Oradan Buradan

Kafamın içinde ip atlayan onlarca çocuğun ipleri düğüm olmuş. Hepsi birden bağırıp çağırarak yardım istiyor. Fakat susmak bilmedikleri için ben birinin ipine bile odaklanıp düğümü çözemiyorum. Bu gürültüyü kafamın içinden fırlatıp atamıyorum da. Çünkü onlar daha çocuk. Bir gelecekleri var. O halde şimdi oyun oynama fırsatını kullanmalılar. İplerini çözmem gerek...

Kafamın içinde oynayan çocuklar neden susmuyor? Belki de ben onları tam dinlemediğim içindir. Gerçi hepsinin sorununu bire indirip düğüm olmuş ipleri suçladım. Ama belki de birbirleriyle ilgili sorunu bana söylemeye çalışıyorlardır. Yine de bağırarak yapılan konuşmaların hiçbirini sevemedim şimdiye kadar. O yüzden hiçbirini dinlemedim de şu ana kadar. Sevmediğim eylemleri gözardı etme huyumu ne zaman kazandım acaba? Nasıl kazandıysam bir türlü bırakamadım da. Sanırım bu şekilde çocuklara dayanabiliyorum zaten. Çocukları sevmediğim için düğümlerini ve bağırışlarını da gözardı ediyorum.

Gözardı birleşik mi yazılıyordu?

Bir şekilde anlatmak istediğim çok şey var aslında. Ama asosyal olmayı seçen biri için sosyal hayatımın içinde boğuluyorum bazen. Çevremde sosyalleşirken kendimi geri çekip başkalarını dinlemeyi yeğliyorum. Oysa kendimi anlattığımda da çok rahatlıyorum. Ama asosyal olmak süper bence. Yani yalnız takılıp günlük programının içeriği baştan sona kendinle ilgili olunca benim çok hoşuma gidiyor. Gerçi bu şekilde geçirdiğim vakti çok da değerlendirdiğim söylenemez. Aksine, yoğun olduğum zamanlarda vaktimi daha iyi kullanıp daha çok işimi hallediyorum. Ama bu işlerin içeriği de değişiyor haliyle.

Yoğun programımın başlamasına bir haftadan az kaldı. Bugün ders seçimi yaptım biraz. Biraz bavul hazırladım. Epeydir görüşmediğim arkadaşlarımla görüşüp sosyal hayata alışmaya çalıştım. Bu yaz tatilini özleyeceğim. Asosyalliğimin zirveye çıktığı ama arkadaşlarımla da sık sık görüştüğüm (bana sık sık ama size göre az olabilir elbette) bir yazdı. "Okullu" olmayı sevsem de, yalnız kalamamayı özlüyorum. Bu defa da özleyeceğim, biliyorum. Yine de artık pek kafama takmıyorum.

Yaptığım ettiğim şeylerden bahsetmek istiyordum aslında bu yazıda. Ama çok uzayacak. Aslında çok uzamasın diye başka bir yazı girmektense, "amaan, uzasın be, boşver" dedi içimdeki tembel az önce. O zaman uzasın mı? Çünkü bu hafta başka bir yazı planım daha var. Bir çelıncla ilgili. En iyisi onu hafta içine saklayayım, hem artık planlarıma sadık kalmaya "çalıştığım" için yerinde bir karar olur bu(!).

Bayramdan çıktık. Ben daha çıkmadan "yakında okullar açılacak" kompleksine girdim. Açıkçası ne diye girdiğimi ben de bilmiyorum. Hem seviniyorum, hem üzülüyorum. Seviniyorum çünkü "okullu" olmayı ve ailemden uzak olmayı özledim. Bir şekilde özgür olduğum o "yurt" günlerine tekrar sahip olmak istiyorum. Zaten son kez sahip olacağım muhtemelen. O yüzden sene içinde çokça şikayet ettiğim yurduma yerleşmek istiyorum bir an önce. Günlerim bana ait olsun, benden başka kimse yönetmesin istiyorum. (Sanki bu mümkünmüş gibi.) Bencilce ama içimden böyle geçiyor. Peki neden üzülüyorum? Çünkü önceki senelerden çok daha yoğun olacağım. Derslerimin zorluğu ve kariyerdi, carttı, curttu derken kafam meşgul olacak. Yani kendi bölümümde mi kalsam, yoksa başka bir alandan mı yüksek lisans yapsam, yoksa başka bir şehirde mi yapsam, yurtdışına başvursam mı.... Üff. Şimdiden gerildim. Aslında ne istediğimi biliyordum ben. Fakat son zamanlarda değiştim biraz. Paranın gözü kör olsun! Hep bu öğrencilik hayatının fakirliği yüzünden. Ne olurdu sakin öğrencilere de maaş bağlansaydı? Ben yine okulumu okur, derslerimde başarılı olurdum. Ama sanırım bu sadece kaçınılmaz olanı ertelemek olurdu. Sonuçta bir şekilde o okul da bitecek ve iş hayatına atılıp yetişkin olmaya çalışacağız. Yine de ruhumuz çocuk kalsa, ne olur sanki?

Tabii bu komplekse girmeden önce bayrama girdik. Bayram, bizim için artık anlamını çoktan yitirdi. Babamın tek tatil zamanı olduğundan Gökçeada'ya gitmek istedi. Açıkçası ben de bir yerlere gitmek istiyordum sanırım. Ama sonuçları biraz pahalıya patladı. Onu sonra anlatayım.

Gidiş ve dönüş yolunun 9'ar saat sürdüğünü bir kenara bırakırsak ben sevdim Gökçada tatilini. Yani bir daha olsa, yine giderim. Ama bu sefer tek ailemle ya da arkadaşlarımla olsa daha iyi olur. Kalabalık gidilecek bir yer değil bence. Yapılacak çok fazla bir şey yok; denize girmek ve gezmek dışında. Ama denizi harikaydı. Sanırım şu ana kadar girdiğim en güzel denizdi diyebilirim. Havası da soğuk ya da sıcak diye nitelendiremeyeceğim, güzel bir havaydı. İstediğim köy hayatı gibiydi aslında. Gelişmiş ama sakin. Nüfusu az ama herkesin birbirini tanıyacağı kadar değil. Gerçi 6600 imiş nüfusu. Köyle kıyaslanmaz sanırım ama benim gözümde biraz öyleydi işte. Nalet olsun şehir insanının bu handikaplarına!

Biz Gökçeada'ya çok kalabalık gittik. Üstüne bir de bayramda gittiğimiz için yollar berbattı. O yüzden pahalıya patladı dedim. Ben sevmiyorum böyle sıkıntıları. Yani 2 günlük tatilin 18 saati yolda geçtiyse ben zaten dinlenemeden, hatta yorulmuş olarak dönmüş olurum. 2 gün dediğimde sadece bir tam günü orada geçirdik. Yani o bile kalabalık içinde tam sayılmazdı bence. Neyse çok dert yanmayayım, en azından yeni bir yer görmüş oldum. Daha sonra tekrar gidersem yanıma alacağım insanları iki kere kontrol ederim artık.

Tatil demişken, bu tatilde -yani yaz tatilinde- Süresiz Restorasyon diye bir şeye başlamıştım. Onu sonlandırdım ben galiba. Galiba diyorum çünkü bu Gökçeada yolculuğuyla birlikte aksattım biraz onu. Kitaplarımı okuyamadım, sabah 6.30'da kalkamadım ve pek de yürüyemedim. İki gündür tekrar başlayayım diyorum ama bir türlü olmadı. Şevkim kaçtı sanırım. Bununla ilgili bir özet geçmek istiyorum aslında ama şimdi değil. Çelınctan önce de bundan bahsettiğim bir yazı yazayım bari. (Şu yazıyı yazarken bile plan programım değişti yahu.) Zaten kısacık anlatıp sonuçlarına ve yaptıklarıma değineceğim sadece.

Öf, şimdiden yazı amma uzamış. Sıkılmadım aslında yazasım var ama okurken sıkıcı oluyor mu diye çok merak ediyorum. Bıkkın bıkkın anlatıp "neyse, hoşça kalın"lı bir yazı okumakeğlenceli mi acaba? Takip ettiğim bloglardan öyle bir izlenim almıyorum ama yine de kendim yazınca öyle geliyor. Çok uzattım, size de bıkkınlık veriyorsa haber verim lütfen.

Aslında benim yazı yazmak için başka bir sebebim daha vardı. Bir anime anlatacaktım ama şimdi adını anarsam ve birkaç cümle yazmaya başlarsam daha çok anlatmak isteyeceğim için "neyse, buna ayrı bir yazı yazayım" derim diye ödüm patlıyor. Çünkü öyle dediğim birçok yazıyı halen daha yazmadım. İşte bunun sebebini ilk paragrafta anlattım. Çok şeyi gözardı ediyorum ben. Bunu değiştirmek istemiyorum, sonuçta bir çeşit savunma mekanizması olduğuna inanıyorum ama en azından bazı konularda bu kadar gözardı etmemeliyim. Sorumluluklarım ve yapmayı sevdiğim şeyler konusunda yani. Onlar önemli çünkü. Sorumluluk dediğim şey de, bulaşıklarımı yıkamak filan değil. Üstüme görev bilinciyle aldığım ve başkalarına da söz verdiğim şeyler. Bunları hep başlarda çok önemseyip sonradan vurdumduymazlığıma veriyorum. Neden böyle yapmak zorundayım ki?

Uykum geldi biraz. Tatil boyunca erken kalktığım için en geç 11'de yatardım. Gökçeada'dan sonra 12'yi geçirmeye başladım. Pek hoş değil bu durum. Okul döneminde 10 buçukta yatan ben için, hiç hoş değil hatta. Cidden, çok mu erken yatıyorum? Bana enerjim tükenmiş gibi geliyor. Yoksa benim kotam mı düşük? Bu son günlerde kotamı dolduramadığım için belki de bu kadar geç yatıyorumdur. Enerjimi bir şeylere yönlendirmem lazım. Neyse ki okul açılıyor.

Tatilin bitmesine birkaç hafta kala animelere sardım. Tatil boyunca sadece film izleyip son günlerde "Aman Allah'ım, anime izlemem lazım!" diyerek animelerin içinde boğulmaya başladım. Ama kayda değer bir şey izledim mi? Bilmiyorum açıkçası. Ben doğru zamana yürekten inanan biriyim. En popüler ve kaliteli animeleri izleyemeyişimin sebebi de budur sanırım. "Onun doğru zamanı gelmedi." deyip erteliyorum. Ama harcamak istemiyorum, kafamı tamamen vermek istiyorum. Sanırım bu yüzden bir animeyi birkaç kere izliyorum. Anlamadığım bir yer kalmasın, animenin her anında odaklanmış olayım diye. Çok detaycıymışım ya, şimdi fark ettim. Böyle olmamak lazım halbuki.

"Halbuki"nin böyle yazılmaması lazım bence. Ama TDK kalıplanmış söz filan diyor.

Yatayım ben. Yarın Koreli arkadaşım bana yemek yapacak. Kendisiyle bir AVM'nin önünde ikimiz de arkadaşlarımızı beklerken tanıştık. Sanırım 2 hafta oldu tanışalı. Adı Güneş'miş, gerçek adını anlamadığım için Türk adını söyledi bana. Acaba benim Koreli adım ne olurdu diye merak etmedim değil o anda. Daha ilk tanıştığımızda bana İncil hediye etti, ben de ona o sıralar okuduğum kitabı verdim. Yanımda başka bir şey yoktu çünkü. Keşke yanımızda hep hediye taşısak. Tanımadığım insanlardan hediye almaya bayılıyorum ama bende bir şey vermek istediğimde yanımda bir şey olmuyor genelde. İyi ki yanımda kitap varmış neyse ki. Sonra içineemktup gibi bir şeyler karalayıp biraz daha sohbet ettik. Benim arkadaşım gelince de ayrıldık. Güzel bir tanışma hikayesi bence.

Bazen böyle aklıma ne gelirse yazmak istiyorum. Çok hoşuma gidiyor ama bütüne bakıldığında pek anlamı olmuyor. Belki ara sıra böyle yazarım. Hiç okunmasa bile kendi seçtiğim asosyalliğin sosyal yanını kullanabilirim böylece. Asosyal olmak süper ya. Büyüyünce asosyal olmak isterim.

Yeterince saçmaladığıma göre yatayım artık. Hoşça kalın!

Yorumlar

  1. Yasaşın asosyallik kardeşliği diye bağırarak yorumuma başlıyorum izninle.:) Yine güzel bir yazı daha senden.keyifle okudum.Uzun olması bence hiç sorun değil.^-^ İçinde kaybolduğum yazıları seviyorum.İçinde bir parça kendimi gördüğüm yazılar daha da güzel oluyor bence.:) Bunun dışında okul hayatın başlamış demek.Allah kolaylıklar versin.
    Hangi animeleri izledin acaba şu sıralar anime izleyemediğimden merak ettim.Ayrıca tatilin iyi geçmiş ne güzel.Arada yapmak lazım öyle değil mi?Sosyallik konusuna da değinmek istiyorum ama bende asosyal olduğumdan sosyallik beni aşan bir şey.Neyse yeni yazılarını bekliyorum.^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçinde kendini bulmuş olmana şaşırdım aslında. Çünkü benim gözümde hep sosyal gibisin. :) Ama sanırım herkes bir yönden asosyal olmayı seviyor, en azından bu blog camiasında. Ayrıca koca bir amin dedim içimden, umarım kolay olur bu sefer... :D
      Asosyallik ve sosyallikle ilgili içimde coşan bir nehir var aslında. Belki bir ara burayı da o nehrin sularıyla sularım. İzlediğim animelerin ismini verirdim aslında ama inan, isimlerini hiç hatırlamıyorum. :D Arayıp bulacağım ama. Hatta buradan da haber veririm sonra, belki bir yazı da ona gelir. :)

      Sil
    2. Ben ve sosyallik 2 zıt kutup maalesef.:)Sosyal mi görüyordun şaşırdım bak.Zorunlu olmasam dışarı adım atacak biri değilim.İnsanlarla çok samimi olan biri sayılmam gerçekte.Blog olayı ayrı lakin.:)sanırım bilgisayar ortamında bazı endişe sınırları kalkıyor.Annem çok sosyal bir kadındır.Bizimlede çok uğraştı sosyal olalım diye ama nerdeee.^_^ tamamdır animelerle ilgili bir yazı bekliyorum o zaman.;)

      Sil
    3. Animelerle ilgil yazıya başladım bile! :D Muhtemelen yakın bir gelecekte blogta olacaklar. Şu ara kendimde yazma isteği görüyorum, bunu burada harcasam iyi olacak. :)
      Sanırım dediğin gibi blog ortamı biraz farklı. Yine de her zaman çok sıcak ve girişken bir izlenim alıyorum senden, o yüzden öyle düşünmüştüm galiba. Anneler ve kızları olarak ikiye ayrılınca ben de anneme göre asosyal kalıyorum. Yine de durumumuzdan şikayetçi olmadığımız sürece bir sorun yok sanırım. :)

      Sil

Yorum Gönder