Cevaplarımı Sorulayın

Tatilden gelir gelmez aklımda yaşadıklarımı nasıl yazıya aktaracağımı düşünüp durdum. Şu anda bile o yazı kafamda oturmadı. Seyahat yazısından ziyade, bir yolculuk yazısı şeklinde olacak sanırım. Çünkü bir hafta boyunca her gittiğim yeri, yediğim yemeği ve kiliselerde katıldığım ayinleri anlatmam, benim gibi uzun uzun yazmayı seven biri için bir kitap çıkartmak kadar uzun sürebilir. O yüzden yolculuk yazısı diye sınıflandırdığım, daha çok aklımda kalıp zihnimde devri daim eden anları yazmaya karar verdim. Gerçi bu şekilde bile kısa bir yazı olmayacağını öngörebiliyorum.

Şu aralar biraz tembel teneke oldum. Her gün sıcaktan ne kadar az korunarak uyuyabilmek dışında hiçbir şeye kafa yormuyorum. Bir de oruç tutunca dengelerin alt üst olması klişesinden nefret ediyorum. Ama en çok da bu klişenin bana cuk oturmasından nefret ediyorum. Yine de bir gün başarılı olacağıma inanıyorum. Hatta bir sonraki Ramazan için şimdiden birkaç düzen oluşturdum, bu Ramazan'ı kobay olarak kullanıp tüm sinsi planlarımı üzerinde deneyeceğim...

Bu arada anlamamış olanlar için söylemiş olayım, bu yazının belli bir konusu yok. Hani belki bu insancık ne yapıyor diye sorarsanız, işte cevaplarım. O yüzden aklıma gelenler ve kafama takılanları söylüyorum, sorup sormamak size kalmış. Cevaplarımı sorulayabilirsiniz isterseniz. İstememek de bir seçenek tabii.

Bu yaz animelere hızlı bir giriş yapmış olabilirim. Final haftası çok bunaldığım için en çok merak ettiğim anime olan Bungou Stray Dogs'a başlamıştım. Tatilden dönünce 7. bölümden itibaren izledim ve şu anda da son bölümünü bekliyorum. Üzerine dahasonra bir yazı yazar mıyım bilmiyorum ama şöyle bir not düşmek isterim: Hayatımın akışını bulduğum anime oldu. Asıl konuya son bölümlerde gelirken ilk bölümlerde karakterlerin tanıtımını yaptı çoğunlukla. Bu şekilde insanlarla yaşadığım ilişki düzeyine çok benzettim. Bana oradan buraya nasıl geldiğimi sormayın, ancak gerçekten de benimle ilgili bir şey var bu animede. Ya da tam tersi mi olmalıydı? Karar veremedim. 

Bir de şimdi aklıma geldi. Önceki paragrafta yaptığım olaya da uyuz oluyorum aslında. Sanki dünya benim etrafımda dönüyormuş gibi her şeyde bir kendimi bulmalar filan. Hayır, kendimi ne zannediyorum hiçbir fikrim yok. Ama izlediğim, okuduğum, gözlemlediğim her bir şeyle derin bağlantılar kurup kendimi kutsallaştırıyormuşum gibi geliyor. En azından öyle anlaşılmasından korkuyorum. Çünkü gerçekten egoist bir yanım olacak diye ödüm kopuyor ama bu yaptıklarımı görünce zaten var olduğunu düşünüyorum. Kendimle Çelişmeler, Vol 6493640 kısmına hoş geldiniz.

Animelerden konu açılmışken oradan devam edeyim bari. Sonuçta tembelliğimin doruk noktalarına ulaştığım bu süre zarfında hayatımdaki tek aksiyon onlar olabilir. Tatilden döndüğüm vakit Alice'in yeni bir yazısıyla karşılaştım bloğunda. Gören görmüştür zaten ama ben o yazıyı okuyup "neler dönüyor yahu burada?" dedim kendime. Resim de tanıdık gelmemişti üstelik (bunu bilerek yazıyorum ki benim hangi konumda olduğum anlaşılsın :D) Ben de şu 20 kelimede özetlenemeyecek animeyi merak edip Bungou'dan sonra hemen başladım. İlk bölüm biraz bana tokat attı çünkü hikayeyi hiç bilmiyordum ve ne ile karşılaştığımı görünce şok oldum. Spoiler vermeyeceğim ancak o ilk bölümdeki ikinci karakter (yarık çeneli olan) kız kardeşimi hatırlattığı için gülmekten yerlere yattım. Ve bu şekilde yazın ikinci animesini de yalayıp yutmak üzereyim şu anda. O kadar izlenilesi bir anime ki, her gün diyet yapar gibi sık sık ama azar azar izliyorum. Sırf bitmesin diye. Son bölümlerindeyim ve ardından izleyecek bir şey bulamazsam anime sezonum kapanabilir. Mangası çok uzun ama belki -çok ufak bir ihtimalle- başlarım. Anime bitince ise Alice'in yazısını tekrar okuyacağım. Çünkü spoiler kısımlarını okumamıştım ilkinde... :D

Bundan başka hayatımda ne var? Uzun zamandan beri hiç olmadığı kadar çeviri yapıyorum şu aralar. Okul döneminde istediğim tempoda teslimlerimi yapamadığım için kendime yetişmeye çalışıyorum şu anda. Bu konuda kendime ben bile şaşırdım, çünkü gerçekten gelişme kaydettim. Her gün üç bölüm filan çeviri yapabiliyorum, bu benim gibi bilgisayarı açıkken daldan dala sekme açan biri için üç bölümü art arda yapması kayda değer bir gelişme. Nazar değmesin diyeyim de, yazın sonuna kadar böyle devam etsin.

Canım sürekli bir şeyler izlemek istiyor ancak "yazın okurum" kitap listem bana uzaktan uzaktan göz kırpıyor. Ha, bir de ALES test kitabım "geleceğin varsa göreceğin de var" diye sitem ediyor. Test kitabı demişken matematik konu anlatımı ile ilgili videolu bir kanal/site bilen var mı? Problemler  bile doğal sayılardan daha kolayken nasıl her gün test çözeceğim, hiç bilmiyorum. Yine de başlamanın yolun yarısı olduğuna inandığım için birkaç hafta içinde bu soruna bir çözüm bulacağımı düşünüyorum. Cidden kendimi kandırmıyorum, en azından Ramazan bitsin...

Son olarak, yazının ismi az önce bilmem kaçıncı defa izlediğim Ölü Gelin filmindeki bir replikten geliyor. O filme şu anda daha ergenliğine girmemiş gençlerin One Direction'a bayılması gibi bayılıyorum galiba. Müzikleri, orijinal seslendirmesi ve animasyonu çok hoşuma gidiyor. Ben yeni ergen olmuşken moda olduğu için olabilir belki. 

Belki de ergenlik heyecanlarımızı yetişkin olduğumuzda bile unutamıyoruzdur. Umarım bir yirmi yıl sonra da hala severek izlerim. 


Şuraya da tatilde deli gibi dinlediğim bir şarkı koyayım bari gitmeden. Evet, şimdi gidip biraz daha çeviri yapabilirim. Görüşmek üzere!

Bir gün sonra gelen düzeltme: Super Lovers animesine de tatilden önce başlayıp yakın zamanda bitirdim. Şimdiden üç anime izlemiş olmak pek bana göre bir şey değildi aslında...

Yorumlar

  1. Aslında her şeyde kendinde bir parça görmenin egoistlik değil, doğal bir olay olduğunu düşünüyorum. İnsanların sayısı her ne kadar fazla olursa olsun birbirimizle pek çok benzer yönlerimiz var ki bir toplum oluşturabiliyoruz. (Aslında bu kadar benzerliğin içinde herkesin birbirinden farklı olduğuna inanıyor olmam asıl çelişkili olan şey.) Farklı bir açıdan bakarsak her şeyde kendinden bir parça görmek çok yönlülüğün bir gösteresi olmaz mı?
    Ben de Ramazan bitsin bakarım, o zamana kadar azcık okul zamanında izleyemediğim ve okuyamadığım şeylerin hıncını çıkarayım diyorum. Benim izleyecekler listem kabarık olduğu için (30'dan daha fazla anime, film, manga...) muhtemelen bir şey izleyip okumaktan başka yapacağım tek şey resim çizmek olacak. En azından önceki yazdan daha verimli geçmesi için çalışacağım.
    Ölü Gelin filmini ben de çok severim. İlk izlediğimden beri 5 yıldan daha fazla olmuştur muhtemelen ama hala izlemesi hoşuma gidiyor.
    Bu arada çok fazla yorum yapan biri olmasam da yolculuk yazını ve Bungou Stray Dogs'la ilgili muhtemel yazını okumayı dört gözle bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Egoistlik sayılmadığı sürece benim için sorun yok ancak eğer dediğin gibi çokyönlülüğün bir göstergesi ise ve ben bunu durmadan dillendiriyorsam bana yine egoistlik yapıyormuşum gibi görünüyor. Bu konuda kendimi ikna etmem biraz zor gibi ama aslında gerçekten elimde olmadan yapıyorum. Yani elimde olan yaptığım her şeyde kendimi buluyorum, sanki bulmak için buluyorum. Ya da çok geniş perspektiften bakıyorum ve bana öyle görünüyor. Sanırım benim bile içinden çıkamadığımkarmaşık bir durum biraz.

      Aslında yaz tatillerini asıl güzelliği okulun olmamasıysa o zaman bence de hıncımızı çıkartalım. :) Yaptığın yorumları seviyorum ama asla neden daha fazla yorum yapmıyor diye düşünmedim. Aksine, yaptığın yazılarımın daha farklı olduğunu düşündüm, kısacası nasıl istiyorsan öyle davran. :) O yazılara da yakn bir zamanda başlayacağım, inanıyorum. :)

      Sil
  2. Eserlerle derin bağlar kurmakta da, pre-teenlerin ("pre-teen" kelimesini kullanana bak, sanki kendisi bir sivilceli ergen değil de olgun, aklı başında bir yetişkin sanki...) diğer yaş gruplarının alay konusu olduğu gibi aynı zamanda içten içe özendikleri tutkusuyla sevmekte de hiçbir sıkıntı yok Roromiya. Kendini kutsallaştırmak değil bu, tam aksi bence. Eserler insanlar arasında bağ kurmaktan daha önemli bir göreve hizmet etmezler; senin hissettiğin, başkalarının da hissettiği şey. Yani kendini gördüğün eserde, başkalarının da kendini görebilmesi sizi, daha doğrusu hepimizi (Öykülerimi hep Tanrısal bakış açısıyla yazsam da, gerçekte ben de bu sosyal sistemin tartışmasız bir parçasıyım sonuçta.) birbirimize bağlayıp, bir nevi kişilleştirmekten uzaklaşıyor. Yani bunun hizmet ettiği bir ego varsa, insan sisteminin genel egosudur o da.
    Öf, gene anlatmak istediğimi çok karmaşık bir şekilde anlattım. Sadece, ben de senin yaptığını (Her şeyde kendimi bulmayı yani ki aslında her şeyde kendimi bulmak bile diyemem buna, bana kalırsa onlar beni buluyor çünkü benim karşılaştığım her şeyde kendimi bulmam doğal olarak imkansız. ) çok yapıyorum ama bu konuda bambaşka şeyler hissediyorum, anlatmak istediğim de bu hislerdi işte.
    Facebook hesabın olmadığı ve aktif bir şekilde tumblr da kullanmadığını hesaba katarak, OPM'yi duymamış olman çok şaşılası değil aslında. Ve ben de tıpkı senin gibi azar azar, iftar vakti ilk suyun içilmesi gerektiği ama asla yerine getirilmediği gibi (Oruç iyice başıma vurdu, gerçi şu an tutmuyorum ya yine de üstümden atamadım etkisini.) izledim bu seriyi. Bitmesin diye. Yalnız konuyu bilince bile dumura uğratan bu animeyi, konuyu hiç bilmeden izlemek çok ayrı bir his olmalı. :D
    SUPER LOVERS!? HAYDİ AHLAKEN HİÇ GÜÇLÜ TEMELLERE DAYANMAYAN BU YENİ ZEVKİMİZDEN BAHSEDELİM ROROMIYA! ^^ Ya da daha iyisi, üstüne bir yazı yaz diyeceğim ama yazacakların arasında fırsat bulabilir misin, bilemedim. ;_; Eğer bulursan lütfen... Gerçi senin gibi planlı ve iradeli birinin, yapmak istediği her şeyi yapabileceğini biliyorum ^^ Çeviri de, Ramazan klişelerini yıkmak da... Umarım yoluna sokarsın bile demeyeceğim, sen yaparsın çünkü!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh,şöyle uzun yorumlara bayılıyorum. Görünce mutlu olmamak elde değil. :)
      Sanırım derin bağlar kurmamın hiçbir sorun olmayacağına dair kesinlikle ikna oldum. Demek istediğini çok net anladım, ayrıca Yuu'nun da dediği gibi sanırım bu toplumun yapıtaşı yani insan olmamızdan gelen ve senin de dediğin gibi, eserlerin hizmeti olarak iki taraflı düşünüldüğünde kulağa aşırı mantıklı geliyor. Belki de ikna olmak için oldum ama söylediğin şeyde tamamen haklısın. Ayrıca, gayet anlaşılır anlatmışsın sadece anlatırken kafan karışmış olabilir belki. Yani sana öyle gelmiş olabilr, yoksa çok net anladım. :)

      Bak OPM diye kısaltıldığını bile senden öğrendim. :D Hiçbir fikrim yoktu konuyla ilgili ve ilk bölümde dumura uğradım, sonra hayran kaldım. Şimdi ise animeyi bitirdim ve yetim gibi hissediyorum kendimi. Böyle olmamalıydı. Hayat felsefesi adına çok iyi bir anime. Okusak mı? :D

      Bu kadar destek aldıktan sonra sanırım tüm yazılarımı yazarım bu gece :D Super Lovers ile hiç iyi olmayan bir manga geçmişim var. İlk bölümü yarım bırakıp asla yüzüne bakmadığım mangalardan. Animesini ise çok methedildiği için indirmiştim. Fena gelmedi ancak hala kafamda soru işaretleri var... Belki yazarım bir yazı. Ama kesinlikle üzerine konuşmalıyız. Senin düşüncelerini de merak ediyorum. :)

      Sil
    2. Super Lovers'ın hikayesi gerçekten çok... Şüphe uyandırıcı. Yani bu ilişkinin gerçekte asla böyle toz pembe bir romantizm şeklinde yaşayamayacağını bile bile bu animeyi izlememin tek nedeni, Haru'nun yaoi tarihinin en acınası karakteri olduğunu düşünmem ve en azından bir kişi, onu o şekilde sevmek için en doğru kişi olmasa - hatta en yanlış kişi bile olsa, tarafından sevildiğini görmek istemem. Yahu bir animenin karakterleri bu kadar mı sinir bozucu olur? O Haruko denen kadının iğrenç tavırlarının (Mangada bu tavırların bir açıklaması var mı, bilmiyorum ama serinin havasına bakarak, yapımcının bu iğrenç tavırları "kişilik özelliği" olarak görmesinden başka bir açıklaması yok gibi görünüyor.) "komedi unsuru" olarak lanse edilmesinden, Haru'nun kardeşleriyle olan ilişkisinin anlaşılmazlığına (Onu seviyorlar mı, yoksa nefret mi ediyorlar belli değil) kadar her şey sinirimi bozuyor... Eğer Haru böyle bir manyaklığa maruz kalmasa, kendi sorumluluğundaki yetim bir ergene el uzatmazdı belki. Yine uzatsa, hayatta izlemezdim bu animeyi. Kendime bile ahlaksızlığıma bahane buluyormuş gibi dursa da şu, samimi düşüncem bu. Haru bir istismarcıysa da, en çok acıdığım istismarcı. Bir de Ren ile olan ilişkisi gerçekten feci tatlı işleniyor. Bunu daha ahlaki bir yolla yapamaz mıydınız yapımcılar!?
      Bilmem manga okumayı seviyor musun, yoksa benim gibi misin ama OPM'nin mangasını okumanı mutlaka öneririm Roromiya. Gerçi söylentilere göre 2. sezonu çok beklemeyeceğiz gibi ama, tadını kaçırmak istemesen bile hiç değilse ilk sezonun sonuna kadar olan kısmı (Ki 50-60. bölüm gibi bir yerlere tekabül etmekte, yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi "50 ne, 60 ne?" diyeceksin ama gerçekten hatırlayamıyorum...) okumalısın bence. O çizimlerin hatrına. Akılçelen Yayınevi, Türkiye'ye de getiriyor üstelik. Gerçi Death Note'la pek iyi bir iş çıkarmamışlardı ya, 2. bir şans verilebilir belki. (Ha, ben vermem orası ayrı. Death Note'a bir şans vermeyene ben 2 şans vermem çünkü. Gerçi zaten OPM'yi de okumayı bitirdim çoktan.)
      Bu arada, söylemeyi unutmuşum, biraz araştırma yaptıysan kesin bulmuşsundur ama sana önerebileceğim kanal "Hocalara Geldik". Bence iyi bir iş çıkarıyorlar.
      Son olarak, neden bahsettiğimi anlamış olmana sevindim. :)

      Sil
    3. Animenin karakterlerinden sanırım sadece Ren'in sınıf arkadaşını sevdim. Neden bilmiyorum ama bana da en tutarlı kişi o geldiği için olmuş olabilir. Onun dışında anne ile babasının başına gelenlerden tut, dediğin gibi ikizlere kadar her şey biraz garip geldi. Haruko aslında hep nötr kaldığım bir karakter. Sevmiyorum demem için bile bir eylemi işaret edemiyorum. Ama benim tipim değil dersem daha uygun düşece sanırım. Kesinlikle benim tipim biri değil.
      Haru ile Ren arasındaki ilişki bana romantik gelmedi nedense. Bir de üvey kardeşliği gözardı etsem bile (ki etmesi hiç kolay değil, çünkü bunlar için üvey olup olmamak önemli değildi. Gerçek kardeş olsalar bu kadar yakın olurlardı zaten.), aradaki yaş farkı beni çok rahatsız etti. Gerçi bu beni her yerde rahatsız ediyor. Yani her ilişki 20 yaştan fazla fark olunca bana tuhaf geliyor, elimde değil. Ancak bu animeye dönersek, Ren zaten cinsel dürtülerini kazanmadan önce hiçbir şey ortada yokken, yani Haru'nun kardeşçe sevgisi dışında, birdenbire Ren'e bağlı olarak ortaya çıkan bir aşk ilişkisi bana aşırı tutarsız geldi. Sonuçta Haru'nun önceden bir şeyler hissetmesi gerekmez miydi? Ya da adamdaki sevgi her an her boyuta ulaşabiliyor da, biz mi geri kaldık? Bilmiyorum doğrusu. Yine de anime ile ilgili en çok ilişkilerine takıldım ben de. Mesela senin dediğin gibi yan karakterlere pek dikkat etmemişim. Ancak tüm bunların ötesinde en güzel işlenen karakter kesinlikle Ren idi. Başından sonuna kadar en çok güldüren, düşündüren ve tutarlı diyebileceğim kişiydi. Gerçi sonlarda o da bana biraz değişik geldi, ama belki de animedendir. Mangayı bilmiyorum.

      Manga okumaya bayılırım. :D Açıkçası çok anime izleyen biri değilimdir aslında ama her gün güncel mangaları kontrol ederim. OPM'yi bu kadar övdüğüne göre hemen başlasam iyi olur. Önce mangayı okuyup sonra animesini izlemek de hoşuma gider aslında, o yüzden 50'ymiş, 60'mış demeden okuyabildiğim yere kadar okurum. :) Sonrasında da kapını çalarım hatta.
      Kanal için çok teşekkür ederim, aklımda hiçbir yer yoktu ama buraya bakacağım. Her gün biraz çözmeye çalışıyorum ama sayılardan nefret ediyorum. Konu olarak yani, yoksa problemleri severim. :)

      Sil
    4. Ren'in sınıf arkadaşı, bir de Haru'nun şu birlikte lokanta açtıkları arkadaş. Hani onu da çok sevmedim ama en azından diğerlerinin aksine Haru'ya devamlı "işe yaramaz bok çuvalı" muamelesi yapmıyor. Onun dışında, yan karakterlerin dikkat çekici hiçbir özelliği yok ki dikkatini çeksin. Aslında mesela tam olarak dediğin gibi, bu anime "garip." Ve bu garipliği fark eden tek kişi ben olmadığıma sevindim çünkü tumblr'da sadece benmişim gibi görünüyor. Öf, burayı söylemek yerine en iyisi gidip de ben bir Super Lovers yazısı yazayım.

      Sil
    5. Hehe. :D Bence de yaz hem üstüne konuşmak daha güzel olabilir, hem de bir yer toplanmış olur yazılanlar. Ben o şekilde tek bir kaynaktan tüm bilgiye/eleştiriye ulaşınca çok seviniyorum. (işime geldiği için de olabilir tabii) :D

      Sil

Yorum Gönder