CHALLENGE #7

Yurt


Şekersiz 21 Gün'ün dördüncü gününden selam olsun herkese! Başlayan oldu mu? Nasıl gidiyor?
Başlayan var mı çok merak ediyorum. Benimki yurttayken ite kaka gidiyor ama evdeyken şahane gidiyordu. Hatta sırf bu durumu bahane edip eve mi geçsem diye soruyorum. Zaten çok meyilliyim ya eve gitmeye. Evdeyken ballar, pekmezler, yemişler... derken gerçekten dikkat edip etmediğimin bilincinde olmuyorum. Ama evdeki herkes bildiği için önüme koymuyorlar o tür şeyleri. Fakat gerçek şu ki, yurttayken geçiştirmeli öğünlerimizin başını marketten veya kantinden alınmış hazır yiyecekler oluşturuyordu. Şimdi ise neyin içinde şeker var, neyin içinde yok diye araştırmaya kalkınca elde sıfır kalıyor. Hâl böyle olunca ben de hepsinden uzak durayım en iyisi dedim. Son durum, marketten meyve ve süt ürünleri dışında hiçbir şey almıyorum. Aslında cüzdanıma yaradı bu durum ama yine de arada bir canım tatlı bir şey çekmiyor değil.

Gel gelelim duyurusunu yapmış olduğum challenge konusuna. Geçen haftadan ne kadar müthiş bir fikrim olduğunu söylemiştim ama şu anda beklentileri düşürmek istiyorum. Fakat yazdan beri aklımda olan ve yapmak için boş hafta aradığım bir meydan okuma konusu bu. Ufaktan da bir baharat ekledim üstüne, iyice meydan okumaya benzedi bu şekilde. Umarım gözünüz çok korkmaz.

Filmi çekilmiş kitaplar nasıl sizce? Ya da kitabı filmlere ilham olmuş eserler? Sanırım bu iki cümle bile challenge'ın konusunu anlatmaya yetmiştir. Ben kitabı okuduktan sonra ancak filmi izleme konusunda takıntılı olduğum için genelde kitabını okuyup filmini izlemeyi unuturum. Öyle de bir ironi var yani! Hatta kitaplığımdaki Rüzgar Gibi Geçti kitabını sırf filmini izlemek istediğim için
almıştım. Kitabı yarıladığım halde (kitap 900 küsur sayfa) bitiremediğim için tam 7 yıldır (Hayır, yanlış duymadınız. Tam 7 yıl!) filmi izlemeyi erteliyorum. Mesela kitaplığımdaki okuduğum hâlde filmini izlemediğim kitaplar şöyle: 1984, Hayallerin Peşinde, Fahrenheit 451, Simyacı, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Çavdar Tarlasında Çocuklar. Kitaplığımda olmayan ama filmi olup da okuduğum kitap var mıdır, bilmiyorum. Umarım yoktur çünkü bunların hepsinin filmini izlemek isterim. Elbette filmini önce izleyip sonradan kitabı olduğunu öğrendiğim yapımlar da var. Aklıma ilk gelen Sol Ayağım mesela. Kitabı olduğunu öğrenmeden önce filmini lisede veya ortaokulda hüngür hüngür ağlayarak izlemiştim. Kitabının var olduğunu birkaç yıl sonra öğrendim. (Acım büyük...)

Peki istediğim gibi önce kitabını okuduğum sonra da filmini izlediğim yapım var mı? Sırf bu prensibimi gerçekleştirmek için yaptığım var. O da Uçurtma Avcısı. Onda da kitapta ağladığımın yarısını filmde ağladım. Bol bol kıyaslama yaptım kendimce ama ilk sıraya kitabı koydum hep. Yine de filmin hakkını yiyemem, çekimleri çok iyiydi. Bunun dışında utanarak söyleyeceğim Aynı Yıldızın Altında var. O kitabı sadece oda arkadaşım bir hafta ağladığı için merak edip okumuştum ama bu bir bahane sayılmamalı. Yine de ağlayıp ağladığımı şu anda hatırlamıyorum doğrusu. Gerçi ben ağlama potansiyeli yüksek biriyim, o yüzden bu soru işareti de pek cevapsız kalmasa gerek.

Sanırım bu kadar muhabbet yeter. Siz konuyu anladığınıza göre ben yavaştan kurallara geçeyim.

1- Filmi çekilmiş bir kitabı üç gün içerisinde okuyacaksın. 
2- Kitap bittikten sonra bir gün içerisinde de filmini izleyeceksin. 
3- Kitabın sayfa sayısının yüzdelik rakamı kadar kitabı farklı mekanlarda okuyacaksın. 
4- Bu challenge 5 Mayıs'tan 12 Mayıs'a kadar olan bir hafta içerisinde tamamlanmalıdır.

:)))

Baharatı beğendiniz mi? Havalar güzelken ve evde oturup kitap okumak da isterken ikisini aynı kaba koymak istedim. Üçüncü maddeyi biraz açıklamam gerekirse, örneğin 400 küsur sayfalık bir kitabı 4 farklı mekanda okumanız gerekiyor. O mekanda ne kadar süre okuduğunuz mühim değil. Ancak mesela evin içindeki mekanlar olarak (1) mutfakta, (2)yatak odasında, (3)salonda ve (4) tuvalette okumanız sayılmaz. :D Tuvalette okumayın zaten, ayağınıza kan gitmez sonra. Demem o ki, evin içindeki farklı mekanlar sayılmıyor. En azından birini evde okuyorsanız, diğerini okulda, otobüste, parkta, bankta, kafede, kütüphanede, okur sever bir mekanda ya da gürültülü bir mekanda okuyabilirsiniz. Hatta çok farklı yerlerde okumayı seçip işi eğlenceli hale de getirebilirsiniz ama bu size kalmış tabii ki.

Ben yolda kitap okumayı çok sevdiğim için bir maddeyi metroda ya da otobüste şeklinde doldururum diye düşündüm. Evde okunmazsa bitmez zaten. :P Bir tanesini de parkta ya da çardakta okumayı düşünüyorum. Diğeri ise bana bile sürpriz.

Seçtiğim kitap ise..... İmkansızın Şarkısı. Çok şaşırdınız, değil mi? Hazır elimde okunmamış bir kitap varken bu olsun dedim. Hem finallere yaklaşırken Murakami iyi gelir diye düşündüm. Hepsi bahane, sadece okumak istiyorum işte. :)

Murakami Rafı
Her eve bir yazarın rafı lazım. 
Öyleyse sonra görüşmek üzere, hoşça kalın!

Yorumlar

  1. OOOoo hiç yapamayacağım bişey bari yazıyı takibe alayım da kimler neler yapmış ona bakarım :) / Farklı mekan maddesi çok yaratıcı olmuş, sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Hiç değil de belki sadece zorlanarak yapabileceğin bir şeydir. :)

      Sil
  2. Roromiya-san çokcana kolay gelsin diyorum. Ben genelde bir kitabı hep aynı mekanda okuduğum için farklı mekanlar kuralı bana zor gelirdi. (Mesela otobüste okuyamam. Midem bulanıyor.) Ben de hep kitapları üst sıraya koyarm ve çoğu zaman beğenmediğim için filmi izlemem. Hepsi de öyle olmuyor ama. Güzel olanların da hakkını yemeyeyim. Zaten çoğu kitabın filmi olduğundan haberim olmuyor. Uçurtma Avcısı'nın filmi olduğunu -diğer saydığın kitapların da- yeni öğrendim. Kitaplar iyidir ya. Filme ne gerek var :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylemeyi unuttum. Yurt manzarana tam anlamıyla bayıldım :D

      Sil
    2. Yurt manzaramı bende seviyorum, teşekkür ederim. :) Kitapları okumak daha uzun sürse de filmlerle kıyaslayınca bende genelde kitapları tercih ediyorum. Yine de eskiden film aşığı bir insandım. Öyle olduğuma göre herhalde filmlere önem vermeye tekrardan başlayabilirim diye düşündüm. Çok değil, haftada bir film izlemek istiyorum. Ama şimdilik aksıyor, daha alışkanlık haline getiremedim. :)

      Sil
  3. rafine şekersiz çelıncının 7. gününden merhabalar :D
    7 gündür çayıma kahveme şeker koymuyorum sayende Roromiya'cım. Çok da zor değilmiş aslında, niye bunca zaman denemediysem. Bu arada 4. gün yaramazlık yaptım. İş yerinden birisi memleketinden tatlı bişey getirmiş, masama koydu. Saatlerce bakıştık tatlıyla ama sonunda dayanamadım :( Ama içindeki rafine şeker değil pancar şekeriymiş, onunla avuttum kendimi ahah :D Öyle işte, senin nasıl gidiyor?
    Kitap çelıncın şu an için çok zor geldiğinden o konuda ses etmiyorum :D Kendine cici bak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vaaay, harikasın forever! :D Benim de dokuzuncu günüm ama arada bir tatlılar rüyalarıma giriyor hala. :D Fakat eskiden olsa, bu fikir bana çok uzak görünürdü. Şimdi bu kadar yol aldığımı görünce sanki başarabilirmişim gibi geliyor. Önceden tambir şeker hastasıydım, sanırım bu şekilde bunu biraz aştım. Meyve yiyorum bol bol. Bir de chia pudingi diye bir şey keşfettim. Onu yemek hoşuma gidiyor. Tatsız tuzsuz ama adı puding olduğu için psikolojime iyi geliyor. :D
      Ayrıca şeker pancarındandan yapıldıysa bence sorun olmaz. Doğal şeker tüketebiliyoruz sonuçta. Sen benim yediğim pekmezleri gör bir de... :D
      Çok teşekkür ederim katılıp destek olduğun için. Sende kendine çok iyi bak. :))

      Sil

Yorum Gönder