Avrupa'nın Almanyası: Bamberg

altes_rathaus_roromiya




Yeni bir seyahate başlamak üzereyken artık bir öncekileri geride bırakmak gerekiyor. Ben bunu yapamadım, bayramda başka yerlere gidip yeni yerler gördüm. Yine de kendime verdiğim sözü yerine getireceğim. Son final sınavımı verdiğimin ertesi güne yola çıkmam gerekiyordu ancak kafam o kadar doluydu ki, yeni bir yolculuğa başlamanın heyecanını daha yaşayamamıştım. Hatta uçaktan inene kadar da tam anlamıyla yaşayamadım. Her şey o kadar hızlı geçiyordu ve ben ayak uydurmakta o kadar zorlanıyordum ki, bu yolculuğun tadını ancak dönmeme iki gün kala anladım. Biraz hızlı yaşadık hayatı, dolayısıyla da hızlı tükettik zamanı.

Her halükârda yaşanmışlıkların bir hatırı kaldı zihinlerde. İşte o geride kalanlarla gelişigüzel birkaç şey paylaşmak istiyorum. Bu sefer aklıma ne gelirse onu yazacağım, o yüzden dağınık olabilir. Ama toplamak zorunda değiliz bence. Mesela gidiş 6, dönüş 14 Haziran tarihlerinde olmasına rağmen uçuş saatlerimizi ucuz seçtiğimiz için 7 Haziran sabahında varış ve 13 Haziran gecesi son günümüzü geçirdik Almanya'da. Dolayısıyla altı günlük bir seyahat olduğu söylenilebilir. Uçuşlarımızı Nürnberg'ten yapmamızın sebebi de kalacak olduğumuz Bamberg şehriyle arasının bir buçuk saat olmasıydı. Bence bu dikkat edilmesi gereken bir nokta çünkü ilk Almanya'ya gideceğimizi öğrendiğimde acaba Berline'e mi alsak, yoksa Münih'e mi diye sormuştum kendi kendime. Oysa nerede konaklayacak olduğumuzu, nereden nereye gideceğimizi önceden kabataslak da olsa biliyor olmak seyahatin genel hatlarıyla çizilmesine yardımcı olacaktır.

Bizimkisi biraz seyahat sırasında planlama olduğu için Münih'te neler görülecek, Berlin'de ne yenir gibisinden tatlı araştırmalar yapamadan gittik. Bir de dediğim gibi finallerin hemen ardından olduğu için vaktimiz olmamasının yanı sıra, Vartolu'nın orada olmasını da fazlasıyla bahane ettik. Yaptığımız plana geçmeden önce Vartolu'nun oraya Erasmus vesilesiyle şubat ayından ağustosa kadar orada öğrenim gördüğünü belirtmeliyim. Elbette eğitim birincil bahanesi bu Erasmus'un. Genel olarak gördüğüm kadarıyla Erasmus'a çıkan çoğu kişi Avrupa'yı görüp yeni insanlarla farklı deneyimler kazanmak için gidiyor ve bence bu da ayrı bir güzellik. Eğitimi ise elbette alıyorsunuz, ama az ama çok. Kişiye göre değişen bir durum. Ufak tefek aklıma gelen şeyleri söyledikten sonra sanırım artık başlayabilirim olan bitene. Minik de bir dipnot diyeyim, seyahat tavsiyeleri yazının son kısmında bir başlıkta toplu olacaktır. Diğerleri ise bizim maceralarımızdır.

6 Haziran akşamı kalkan gidiş uçağımız, gece iki gibi Nürnberg havaalanında oldu. Metroların saat dörtte hareket ettiğini öğrenip el mahkum küçücük bekleme alanında birkaç saat geçirmek durumunda kaldık. Gideceğimiz yere başka bir ulaşım aracı da olmadığı için için iki saati uyuklayarak bekledik. Bu sırada trene ve metroya binmek için bileti alacağımız bilet otomatlarını (ben otomat diyorum ama bilet veren makineler kastettiğim şey) karıştırdık biraz. Tren için gidiş biletimizi nasıl alacağımızı bulduk bulmasına ama ilkten bize nakit paranın geçmediğini söyledi. Sadece kredi kartına izin veriyordu. Ancak metroya bineceğimiz vakit geldiğinde tekrar denedik ve bu sefer nakit kabul etti. Aynı makineden bahsediyorum bu arada. Neden öyle bir şey oldu bilmiyorum ama bu makineler epey akıllı ve hayat kurtarıcı. Neden böyle dediğimi daha sonra açıklayacağım.

Metronun kapısını bile bulurken zorlanan biz, tren peronlarını bulmaya çalışırken en az yarım saat harcamışızdır. O kadar çok peron, o kadar çok kapı var ki; hangi perondan hangi trenlerin kalktığını yazan kağıtlar panolarda karınca duası gibi kalıyor. Bunu öğrenmek gerçekten zor oldu. Hatta burada uzun uzun anlatmayacağım bir kısa macera yaşadık. Doğru sandığımız yanlış trene binip sonra uyuyakaldığımız için trenin geri dönüp bindiğimiz yerden tekrar inmemizin şokunu atlatamadan yeni bir kapı ve tren aramak sanırım ancak bizim gibi turistlerin yapacağı bir işti. Burada bir şeyi vurgulamak istiyorum, lütfen yerel olduğunu inandığınız insanlara soru sormaktan çekinmeyin. Biliyorum herkes sevecen yaklaşmayabilir ya da bu ihtimalin varlığı bile sizi korkutabilir. Ama kimin umurunda? Sonuçta ortada kararsızlığın dibinden ne yapacağını bilemeyip kalmaktansa, birilerine çok basit soruları sorup öğrenmek sizi kurtarabilir. Biz de yapmış olduğumuz bir buçuk saatlik gereksiz tren yolculuğundan elimizde kalan harika yeşillik manzarası ile hemen "information desk"e gittik. Metrodan indikten sonra trene bindiğimiz için sabah saat beş bile olmamıştı, haliyle o saatte ortalıkta hiç görevli yoktu. Ancak yanlış trenle yaptığımız yolculukta uykumuzu biraz olsun almış ve aklı başında bir şekilde tekrar istasyonun içine girdik ve doğru peronu bulup bekleyen trene binmemiz gerektiğini yardımsever birinden öğrendikten sonra valizlerimizle "bu son olsun" deyip atladık trene. Sonrası ise bir kavuşma sahnesi ve mutlu son...

Mutlu son değil tabii ki. Trenden sağ salim inip çıkış kapısından çıktıktan beş dakika sonra Vartolu bir otobüsten havalı bir şekilde inip bizimle kucaklaştı. Aylardır hasret duyulan dostun sıcaklığına kavuşmuş olduğum an nerede olduğumun bir önemi yoktu artık. Sanırım bu seyahatten öğrendiğim en baskın his de buydu. Sevdiğim insanlara ulaşabilecek bir mesafede olduktan sonra birçok şey göz ardı edilebilir. Memleketim diyebileceğim bir yerin gerçek varlığını hayatım boyunca hiç hissetmediğim için belki de böyleyimdir. Gelişmiş bir aitlik duygum yoktur, hiçbir yere ait olmadan birkaç yıl geçirdim bile ve bundan sonra da insanın huzurlu olduğu yere ait olduğunu düşünen biri haline geldim. Bunda da bir sorun görmüyorum. Dolayısıyla "yurt dışında yaşamam" diyen ben için erken konuştuğumu öğrendim. İmkanım olursa gerçekten yaşamak isterim. Tek şartla, huzurum olsun.

O gün öğlene kadar uzun bir sabah kahvaltısı ve doyasıya muhabbetle geçirdik. Gerçi muhabbete doyamamış olmalıyız ki, bundan sonraki günlerde de acısını çıkarttık. Öğleden sonra sanırım üç gibi Bamberg'i gezmeye çıktık. Devasa kiliseler, günlük hayatın bir parçası haline gelen tarihi köprüler ve bir şehrin üniversitesinden ziyade üniversite şehri olan bir yerin de var olabileceğini gördüm. Şehrin tamamına üniversitenin yerleşkeleri ve kütüphaneleri dağılmış durumda. Burada 59 kampüsten bahsediyorum. Hepsi birkaç dönümlük araziden oluşmuyor olabilir ama tarihi binalarda öğrenim görüyorsunuz ve birkaç binaya tıkılı kalmak durumunda da değilsiniz. Bu küçük şehri gezerken herhangi bir kampüsle karşılaşmanızın ne kadar olası olduğunu düşünün. Kısacası tam anlamıyla bir üniversite şehri Bamberg.

Bamberg'ten bahsetmeye başlamışken devam edeyim, böylece bu yazı Almanya'ya gelişim ve Bamberg üzerine olsun. Çünkü daha çok uzayacağa benziyor. Bamberg, Bavyera eyaletine bağlı, yedi tepe üzerine kurulmuş, yerel birasıyla ünlü, az nüfuslu, çok turistli bir şehir. Çok turist dememin sebebi küçük bir şehir olmasından dolayı. Bizdeki gibi değil yani. Sokaklarında gezmekle bile kültürlenebilirsiniz çünkü mimarisi olsun, turistlerin ayak izleri olsun bir şekilde sizi önemli mekanlara götürebiliyorlar. Ayrıca insanları bana çok cana yakın geldi. Elbette bunda ön yargılı olmamın katkısı olabilir ama bana kalırsa Almanya'nın diğer bölgelerine göre buradaki insanlar daha sevecen. İngilizce yerine Almanca konuştuklarını pek fark etmeseler de, bir şekilde size yardımcı oluyorlar. :)

Altes Rathaus, Bamberg'i gezerken manzarasına en çok hayran kalınan yerlerin başında geliyor. (Fotoğrafı yazının başında.) Az önce bahsettiğim Bamberg Üniversitesi'nin kampüslerinden biri de sayılabilir ayrıca çünkü görünen beyaz bina kütüphane olarak üniversite tarafından kullanılıyor. Bu sarayın çok güzel bir hikayesi var aslında. Ama şu anda ne tarihler, ne de kişiler aklımda. Yine de üstünkörü şöyle anlatılabilir: Zamanın kralı topraklarına yerleşmek isteyenlere, "Ben yaşadığım sürece bu topraklara yerleşemezsiniz." gibi efsanevi bir cümle sarf etmiş. Bunun üzerine topraklarına değil ama nehrin üzerine o topraklarla hiçbir bağlantısı olmayan bu saray inşa edilmiş (evet, aslında burası bir saraymış). Buna karşı gelemeyen kral razı olmuş ancak uzun bir süre kayıkla gidip gelinmiş saraydan. Daha sonradan önce bir köprü, sonradan diğeri yapılmış fakat iki köprü arasında da epey zaman farkı varmış. Zaten bunu köprüleri yakından incelediğimizde tanık olduk; fotoğrafın solunda kalan köprü epey eskiyken, diğer köprü (sağ) daha yeni ve daha az yıpranmıştı. Kütüphanenin gerisinde kalan bina ise Eski Vali Konağı imiş. Şu anda ne olarak kullanılıyor, hiçbir fikrim yok doğrusu.

Bu nehrin dışında şehirde bir tane daha nehir var ki, bu iki nehrin ortasında şehrin bir kısmı kalıyor. Yani fotoğrafı, şehrin minyatürü olarak düşünebiliriz. Bundandır ki, şehirde birçok köprü var ve hepsinin manzarası da bir harika. Biraz bunları göstermek istiyorum.






Bu köprünün aslında öyle afili bir hikayesi yok. Ancak insanlar sevdikleri için birer kilit asmayı hoş görmüş olacaklarla ki ası çıkmış kilitli köprüye. Manzarası çok güzel ve baka bir köprüyü görüyor. Gördüğünüz gibi iki köprü de azımsanmayacak büyüklükte ve çift yönlü iki şeridi olduğu için üzerinden arabalar da geçebiliyor. Yani modern zamanın romantik anları yaşanıyor bu köprüde. Ayrıca alttaki fotoğrafta da Küçük Venedik isimli bir nehir var. Her yere bir Venedik yapmak mümkün olmayınca var olanların ismi değişiyor sanırım artık. :) Şaka bir yana, hava o kadar güzeldi ki biz Bamberg'i iki gün doya doya gezdik. Küçük Venedik'in yanından yürüyüp evlerin resimlerden fırlamışçasına şirin ve muntazam oluşuna hayret edip durduk. Her ne kadar turist olarak gelip böyle şeylere şaşırıyor olmamız bize normal görünse de, birilerinin her daim burada yaşıyor olması işin asıl hayret verici tarafı bence. Ancak sanırım onlar bu duruma alışmış ve Bamberg'i daha çok sıkıcı buluyorlar. 




kücük_venedik
Küçük Venedik-Bamberg


Bamberg'in havası gerçekten temiz ve sıcak sayılabilirdi. Ancak her daim havada bulutların olması yağmurun da habercisiydi. İlk iki günü yani 7-8 Haziran'ı Bamberg'te sıcak bir şekilde geçirmemize rağmen, son iki gün (12-13 Haziran) o kadar yağmur yağdı ki, var olan nehirlerin taştığını düşünebilirdiniz. Bir an bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken beş dakika sonra hava açıp çok az geçmeden tekrar yağmur sel oluyordu. İşin ilginç tarafı ise bu olay tüm gün devam etti.

Bamberg'te gezip büyülendiğim ikinci yer ise sanırım gül bahçesiydi. Ancak onun öncesinden Bamberg Katedrali'nden bahsetmediğimi fark ettim. En iyisi fotoğraflara boğayım ben bu yazıyı, yoksa bitecek gibi görünmüyor. :D
Bamberg Katedrali girişi. Şu anda restorasyonda. Devasa olduğu için böyle saçma bir açıyla çekmiştim.

Neue Rezidenz. Burası katedralin karşısında bir devlet binasıydı.

Bamberg Katedrali'nin şapel kısmı

Böyle sürekli fotoğraf sıralamak da olmuyor sanki. Snapchat'e koyup (evet bazen öyle şeyler yapıyorum) sonrasında indirdiğim bazı fotoğrafları buraya koyacağım. Böylece bir sürü fotoğraf sıralamaktansa daha estetik(?) durur. Ayrıca videoda "Hegel'in evi" yazdığım yer Hegel'in evi değilmiş, sonradan öğrendim :D Hegel'in bir süre kaldığı bir yermiş sadece, ben evi olduğunu sanmıştım. Buna rağmen gül bahçesi gerçekten çok güzeldi ve o bahçeden tüm Bamberg'i görebiliyordunuz. O anda tüm günü orada kitap okuyarak geçirebileceğimi düşünmüştüm. Hatta bunu arkadaşlarımla paylaşınca onların da huzur bulduğu bir yer olduğunu anladım.

Bu arada ilk defa video yüklemeye çalıştım, umarım izlerken bir sorun olmaz.






Sanırım bugünlük burada bitireceğim. Bir şekilde bugün kendimi çok yorgun hissettiğim ve bu seyahat yazısını daha yarılamadığım halde şimdiden çok uzun olduğu için burada kesmek istiyorum. Ayrıca Bamberg ile söylenmemiş çok şey var ancak ben burada noktalayıp Berlin ve Münih'ten devam edeceğim bir sonraki yazımda. Aklıma gelen önemli bir şey olursa devam yazısında belirtirim zaten. 

Öyleyse şimdilik hoşça kalın!












Yorumlar

  1. Bu güzel yazı için ellerine sağlık:) Almanya'ya gitmesek de gitmiş kadar olduk sayende.Özellikle kütüphane olan sarayı! görmek isterdim.^-^
    Kilitlerde güzel gözüküyor.Sen bir tane kilit astın mı bahsetmemişsin.Oraya kadar gidip bir kilit asmamak olmaz zati değil mi?:)Berlin ve Münih yazını da merak ediyorum.Takipteyim.:>

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım bir gün görürsün. Hatta gidersen benim aksime içine girmeni de tavsiye ederim. Nedense aklıma gelmedi o anda. :)
      Kilit takmadım açıkçası. :D Hem yanımda yoktu, hem de yanımdaki arkadaşlarım dışında kimse için takamazdım sanırım. Ama onlar da hevesli olmayınca ben de boşverdim. Devam yazısını da yakında yazacağım. :)

      Sil
  2. Roromiya, tüm gezi yazıların gibi çok güzel ve dahası, yine kendisini içine çeken bir yazıydı. Orada olmayı istemek kadar, orada olma duygusu da uyandıran türden... Videoyu şu anda izleyemedim ama fırsat bulunca izleyeceğim onu da. Not: Avrupa şehirlerine baktığımda güzellik dünyaya eşit dağılmamış gibi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında güzellik nasıl baktığınla ilgili bir durum olsa gerek. Buna rağmen Avrupa'nın her türlü güzelliği el üstünde tuttuğundan dolayı bu kadar çekici ve güzel geliyor bence. Adamlar işi biliyor kısacası. :D
      Yazarken ben de tekrar orada olmak istedim. Günün birinde yeniden gitmek isterim doğrusu. :)

      Sil

Yorum Gönder