Süresiz Restorasyon Vadesini Doldurdu Mu?

Havaların eylüle yakışmayan bu tavrı nereden çıktı hiç bilmiyorum, ama benim hoşuma gitti doğrusu. Genelde okul açıldıktan en geç bir ay sonra şu anda olduğu gibi yağmurlu ve rüzgarlı olan İstanbul sokakları, daha eylül veda etmeden sonbaharı iliklerimde hissettirdi bana. Ben geç gelen havaları severdim aslında. Nitekim erken gelen sonbaharı da hoş karşıladım bugün.

Mevsim geçişlerinin benim için yeni bir başlangıç yapma fırsatı olduğundan (şurada) bahsetmiştim daha önce. Şansa bakın ki, bu sefer sonbahara girerken aklımda başlamam gereken hiçbir şey yoktu. Fakat Süresiz Restorasyon sonbaharın başlamasıyla birlikte kendiliğinden sona erdi. Aslında "kendiliğinden hiçbir şey olmaz" gibi bir düşünceye sahip olsam da, bu seferki öyle denk/rast geldi cidden. Farkında olmadan bayramla birlikte düzenli yapmaya çalıştığım alışkanlıklarımı yerine getirmediğimi fark ettim. Bunlara "yarın bayram zaten, yapmasam da olur" şeklinde yaklaşmamıştım oysa. Sadece yapmak aklıma bile gelmedi. 

Bu aslında şöyle bir şey değil: İki ay boyunca düzenli bir şekilde 6.30'da kalkıp bayram günü birden 8'de kalkmak gibi bir şey değil. Sadece erken kalktığım halde bunun gerekli olmadığı ve uyumak için kendime izin verdiğim bir gün olarak cereyan etti her şey. Bunu neden gereksiz bir şekilde bu kadar uzun uzun anlattığımı bende anlamadım ama amacım gerçekten de kafamda böyle bir planın ve hatta niyetin bile olmadığını söylemekti. Dediğim gibi, aslında kendiliğinden gerçekleşti ve o şekilde bayramla birlikte devam etti.

Peki ben aslında neyi amaçlamıştım? Ve ne kadarını uygulayabildim? Biraz bundan bahsedip bu çelıncımsı ama bir çelınc kadar sıkı olmayan güçlenme sürecine nasıl son verdiğimi anlatayım. Her şeyden önce ana fikrin, temelleri güçlendirmek ve var olanı korumaktan ileri geldiğinin altını çizmeliyim. Yani yeni bir alışkanlık kazanmaktan ziyade, olan ve olmasını istediğim alışkanlıklarımı daha güçlü ve istikrarlı bir hale getirmeye çalıştım bu süreçte. 

İlk olarak uyku saatlerimi okul dönemi ve tatil dönemi diye ayırıp arada bir uçurum bırakmamak için yaz saati uygulamasını kaldırdım. Yani azın geç kalkıp okul döneminde erken kalklma olayını. Okul zamanı 6-6.30 gibi kalktığım için yazın da bunu devam ettirmek istedim. Böylece hayat boyu aynı uyku düzenimi kullanabilirdim. Sonuçta okul da bir gün bitecek değil mi? İşte ben bu kafayla, her gün 6.30'da kalktım ve elbette öğle uykusu da peşi sıra geldi. Ama olsun, bence erken kalkmasam bile öğle uykusunu seven bir bünyem vardı zaten. Ayrıca gececi mi, erkenci mi olduğum sorusunun cevabını da söylemeye gerek duymuyorum. 12'de yatınca "geç yattım ben yaa" diyen biriyim, gerisini siz düşünün.

İkinci olarak, düzenli kitap okuma alışkanlığıydı. Bunu ilk bir ay çok güzel gerçekleştirdiğimi söyleyebilirim. Yani ben bile şaşırdım ama her gün bir saat kitap okudum. Son zamanlara doğru ise biraz aksadığını itiraf etmeliyim. Okuyacağım kitaplar ağırlaştıkça okumaktan kaçındım sanırım. Aslında arada kolay kitaplar okusaydım ne iyi olurdu... (Kolay kitap? Ayrımcılık yaptığımı hissettim sanki.) Fakat burada asıl değinmek istediğim nokta şu ki, okumaktan kaçındığım ve kütüphanemde bir süredir yer eden kitaplara öncelik verdim hep. Göle okumayı ertelediğim bir yazardı mesela, Sofie'nin Dünyası da öyleydi. Şerif Mardin'i de unutmamak lazım. Bu süreçte okumuş olduğum kitapların çoğunluğu elimi sürmeyi ertelediğim kitaplardı, sanırım bu şekilde kitap okumanın da kendine göre zorlu bir yanı vardı benim gözümde. 

Güçlendirme meselesinin son maddesi ise sağlıklı bir yaşam sürmekti. Bunun için zihnen sağlıklı olmayı daha önemli görüyordum açıkçası. Bu yüzden beni iyi hissettirecek şeyler yaptım bol bol. Uzun yürüyüşlere çıktım, dengeli beslenmeye çalıştım, motivasyonumu sabit tutmak için iradeli olmaya çalıştım genel olarak. Bu noktada, açıkçası zihni ve fiziki sağlık el ele yürüdü. Yürüyüş yaptıkça yapasım geldi, dengeli olmaya çalıştıkça daha da kendimi belli hazlardan uzak tutmaya çalıştım. Sonuç olarak 12 kiloya veda edip daha düzenli bir hayatım oldu. Yani en basitinden, sonraya ertelediğim günlük işleri (odamı toplamak, markete gitmek vs. gibi) aksatmamaya çalıştım. Her gün iş yaptığım kadar kendime keyifle geçirilecek zaman yarattım. Bunu tabii elimden geldiğince yaptım, aksadığı zamanlar da olmadı değil. :)))

Toplam 2 ay ve bir hafta sürdü. 15 günlük süreçlerin her birinde kitap değiştirme ya da beş dakika daha erken kalkma gibi ufak değişiklikler koymuştum kural olarak. Bunlara harfiyen uymadım dürüst olmak gerekirse. Ama ciddiye aldım hepsini. Sonuç olarak ne oldu peki?

Ben bile bu kadar sevinmemiştim bittiğinde.
Kendimi istediğim an, istediğim şekilde güçlendirebileceğimi düşünüyorum artık. Egoistçe geliyor kulağa, değil mi? Amacım kesinlikle bu değil aslında. Sadece "ben şunu yapamam", "benim buna yeteneğim", "becerim yok" gibi sözleri çok sarf etsem de, aslında bunun önüne geçmek istedim biraz. Misal, geçen gün Manisalı beni arayıp "İtalyanca kursuna başlayalım!" dedi. Eski Roro olsa hemen "ama benim dil öğrenmeye yeteneğim yok ki" ya da "dil mi? son senemde mi? yok, ben almayayım" derdim. Çünkü dil öğrenmek, bir enstrüman çalmak ve dans etmek gibi konularda kendime olan özgüvenim sıfırdır. Üstelik kolaydan zora doğru sıralayacak olsam, sırası da bu şekilde olurdu. Fakat Manisalı eski beni bildiği için ikna etme çabalarına girdi hemen. Oysa ben içimden "İtalya'yı da merak etmiyor değilim aslında." diye geçiriyordum. Sonuç olarak, İtalyanca gibi bir fikir içimde yer edindi ve artık kapılarım hiçbir şeye tamamen kapalı değil. (Ama dans etmek hala aralamak istemediğim bir kapı.)

Böylece sonbaharın gelişi ve Süresiz Restorasyon'un bitişi denk gelmiş oldu. Ancak sanılmasın ki, alışkanlıklarımı gidişatını salıvereceğim. Yine takipte kalacağım ama sadece aşırıya kaçmamak için. Çok net bir hayat yaşamak ya da günü gününe aynı düzeni uygulamak gibi bir amacım yok. Zaten bunun, benim gibi bir kafaya sahip olan biri için pek mümkün olduğunu da düşünmüyorum. Yani yarın hiç işim yokken sabah kalktığımda kendimi sokaklarda bulabiliyorum ben (bu şekilde az ders ekmedim). O yüzden kendiliğinden gelişen bir hayatta dengeli olmaya çalışıyorum. Dengeli ve güçlü! 

Öyleyse, güçlü yarınlarda görüşmek üzere! Sağlıcakla kalın!

(Resmen yazılacak yazılardan biri eksildi! Benim için bir başarı sayılır...) 




Yorumlar