Hakkımda Bilmenizi İstemediğim 10 Gerçek

süresiz restorasyon
Evet, doğru duydunuz. Bilmenizi istemiyorum ve hiçbir zaman da istemeyeceğim muhtemelen. Ama zayıflıklarımızla yaşadığımız gerçeğini bir şekilde kabullenmeliyiz. Ayrıca o zayıflıklarımızın bizi bir başka yönden de güçlendirdiğine inanıyorum ben. Tıpkı görme duyusunu yitirmiş bir insanın dokunma veya koklama duyularını görebilen bir insana oranla geliştirdiği gibi... Ancak güçlendiğim yönlerimin listesini çıkarmadan önce "Neydim ki ben?" diye sorup hoşuma gitmeyen ve aslında kendimden de gizlemek istediğim yönlerimin/yanlarımın bir listesini yapmak istedim. Güçlendiğim taraflarımı ise yazmayacağım. Çünkü Süresiz Restorasyon hala devam ediyor.

10- Eve ailece gelen misafir kavramından hiç hoşlanmıyorum.

Kendi misafirim geldiği zaman kendimi hiç sıkmadan, kısa bir ön hazırlık yapıp misafirimi samimi bir şekilde karşılamaya çalışırım. Fakat "misafir" olduğu için değil, o kişiyi zaten sevdiğim için. Evime de herkesi misafir etmediğim ama ettiğim zaman da bunu içtenlikle yaptığımı belirtmeliyim. Fakat akşamları gelem komşular, babamın iş arkadaşları ve/veya aileleri gibi misafirlerle aynı yemeği yerken hissettiğim yabancılık duygusuna çok zor katlanıyorum. Bir şekilde yakınlaşmaya çalıştığımda kendimi çok konuşkan hissediyorum. Yanlarında durmazsam da, soğuk nevale oluyorum. Fakat yakınlaşmak istesem dahi, sınırlı bir tanıma evresi ve kısıtlı bir şekilde akşamı ya da günü geçirip odama çekilmek durumunda kalıyorum. Çünkü gelişmeyen muhabbet canımı çok sıkıyor. Bunların yanı sıra, saatlerce hazırlık yapıp açık büfe gibi bir sürü yemeğin yapılması da bana çok itici geliyor. Sonra o yenilmeyen yemeklerin Afrika'ya gönderilemeyeceği gerçeği de çok acı bence. Çok sevimsiz ve samimi olmayan bir duruma dönüşebilyor bu ailece gelen misafirler kavramı bende.

Ayrıca bu durumu etrafımdaki kimseye açamıyorum çünkü herkes "eve gelen misafir babamın ya da annemin değil, herkesindir" deyip benim kendimi anlatmama pek izin verilmiyor. Sanırım ilk defa bu kadar açık bir şekilde anlattım.

9- Son bir aydır banyonun ışığı olmadığı için karanlıkta kabızlıkla baş etmeye çalışıyorum. (:D)

Aslında bunu biraz açmak lazım. Banyonun ışığı derken tuvaleti ve banyonun (oda olan hani) olduğu ışığım çalışmıyor ve öyle ampulü değişip hemen çalışabilecek kolay bir çözümü de yok. Tesisat gerektiriyor ve üşendiğim için işimi karanlıkta hallediyorum. İş deyince aklınıza gelen her türlü işten bahsediyorum... Dolayısıyla bu şekilde yeterli ışığın sadece gözler için değil, götüm için de önemli bir unsur olduğunu öğrendim. Kabız oldum. Bu durum psikolojik ve fizyolojik sağlığıma çok dokundu. Sanırım yarın tesisatçıyı çağırmanın vakti geldi.

8- Dişlerimi fırçalayamadan güne başlayamam.

Bu kulağa güzel bir şeymiş gibi gelse de, aslında değil. Mesela sular gittiği zaman dişlerimi fırçalamak zor olabiliyor. İçme suyu kullanmalıyım; yoksa ne yemek yerim, ne de su içerim. Gün boyu aç kalırım ve dişlerim pis diye ağzımı bile açmamaya çalışırım. O yüzden diş fırçamı ve diş macunumu sık sık yedeklerim. Bir yere yatıya gideceğim zaman yanımda getirmemişsem de, oraya gitmekten vazgeçerim. O derece takıntılıyım. Hatta öğle uykusundan sonra bile fırçalarım. Uyuduğum için ağzımın çok pis olduğunu filan düşünürüm. Okulda ya da otobüste uyuyakalmamaya çalışıyorum sırf bu sebepten ötürü. Sanırım yanımda taşımalıyım. Ama çanta taşımayı bile sevmiyorum ki ben.

7- Dedikodudan nefret ederim.

Bu da kulağa "amma edepliymiş" gibi gelebilir ancak ister kadın olun, ister erkek olun bu devirde dedikodu yapmayan kalmadı. Üstüne üstelik insanlar sınırlarını da bilmiyor. Benim tanıdığım ve dedikodu yapmayan o kadar az insan var ki, sanırım dedikodu yapanlarla ilişiğimi kessem, arkadaş çevremin beşte biri bile elimde kalmazdı. Ya da sanırım sadece kardeşim elimde kalırdı. Çünkü kendisi dünyanın en az konuşan insanı ve dedikodudan da benden çok nefret eder. Ya da dedikodu dediğimiz şeyin ne olduğunu bir düşünmek lazım, bana her şey dedikodu olabilirmiş gibi geliyor çünkü.

6- Obezim.

Sanırım bunu gerçekten de bilmenizi istemiyorum. Aslında bunu bildiğimi bile kabul etmek istemiyorum. Ama gerçek bu. Obezim. Ve hatta obezin bir üst sınırındayım. Doktorum söyledi bunu. Yine de günlük yaşantıma baktığımda çok kalorili beslendiğimi düşünmüyorum ama yeme bozukluğum olmadığını inkar edemem.

5- Hayatım boyunca hiçbir idolüm olmadı.

İnsanlar bana bazen "Kimi örnek alıyorsun?" ya da "Kim olmak isterdim?" gibi sorular sorar. Doğrusu kendimden başka biri olabileceğimi sanmıyorum. Bu soruların bir cevabı yok çünkü kimseyi o kadar gözümde büyütemedim ben. Beğendiğim, sevdiğim, takdir ettiğim insanlar oldu ama onları örnek almadım. Hep kendi yolumu bulmaya çalıştım ve kendi orijinalliğime sadık kalmak istedim. Başkası olmak gibi bir şey değil aslında bu idol alma meselesi. Başkasından ilham almak gibi. Ama benim ilham kaynağım birileri değil, bir şeyler oldu hep.

4- Ailemle ciddi problemlerim var.

Bu maddeyi yazıp yazmamakta çok kararsız kaldım. Bunu ilk defa ele alıyorum sanırım. Herkesin annesiyle-babasıyla sorunları vardır. Benim de var. Ancak hayatımda çözmekle uğraşmadığım tek sorunumun bu sanırım. Çözülebileceğine inanmıyorum. Onlar da inanmıyor bence. O yüzden umursamaz olmak için beni iten en büyük sebepler onlar olabilir. Bunun için hem müteşekkir olup hem de pişmanlık duyabilir mi bir insan? Duyabilirmiş demek. Bunu öğrendim.

3- Göğüslerimi hiç sevmiyorum.

Vücudunu sevip sevmemek aslında başka insanlarınkiyle kıyaslayarak alınan bir seçim. Alice'in bu konuyla ilgili çok güzel düşünceleri vardı bir yazısında. Ancak yazının linkini veremiyorum şu anda. Ayrıca yazının tamamı da bu konuyla ilgili değildi. O yüzden linkini aramadığımı da itiraf etmiş olayım. Göğüslerime gelirsek, gerçekten bakmaya dayanamıyorum ve aldırmak mümkün olsa aldırırdım. Belki mümkündür ama şu anda bu kararı tek başıma alamıyorum ne yazık ki. Alsam bile param yok öyle zevki bir durum için. Yine de dümdüz, göğüsle karnın birleştiği bir vücudum olmasını çok isterdim. (Bu arada göğüslerim çok büyük de değildir.)

2- Ömrümde bir kere (bile olsa) konuştuğum blogger'lar ile tanışmak isterdim.

Bu aslında hem çok ütopik, hem de değil. Olma ihtimali yok bence ancak dünyada olan bir şey aslında. Hepsiyle aynı anda bir kerede buluşup yüz yüze tanışmak ve sakin bir yerde birkaç saat geçirmek güzel olabilirdi. Yine de anonim olmanın büyüsünü bozmak ve lanetlenmek istemiyorum. Çünkü bunun var olduğuna çok inanıyorum, hatta yaşadım da. O yüzden böyle bir şey olsa, İsa'nın Son Akşam Yemeği gibi olurdu benim için. Onlarla o birkaç saati geçirip ertesi günde ölmek. Bu şekilde büyü bozulmaz ve lanetlenmezdim. Mümkün müdür acaba?

1- Aile içi şiddet mağduruyum.

Sanırım yazının en ciddi maddesi ve asıl yazılma amacı da bu şekilde noktalanmış oluyor. Biraz espriyi barındıran maddelerin olma sebebi de buydu. Bir gün intihar edersem, bir yerde ölümü bulurlarsa ya da ölmeden önce içimdekileri dökememiş olursam (ki muhtemelen bunu hiç kimseye anlatamayacağım), bari siz bilin. Yıllarca bu şekilde mağdur yaşamanın insanı ne kadar aşağılık ve değersiz hissettirdiğini, yokluğunun varlığınla birmiş gibi herkes için daha iyi olacağını ve dayanamayacak kadar kahrolduğunda seni hayatta tutanın hayallerdeki umut olduğunu sadece siz bilin. Bunları kimsenin yüzüne anlatacağımı sanmıyorum ama yazmak her zaman daha kolaydır benim için. İyi anlatabildiğim için değil, sadece hiç konuşamayacağım şeyler olduğu için bunlar. Ailenin, hayattaki en büyük engel olduğuna yürekten inanmamın bir sebebi de kesinlikle budur.


Kendimi yazmaya ittiğim, motivasyonuma tekrar kavuşmak istediğim ve umutlarıma tutunmak istediğim bu dönemde bu tür bir güçlendirme gerekliydi bence. Umarım okuduktan sonra bilmiyormuş gibi devam edebilirsiniz. Hoşça kalın!


Yorumlar

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Üzgünüm ama kusura bakmazsan eğer, ben bilmiyormuş gibi davranmayacağım . Ama üzülme çünkü bunlar, sana olan saygımı yalnızca daha fazla arttırdı Roromiya. Yani benim gözümde daima çok güçlü biriydin ama şimdi daha bile güçlüsün, zira insanın kendisine bile itiraf edemediği yönlerini başkalarına açıklamasından daha güçlü bir davranış düşünemiyorum bile. Bunların çoğu, senin elinde olan şeyler değil zaten, dolayısıyla başkalarının bilmesinde sakınca olan şeyler de değil. Ne demişler?  "Önemseyenler önemli olmayanlardır, önemli olanlarsa önemsemez." Gerisini düzeltmekse elinde zaten, üstelik söz konusu olan senin kafasına koyduğunu yapmak konusunda bir hayli maharetli ellerin olunca, kesinlikle düzeltebileceğine inanıyorum. Tabii buna ihtiyaç duyuyorsan, düzeltilmesi gereken yönlerin olduğundan değil yoksa.

    Bu arada, bir önceki yazını okumuş fakat yorum yazmayı unutmuşum. Şu "Editörlük Atölyesi" çok ilginç geliyor kulağa. Umarım senin için hayal edebileceğinden bile daha güzel kapılar açar Roromiya! Ayrıca başladıktan sonra, elbette ki motivasyonunu da bulursan, bahsetmeyi düşünür müsün? Gerçekten ilgimi çekti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Önemseyenler önemli olmayanlardır, önemli olanlarsa önemsemez." Bu sözü önceden de duymuştum ama senin yorumunla ne demek istendiğini anladım. Aslında en çok kendi kabullenişim beni biraz ürkütüyordu ama bir şekilde bunu bu blog sayesinde yapabileceğimi düşündüm. Yazdıktan hemen sonra pişman oldum ama silmek de istemedim. Şimdi ise o boğazımdaki yumruk mideme inmiş olmalı, çünkü rahatlamış hissediyorum kendimi. Pişmanlık duymuyorum. Fakat o kadar da saygı duyulacak bir şey yaptığıma inanmıyorum, yine de teşekkür ederim Alice. Kendimi daha iyi hissettim yorumunla. Ve "düzeltilmesi gereken" değil ama "değişecebilecek" yönlerimi şimdilik zamana bırakıyorum. Zorla güzellik olmaz. :)

      Atölye başlar başlamaz ilk izlenimlerimi paylaşırım elbette. Hatta bu konuda çok heyecanlıyım, her haftayı bile paylaşabilirim. Desteğin ve içten dileklerin için çok teşekkür ederim Alice! :)

      Sil
  3. Böyle bir yazı yazabildiğin ve de bu yazıyı silmediğin için gerçekten harika olduğunu söylemek istiyorum Roromiya. Alice'in dediği gibi insanın zayıf olduğunu düşündüğü yönlerini yazıya aktarabilecek kadar farkında olmak ve başkalarıyla paylaşabilmek herkesin yapabileceği bir şey değil.

    İdol konusunda, kendi yolunu bulmayı, orijinal olmayı gerçekten başardığını düşünüyorum. Ben de seni parça parça tanıyor olsam da iyi bir anlamda tanıdığım en farklı insanlardan birisin. Özellikle kararlılık konusunda senin kadar başarılı birini tanıdığımı hiç hatırlamıyorum.

    Aradığın motivasyonu bulacağına inanıyorum. Umarım bu mümkün olan kısa zamanda gerçekleşir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dileklerin için çok teşekkürler, umarım herkes kendi motivasyonunu en kısa zamanda bulur. Bence en çok buna ihtiyacımız var.

      Bazen şöyle düşünüyorum, acaba ben bunları bilinçli mi yapıyorum yoksa insanlar mı çok şy atfediyor? Ama sonra cevap veremiyorum. Çünkü ne bilinçli yaptığımı düşünüyorum ne de yapılan yorumların samimi olmadığını. Bazı şeyler yaşadıktan sonra anlamını öğreniyoruz. Sanırım anlamını bilseydim korkudan bu yazıyı bile hiç yazmazdım. Desteğinin aslında kendimi keşfetmemde ne kadar yardımcı olduğunu anlatamam. Teşekkür etmek bile çok kuru kalıyor ama aklıma başka bir şey gelmiyor şu anda. Çok teşekkür ederim Yuu.

      Sil
  4. Biraz geç oluyor ama.
    Umarım kısa bir sürede motivasyonunu geri kazanırsın.Zayıf yanlarını anlatabilmen gerçekten hayran bıraktı beni.Ama bence bunlar dediğin gibi seni güçlü yapan yanlar.Hiç üzülme,bence sen çok güçlüsün.Umudunu da hep korumanı,asla kaybetmemeni dilerim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umut, bizi hem hayata tutunmaya hem de kendimize inanmaya iten en büyük güç. Umarım hiçbirimiz, hiçbir zaman umudumuzu yitirmeyiz ve o umut bizi çok güzel yerlere götürür. Yoksa yaşamak için savaşmanın bir anlamı kalmaz çünkü.

      Geç olsun, gün olmasın. Samimi ve içinden geldiği gibi yazdığın için çok teşekkür ederim sana. Bu, benim için kıymetli ama çok kıymetli bir şey. :) Teşekkür ederim. :)

      Sil

Yorum Gönder