Challenge #7 Sonucu: Filmli Kitap Okuma


Şekersiz 21 Gün'ün 15. gününden herkese merhaba! Günler çok hızlı geçiyor ve gerçekten işlenmiş şeker yememeye alıştım. Hatta farklı tarifler geliştirdim kendime. Chia puding gibi ismi cismi ne olduğu belli olmayan bir tatlıdan tutun da, yulaf ezmesinden kurabiyelere kadar. Hatta çok güzel bir de kafe buldum. Hiçbir ürününde doğal olmayan bir şey yok. Yeri ise ayrı bir güzel. Orası ve şekersiz günlerim hakkında bir yazı yazarım belki. Cesaret verici olabilir diye düşünüyorum. :)

Challenge 7'nin beni ne kadar heyecanlandırdığını ve bu fikrin geçen yazın sonunda şekillendiğini belirtmek isterim. Sonucunun ne olup ne olmadığını söylemeden önce, artık eskisi gibi heyecanlandırmıyor oluşu biraz üzücü oldu benim adıma. Ama bu benim seçimlerimle ilgili bir mevzu. O yüzden suç atacak bir mazeret bulmadan katlandım sonuna kadar.

Şimdi bu meydan okuma sürecini anlatacak olursam, sanırım şu ana kadar hiçbir challenge'ımın bu kadar yolunda gittiği olmamıştı. Hatta ben bile şaşırdım kendime. Mesela, 7 Mayıs Cumartesi günü sabah yürüyüşten sonra kitabı okumaya başladım. Kahvaltı ettim, giyindim ve kardeşimin antrenörlük yaptığı okula gidip kendime uygun bir yer buldum. Havalar güzel ya, kimse beni sokaktan alıkoyamaz diye, okulun bahçesindeki çardakta akşam beş buçuğa kadar kitap okudum. İdmanı biten kardeşimin piyano kursuna gidip orada da kendime bir park buldum ve orada okumaya devam ettim. Eve geldiğimde çoktan 150 sayfayı geçmiştim ve iki farklı mekanda kitap okumuştum bile. İşin güzel yanı ise bu daha ilk gündü ve ben okumaktan çok fazla zevk almıştım.

İkinci güne geçmeden önce yakalandığım yağmuru ve okuduğum mekânları göstermek istiyorum. Fotoğraflar biraz karanlık ama üzerine tıklayınca detayları daha iyi seçebilirsiniz.


Norwegian Wood
 Yanıma sadece su, kitap ve bilgisayarımı almıştım ama bilgisayarım ağırlık yapmaktan başka bir işe yaramadı. O aralar yetiştirmem gereken bir ödevim vardı ama ben "Umurumda mı dünya!" diye naralar atarak kitabı okudum sürekli. Yağmur yağarken fotoğraf çekmek için ayağa kalktığımda bunun da fotoğrafını çekmişim. Bende koyayım bari dedim.



Yağmurun şiddeti o kadar büyüktü ki, dışarıdaki insanların sırılsıklam oluşunu kıskandım bir ara. Ama çardak varken ıslanmak için çıkmak istemedim. Sadece o durumda kalsaydım ıslandığım için mutlu olurdum sanırım. Ama aklıma koyduğum şey okumak olunca beni yağmur bile alıkoyamadı bu işten. Yine de o ana şahit olduğum için mutlu oldum. Aşağıdaki fotoğrafı da çardakta kitap okurken çekmiştim.

Çardak sular altında kalırken

Bir sonraki durağım piyano kursuydu. Daha doğrusu elinden her iş gelen kardeşimin durağıydı. Hafta sonlarını onunla geçirmek isterken aynı zamanda hep yoğun olması yüzünden birbirimizi sadece yemekten yemeğe görürüz genelde. Bende "Madem dışarıda olmak zorundasın, bugün bende tüm günümü dışarıda geçirebilirim." deyip onun peşine takıldım. Onu kursuna bıraktıktan sonra biraz ileride bir park gördüm ve orada kitabı okumaya devam ettim. Arada bir çocuklar ve büyükler gelse de genel olarak çok sessiz bir parktı. Elbette içinde oyun parkuru olmayışından olsa gerek. Benim için sevindirici olsa da park adına üzüldüm. Belki artık orasını kitap okuma durağım olarak kullanabilirim. Parklar yalnız kalmamalı bence.





Her gittiğim yer aynıymış gibi görünse de, okul ve park aslında farklı ruhlara ev sahipliği yapıyorlardı. Mesela parkta ya çok küçük çocuklar vardı ya da anneler ve genç kızlar. Okulda ise daha çok gençlik yolunda olduğu belli olan oğlanlar ise orta yaşlı erkekler. Gerçi onların amacı basketbol oynamaktı ama neyse. :D Yine de hitap ettikleri kitle ile ruhlarının doğru orantılı olduğunu hissettim. Olabilir mi?
Ertesi gün, yani pazar günü ise tüm günümü evde kitap okuyarak geçirdim. Pazar günleri dışarı çıkmayı pek sevmediğim için ve ev rahatlığında da kitabı okumak istediğim için benim adıma çok uygun oldu. Hatta kitabı bitirir bitirmez filmi indirip izlemeye başladım. Ama sonra çok uykum geldi ve filmi yarım bıraktım. 

Peki benim heyecanıma ne oldu? İşte olan film ile oldu. Filmi gerçekten çok zor izledim. İkinci izleyişimde de yarım bırakıp üçüncüsünde zar zor bitirdim. Film hiç bana göre değildi sanırım. Çok karanlıktı ve iç karatıyordu. Kitaptaki duyguyu hiç verememişti. Kötü yazılmış bir belgesel filmi gibiydi. Aslında daha çok kötü bir erotik film gibiydi. Kitaptaki konuşmaların aynısını replik yapmışlar, cinsel içerikli sahneleri hiç atlamazken kırılma noktalarını çekmeyi unutmuş gibiydiler. Moralimi bozdu doğrusu. Bu kadar kötü bir filmi en son ne zaman izlediğimi bilmiyorum. Gerçi kitabı okumadan önce filmi izleseydim, böyle düşünmezdim muhtemelen. Bakış açısı ve Japon filmleri üzerinden bir yorum yapardım. Ama film, hem oyunculuk hem de senaryo açısından çok kalitesizdi. Müzikleri ve görüntüsü ise tam tersi. Açılar, kamera, şarkı seçimleri güzeldi, hatta çok beğendim. Yalnızca arka fon çok yüksek ve insan konuşmaları çok alçak sesle geliyordu. Bu biraz rahatsız ediciydi ama göz ardı edilebilir bir durum benim için. Yine de filmi ilk izleseydim, hiçbir şey anlamadan ilk yarım saatten sonra kapatırdım. Sırf kitabı okuduğum için filmi anlayabildim. 

Son olarak, bana sinema öğrencilerinin proje ödevlerini anımsatan bir film gibi geldi. İçlerinden biri kitabı okumuş ve "hazır elimizde böyle bir hikaye varken bence bunu çekebiliriz" demeleri gibiydi. Teknik güzel ama ruh yoktu filmde. Üzüldüm doğrusu. 

Her ne kadar film ile kitap bu kadar zıt ruhlara sahip olsalar da uzun zamandır istediğim bir challenge'ı gerçekleştirmek beni mutlu etti. Yeni bir hafta sonundayken bir önceki hafta sonumun bu kadar keyifli geçmiş olmasına şimdiden imrendim. Umarım sizin de hafta sonunuz güzel geçer ve yazımı sonlandırırken challenge #7'nin başarıyla sonuçlandığını bildirmek isterim. :) 

Hoşça kalın!

Not: Kitabımın 375 sayfa olduğunu söylemeyi unutmuşum. Dolayısıyla üç farklı mekanda kitabı okudum.


Yorumlar

  1. Yazdıkların yine çok güzeldi. challenge 7 sanırım filmi olan bir kitabı okumak mı oluyor? Çok takip edemedim ama başardığına sevindim.Ayrıca parkta kitap okumak eğlenceli olsa gerek.Çünkü ben genellikle dergi okuyorum dışarıda kitap için daha sesiz alanları tercih ediyorum.^-^ Haruki Murakami daha önce hiç japon bir yazar okumamıştım.Zaten araştırdığım kadarıyla 3. bir aşk öyküsünü yazmış.(durur muyum hemen araştırdım bende yaaa:)Kitap güzel miydi acaba?Ben genellikle aşk kitapları tercih etmediğimden merak ettim yorumlarını.Kitapların filmlerinin iyi olduğunu hiç görmedim ben.İstisnalar olabilir sanırım.Ama benim okuyup filmini izlediğim yapımlar berbattı cidden.Kitabı sen yönetirken kafanda başka bir yönetmenin çektiğini beğenmeme durumları ortaya çıkıyor genellikle.(bunun örneğini Dan Brown da yaşamıştım sanrım. Robert Langdonın rolü için Tom Hanks ne kadar uygun olursa olsun film de kitaptaki havayı çok sezemiyorsun. Sadece Da Vinci değil Melekler ve Şeytanlar filminde de durum aynıydı.)
    Neyse sıradaki challengelarını merakla bekliyor olacağım.Ayrıca şekersiz bir hayat düşünemiyorum kendi adıma.Ben çay bardağına bile 3-4 kaşık şeker atıp çayı öyle içen biriyimdir.Sana kolay gelsin bu hususta.^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba yaoici. :) Hem filmi olan bir kitap okumak hem de onun yüzler basamağındaki rakam kadar farklı mekanda okumaktan oluşuyordu bu challenge. Haruki Murakami'yi okumanı tavsiye ederim ama bence başka bir kitabıyla başlayabilirsin, mesela Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında veya Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları ile. O kitapların daha kolay okunduğunu düşünüyorum da, o yüzden. Yine de bu kitabı da güzeldi, sadece bana nedense farklı bir his vermedi. Yani bu yazarın tüm kitaplarından başka bir tat alırken bundan pek alamadım. Ya da ben alamadım, o yüzden de olabilir. Filmler ile kitapları bazen çok farklı olabiliyor. Mesela sorf popüleriteden dolayı film çekmek okuyucuları hezimete uğratıyor. O yüzden benim de çok desteklediğim bir şey değil her kitabın filmini çekmek. Yine de bazıları çok başarılı bence. :)
      Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim. Challenge fikri bulduğum anda yaparım bir tane daha. :)

      Sil
  2. sularla kuşanmaya başlayan çardağın resmini gördüğümde aklıma ister istemez, kotonoha no niwa geldi.
    açıkçası o seriyi izlerken içim ısınmıştı, yağmur zamanları çardağın altında Takao'nun yaptığı çizimleri izlerken. şu an da aynı his yazını okurken oldu. yaşama dolu dolu bakan yanın dilerim hiç sönmez şu hayatta. açıkçası biliyor musun, belki bana çok toz pembe bakıyorsun riv diyebilirsin ki; (nedense içimdeki ses demeyeceğini fısıldıyor. elbet tam hilafı da olabilir.) o yanının hiç sönmeyeceğini hissediyorum. zira sözlerinde ki yazını her okuduğumda gerek challenge'larında ki azmin, gerekse yaşama bakış açın beni mutlu ediyor. biraz da, kapağını aralayıp kendini satırlar arasındaki dünyaya kaptırdığın an, karakterin hiç fark etmeyeceği bir dünyayı basit bir farklılıkla sana sunduğu vakit "bunca zaman gözümün önündeymiş. nasıl fark edemediğim" dedirten karakterler gibi geliyorsun. yalnış anlama sakın, bunu olumlu anlamda demek istedim. ^^
    challenge'ının zaferle neticelenmesine mutlu oldum. bu arada konu ile epey bir aralıksız olacak fakat bir ara başlattığın merdiven challenge'ı vardı ya, o ben de alışkanlık oldu. hatta geçen hafta üşengeçliğimin dem vurduğu anlardan biri eve gelirken asansörü kullanmsam ne olur dememle birkaç saniye beklemiştim. diğer yandan da o challenge'dan sonra her daim kullandığım merdivenler gözüme batıyordu. (ki tam asansörün karşısında yer alır bizim apartmanda.) birkaç saniye beklememin ardından asansörün meşgulde olması ve üstüne de dış kapının aralanıp apartmandaki birkaç kişinin daha asansörün başına toplanmasıyla "çok kalabalık çekemem" diye merdivenleri tercih etmiştim. nedense o an bana sanki asansör kullanmamam için gönderilmiş bir işaret gibi gelmişti. film açısından üzüldüm. izledim mi? hayır. lakin hevesle başlayıp düş kırıklığına uğratan kimi yapımlar aklıma geldiğinden o hissi bilirim. filmlerle kitaplar bana aynı kişilerin bulunduğu ufak farklı senaryolar yaşadığı paralel evrenlermiş gibi geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O animeyi ben de çok severim hatta elimde basılmış mangası dahi vardır, gerçekten insanın içini ısıtan çok hoş bir hikayesi var. Ayrıca hiç yanlış anlaşılacak gibi değil, çok güzel iltifatlarda bulunmuşsun. Ne kadar onur duyduğumu ve yüzümün kızardığını anlatamam belki, çünkü o karakterler benim hep en sevdiğim, favori karakterlerim olmuştur. :)

      Bazı şeylerin alışkanlık haline gelmesi ne kadar kolay oluyormuş. Merdiven kullanmayı beceri gibi görüyoruz asansör varken ama aslında ikisi de bir lüks bence. Sadece getirileri birazcık farklı, ancak işaret olarak düşünmen farkındalığının arttığını gösteriyor. Bence bu çok güzel bir şey. :) Film konusunda hiç üzülme, böyle oldukça iyi yapımların değeri artıyor ve ben de onlara daha çok sarılıyorum böylece. :)

      Sil

Yorum Gönder