Süresiz Restorasyon

Yıpranmış ama değerli temellerin üstüne yeni ve sağlam, göze çarpmayan ama ihtiyaç duyulan tuğlalar koymanın ne kadar zaman istediğini öğrendiğim bir süreçteyim. Yaşarken öğrenmenin azımsanmayacak bir dikkat istediğini ve bunun da epey zaman gerektirdiğinin altını çizmek istiyorum. Elbette bu durum neden 17 gün boyunca buraya yazmadığımı açıklamıyor. Ya da yazmayışıma karşı bir mazeret veya sebep bile olabilecek durumda değil. Ancak ben odaklanırken etrafındaki bomba seslerini bile duyamayan bir insan haline geliyorum. Hayatımı sürdürmem için temel ihtiyaçlarımın yanı sıra odaklanmam lazım. Diğer türlü yaşamımı harcamaktan başka bir şey elde edemiyorum. Zaten onun sonucunda da elimde kalan sıfır değil, eksiler oluyor.

Şak diye söze girmek, bir şekilde girizgah yapmaktan ya da selam verip hal hatır sormaktan daha zor aslında. Ama -nedense- ben edebiyat yapmaktan ziyade, konunun dağılmaması ve bir şekilde yazıya başlayabilmek için çoğunlukla böyle bir şekilde yazıyorum. Keyfim çok yerindeyse, girizgah yapmaktan zevk alıyorum. Ama bu her zaman olmuyor tabii, doğal olarak.

Giriş yazısına benzemeyen bir nevi giriş yazısı yazdıktan sonra, yazının ilk cümlesine geri dönmek istiyorum. Eski temellerin üsüne yeni ve sağlam tuğlalar koymakla ilgili bir şeyler demeye çalıştığım. Özetlemek gerekirse, kendimi restorasyona soktum şu aralar. Ancak bu restorasyon işinden çıkmayı pek planlamıyorum şimdilik. Hani, İstanbul'un tarihi eser olarak nitelenen bazı yerleri vardır ya, 10 yıllık plan hazırlanıp hala daha bitmemiştir. Ve sonuç olarak süreyi uzatıp artık kimsenin güvenmediği ve nispeten 10 yıldan daha yakın bir tarihe bitirme planı hazırlarlar. Ben aynısı yapmak ve yaşamak istemiyorum. Bu yüzden de plansız restorasyon sürecinde kendimi yenilemekten ziyade güçlendirmeyi hedef aldım. Güçlendirme işinin bitmesi ise maddesel bir yapı olmamam bir kenara, yaşayan bir organizma olmam dolayısıyla teslim tarihi vermeyi pek kolaylaştırmıyor. Gerçi bu benim işime geliyor. Böylece güçlendirmenin sınırlarını biraz olsun zorlayabilme fırsatı yakalarım belki. Kim bilir?

Her zaman nicelikten çok niteliğe önem vermiş biri olarak, günlerin artışından çok idrakı kolaylaştırması için 15 günü geride bıraktığımı söylemek isterim. 15 gündür kendim dışında neredeyse hiçbir şeyle ilgilenmiyor oluşumu böylesine mantıklı (?) bir sebep içinde meşrulaştırmak istemiyorum elbette. Ancak odaklanma mevzusu burada yine karşıma çıkıyor. Yemek yerken bile konuşamayan, bir şey izleyemeyen ya da okuyamayan biriyim. Yemeğe odaklanıp önümdekini bitirmek yaşam biçimim olmuş artık. Bundan da hayıflanacak değilim. Ancak bu durumu ele aldığımızda güçlendirme işinin özüyle tezat aslında. Güçlendirme, hayatımın kalitesini arttırıp eylemlerin içini anlamlarıyla doldurmak amacıyla, bedensel ve zihinsel alışkanlıkların gözden geçirilip eski yapılanmaların inşa süreci aslında. Biraz karışık gelebilir kulağa. Bu, aslında benim için de karışık. Sonuçta ilk defa bu kadar kapsamlı bir güçlendirme sürecine giriyorum. Yaptığım challenge'ların özünde olan fikirle aynı çıkış noktasını paylaştığını söylemem belki biraz daha açıklayıcı olabilir. Tek kelimeyle, irade. Zaten benim başka ne işim olabilir ki bu hayatta?

Sanıyorum 40 yaşıma geldiğimde, hala kendimi yetiştirip bir şekilde çabalamak ve mücadele etmekle ömrümü geçireceğimi düşüneceğim. Nitekim öyle de olmasını isterim. Yirmili yaşlarımın ilk çeyreğindeyken, gençliğimin sabah yataktan kalkma sebebim olması zihnimi epey kurcalıyor. Genç kalmakla takıntılı olmak değil bu. Genç olmasaydım ne olurdu, düşüncesinin komplekse girmemiş hali. Gençliğin yaşın değil, ruhun sınırlarında olduğuna yürekten inanmamın sebebi de ne filmler, ne de kitaplar. Her ne kadar klişe bir söz olsa da, babamın kırklılı yaşlarının son düzlüğünde hala kendini geliştiriyor olması bu inancımın en büyük sebebi olsa gerek. Yoksa filmlerin ve kitapların verdiği bu mesajı bilinçaltım kabulleneli çok oldu olmasına, ama babam yakından gözlemlememde çok yardımcı oldu. Onun gibi, ben de genç ölmek isterim.

Güçlendirme sürecimi her ne kadar süresiz ilan etmiş olsam da, 15 günlük aşamalara böldüğümü ve her 15 günde bir yeni bir tarafıma (ne diyeceğimi bilemedim) başlamaya karar verdim. İlk 15 günde aklımdaki ilk üç huyumu/ alışkanlığımı/ bakışımı/ düşünüşümü -artık adı ne olursa olsun- gerçekleştirmek için çaba gösterdim. Çıkan sonuçları şimdiden değerlendirmek peşin hükümlü olmaktan başka bir getirisi olmayacaktır. Ancak ikinci 15 günüme başladığım bugünde, yeni kararlarımı eskileriyle birlikte uyumlu hale gelmesi bu güçlendirmeyi destekleyecektir diye umuyorum. Bu yüzden de, güçlendirmenin her 15 günlük aşamada giderek zorlaşacağı ama -adı üstünde güçlendirme olduğu için- bu şekilde güç kazandıracağına inanmak istiyorum. Ve bu inançla yaşamaya devam ediyorum.

Hayat çok tuhaf. Ona uyum sağlamak için üretilen roller ve yollar daha da tuhaf. Bu da benim tuhaf yolum. Rol değil kesinlikle ancak bir şekilde beni ayakta tutuyor. Ve ben ayaklarımı sağlam basmak için bu yolu seçtim. Hayatım boyunca süresiz restorasyon edilmeyi.


Yorumlar