demlenmiş yeşil çayın bayat tadı daha duru oluyor. Bir şekilde daha çok sevdiriyor kendini. Acısı yakmıyor, tatlı yanı gelmiyor. Kettle'da son kupalık su beni bekliyor. Bu yazının bitiminde ona kavuşacağım.

Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor mu gerçekten mi? Berman, Marx'ın öyle söylediğini iddia ediyor ama en büyük destekçisi Dostoyevski ile Goethe. Güzel kitap ama herkese göre değil. Yine sosyal bilimciler okusun, kaldıysa öyle birileri elbette.

Kettle çok ilginç bir kelime olmaya doğru evriliyor. Yıllığıma iki dost tarafından aynı hatıra yazılmış ve ikisinde de "ketıl böyle mi yazılıyor ya?" diye sorulmuş. Üç kişi tarafından yaşanılan anılar, aynı bilmecelerle kafa karıştırıyor. Okul dolabında saklanılan bir kettle makinesi, gece muhabbetine ortak olan sallama çayın yerini istila edip dilin kölesi olmuş durumda. Oysa o kettle makinesinin hatırlattığı dil değil, anılar olmalıydı. Oluyor da. O kettle makinesi tam çeyizlikmiş. Nerede acaba şimdi?

Bir dönemin sonuna geldik. Mezuniyete çeyrek, hayata geç kalındı. Hazır hissetmediğim bir maratona doğru koşarken bugün en acıklı iltifatı aldım: "Senin yaptığın keyiften istiyorum."

Oysa tatilleri hayatımın kendisi, okulu ise molalar olarak görmeye başladığımı yeni anlıyorum. Gerçekten yapmak istediklerimi neden tatillerde yapıyorum sadece? Okul, bir çeşit engel ve zaman çalan bir kurum haline ne zaman geldi? Unuttum. Sanırım yakın zamanda işler tersine döndü ve okuldan acayip zevk aldım. Her ne kadar finaller uykularımı çalsa ve şişkin gözlerimi gündüzlerime misafir etmiş olsa, bu durumun bir dönem sonra bitecek olması garip bir his. Çok garip his.

Kafam duru ama yazacaklarım karıştı. Aslında söylemek istediğim pek de bir şey yok. Hayatımın en huzurlu günlerinde olduğuma kendimi inandırdım ve bana kalırsa zaten öyle de. İlgi duyduğum şeyleri okuldan öğrenmeyi sevdiğimi yeni fark ettim. Bu, beni üzüyor mu? Pek değil, çünkü bundan sonra öğrenmek için kendim çaba harcayacağım, ayağıma gelmeyecek o bilgiler. Ve eğer çaba harcıyorsam, gerçekten istediğimi kendime göstermiş olacağım. Ama çaba harcamıyorsam, hatayı yalnızca kendimde arayacağım.

Katı olan her şeyin buharlaştığı bir dönemde, katı olanlar şeylere fazla anlam yüklediğimi fark ediyorum. Aynı kitapta yazıldığı gibi. Bunca zamandır eleştirdiğim konuların başrolünde oynamışım. Sanırım bu, insanları sevmeme birazcık bile olsa katkı sağlayacak.

Bir dikiş tutturmak, birkaç manga çevirmek, doğru zamanı bekleyen kitapları okumak ve sabah güneşini selamlamak gibi hayallerim var bu tatilde. Hayallerimden söz etmeyeli kaç yıl olmuştu? Sanırım zamanı çoktan geçti ama ben yine de bir ara bahsetmek istiyorum.

Roromiya
Burada güneş batıyor gerçi, ama önemli olan güneşi selamlamak değil mi? -Bosna Hersek

Yorumlar

  1. Güzeldi. Okul bize bir anahtar verir sadece. O anahtarla istediğimiz kapıyı açabiliriz. Sadece irade gerek. İçten gelecek; neyi istiyorsan onu seveceksin arkadaş. Sevmediğin bir şeyi de ne eş, yapacaksın ne de arkadaş!...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hafif sitem dolu ama dosdoğru bir yorum olmuş bu. :) Ayrıca okulun kapıları açtığı benzetmesini mezun olduktan sonra daha iyi anlayacağım muhtemelen, buna inanmak istiyorum.

      Sil

Yorum Gönder