Bir Sorgulayış Hali

Unutulmak istenenler ile unutulmaya yüz tutanlar arasında bir araftayım. Kimi zaman unutmamam için kendimi dirseklemem gerekiyor, kimi zaman da düşünmemek için zihnimi meşgul etmek. Unutmak istenenler elbette unutulur hayatın hengamesi içinde, ancak unutulmaya yüz tutanları nasıl engellemeli son viraja doğru giden yoldan? Biraz karıştırdım belki ama çırpınca iyice kabarıp yolunu bulacak bu yazı.

Özel bir bağ deyince insanın aklına tanımlamak istemediği bir bilinmezliğin mistik güzelliği geliyor sanki. Fakat birden fazla özel bağların olduğu bir yapımız var bence. Bir anlamda organik canlılarız, kendi kendimize yetebilmenin yanı sıra başkalarıyla hiç yoktan kurulan özel bağlara da tutunuyoruz. Tutunmalı mıyız peki? Peki tutunuyorsak ne olmuş? Gerekliliklerin dünyamızı ele geçirdiği ve her alış-veriş sebebine "ihtiyacım var" gibi bir cevap üretirken (?) bu fakirler dünyası can sıkıntısından öteye geçti artık. Bizim ihtiyacımız olan tek şey düşünmek demek istiyorum. Fakat bunu der demez fark ediyorum ki, o çok saygı gösterdiğimiz düşünce biçimlerinin, görüşlerin, hayat tarzlarının farklılığı "düşünmemek"ten ileri gelmiyor aslında. Farklı düşünmekten ileri geliyor sadece. Elbette düşünmemeyi tercih eden ve düşünmeyi bile düşünmeyen insanlar da yok değil. Fakat o konulara girmeyelim şimdilik.

Birçok şeyin lafta kaldığını düşünmeye başladım bir süredir. Eskiden ise bazı şeylerin lafta kaldığını düşünüyordum. Diyeceksiniz ki, amma çok düşünüyormuşsun. Alakası bile yok. Ben düşümeye son 6 senede başladım galiba. Fakat bazen düşünmemenin beni daha mutlu edeceğini ve hayallerimin basit, yaşamımın tekdüze, çevremin tek zihniyetli olacağını öngörüyorum. Bence bu büyük bir mutluluk olabilirdi. Fakat mutluluğun tanımını çoktan düşündüğüm ve kendimce bulduğum için artık buna geri dönüş yapamıyorum. Üzgünüm, tezcanlılığım tutmuş yine.

Başka bir şey diyecektim. Özel bağlardan bahsedecektim. Hayatımda özel bağlara sahip olduğunu düşündüğüm insanlarla aramda bir uçurum olmasını istemezken, yine de aynı çemberin içinde olmak istemiyorum. Aynı şartlar altında yaşamak, benzer geçmişe sahip olmak ya da görüşlerimizin tıpa tıp aynı olmasını istemiyorum. Tüm bunlara rağmen, aynı çemberden çıktığım insanlarla bile çok farklı olabiliyoruz. Tam bir arapsaçı. Keşke bu işin bir sistematiği olsa da, sürpriz yumurta vakasına dönmese diyorum. Bak, görüyor musun yine garanticiliğim tuttu. Oysa asıl bu şekilde olması hayret verici değil mi? Asıl kimin sürpriz yumurta olacağını, kimin çürük yumurta çıkacağını bilmeden insanları deneyimlemek ve birlikte bir şeyler yapmak, asıl mesele değil mi? Zaten tam da bu noktada özel bağ dediğimiz şeyin büyüsüne kapılmıyor muyuz? Umduk ya da ummadık birinin bizim için özel bir anlam/varlık haline gelmesi bizim için değerli olan değil mi? Cidden çok hayret verici bir durum.

Özel bağlar ve bu şekilde isimlendirdiğimiz bağların oluştuğu o anları hiç unutmasak keşke. Yaşam mücadelesi verirken her günün bir kısmında bunları düşünmek için zamanımızı olsa keşke. Unutulmaya yüz tutanlar ile unutulmak istenenler yer değiştirse keşke. Bu hayatı yaşarken sevsek ve severken bunun bilincinde olsak keşke. Arkamıza dönüp baktığımızda karamsar değil de, Pollyanna olabilsek keşke.

Keşkenin anlamı güzel olsa keşke. Kullandığımız zaman bizi kederlendirmekten çok sevindirse keşke. Keşke, keşke...



Yorumlar

  1. Umduk ya da ummadık birinin bizim için özel bir anlam/varlık haline gelmesi bizim için değerli olan değil mi? Cidden çok hayret verici bir durum.

    Gerçekten çok acayip, ben de bunu düşünüyorum sürekli. Hiç düşünmediğin bir insanla düşünmediğin bir bağ kurabiliyorsun. Ya da aksine...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünmekle çözemiyoruz sadece istikrarlı bir hayret etme vakasına dönüyor. Sanırım bu tip şeyleri hiçbir zaman normal diye adlandıramayacağım ve böyle hissedebilmek de beni birazcık mutlu ediyor doğrusu.

      Sil

Yorum Gönder