BİR NEFESLİK İZMİT


İki gün üst üste olan vizelerimin derslerine yabancı kalmış, üstüne üstlük yabancı kaldığımın farkına vararak onlara karşı uzun zamandır hiç hissetmediğim bir soğukluk hissetmiştim. Sadece soğukluk olsa iyi; bir de öyle bir stres ve isteksizlik hâli olageldi ki, eve gitmeye cesaret etsem gider ve ne dersleri, ne de sınavları umursamadan keyif çatmaya başlardım. Ancak sorumluluk duygum gelişmiş olmalı son bir yılda. Yoksa bu düşünceyi harekete geçirmekle kalmaz, zevkten dört köşe olup deli cesaretime de hayran kalırdım muhtemelen. Sanırım değiştiğimin en büyük kanıtı bu. Gerçi bunun yetişkin olmanın verdiği sorumluluk duygusundan ziyade, hayallerine tutunma çabası olarak görmeyi yeğlerim. Çünkü hayallerimi düşünürken ileride onlardan başka bir şey yapabileceğimi hayal edemiyorum. Sanki hayallerimi gerçekleştirmek zorundaymışım ve “zaten” gerçekleştireceğim gibi bir his. Onlarsız ben olamazmışım ve en fazla, olsa olsa, ihtimal veremediğim bir şey olurmuş gibi. Ölüm gibi. Ölüm dışında başka bir ihtimal gelmiyor aklıma. Onları gerçekleştirme yolunda karşıma çıkacak yegâne engel ölümden başkası olamazmış gibi geliyor.

Değişimin kendisinden ve bana verdiği histen çok bahsettim gibi geliyor. Belki de bahsetmedim, bilmiyorum. Ancak bu değişimi yaşadıktan çok kısa bir an sonra farkında olmam da ayrı bir husus bence. Üzerinden yıllar geçtikten sonra bu anı hatırlayamayacağım için belki de şu anda önemli bir an olarak hissetmem daha iyi. Belki de benim tarzım da budur. Yaşarken önemli olduğunu hissedip bilincimin işlemesini alıkoyamıyorumdur.

İzmit’in içine bir kere girmiş oldum böylece. Şu anda akşam 10 buçuk otobüsümü beklerken Kocaeli Fuar ve çarpık kentleşme sonucu iç içe girmiş yüksek apartman binalarından başka bir şey canlanmıyor aklımda İzmit’e dair. Ama sevdim mi? İnsanlarını sever gibi oldum. Benim sevdiğim türde insanlar olmadıkları besbelli. Ama beni gülümseten ve derdimi anlatabildiğim insanlar. Aslında çok insani insanlar. Belki de bu yüzden sever gibi oldum. Ama şunun şurasında İzmit’te sadece 4 saatimi geçirdim ve konuştuğum yabancı sayısı üç kişiyi geçmiyor. Dolayısıyla bu konuda ön yargılı davranmasam daha iyi. En iyisi “seveyim” deyip üstünü kapatayım.

Yine de apartmanlarını sevdim. Denizini de, deniz kıyısını da. Ayrıca çarpık kentleşmesinde mahalleleri ve fuar alanındaki karanlığı da sevdim.

Yollarını da sevdim. Biraz garip olduğu doğru, yani sapaklar bile farklı geldi nedense. Ama böyle dar oluşu samimi geldi. Zaten bir şehrin yollarıdır gönlümü çelen.

Belki de İstanbul dışında her yeri severim ben. Gönlüm bir İstanbul’dan yana değil, o kadar.


Yorumlar

  1. İzmit'e son gittiğimde öyle yollarına, kentleşmesine filan dikkat etmeyecek kadar küçüktüm; sadece 1 buçuk saat uzağındaki memleketimde, anneannemlerin evinde geçen uzun, sıcak ve tam olarak sıkıcı demeye gönlüm el vermese de, (Ben demesen bile uzun ve sıcağın ardından daima sıkıntı gelir ya gerçi, olsun, yine de çocukluğumun büyük bir kısmını kaplayan o günleri şu kelimeyle bir kenara atmayalım ben.) "durgun" denebilecek günlerin içinde oraya gitmenin "cennet'e kaçış"la eşdeğer olduğunu hatırlıyorum benim için. Orası da öyle çok hareketli ve muhteşem bir yer değildi ya yine de değişik bir durağanlıktı. O resimdeki yolda koşarken kendimi hatırlar gibiyim ya da pisliğine rağmen gölde yüzüşümü, göle paralel uzanan engin yeşillikteki bitkiler arasında dolaştığımı, belediyenin tesisinde çiziviç yediğimi, İzmit'le memleket arasındaki yolda o meşhur lokantada yediğimiz alabalığın lezzetini ve batmak üzere olan güneşin suya bıraktığı renkleri izlerken günün en sevdiğim vaktinin akşam üstü olduğuna karar verdiğimi hatırlıyorum. Diyor ve bahsettiğim yerin İznik olduğunu fark edip Trivia Crack'te yenilmez olmamı engelleyn coğrafya bilgi(sizliği)mi lanetleyerek bu yorumu bitiriyorum. Yayınlamamın tek nedeni normalde sıklıkla yayınladığın yazıları okuyup yorum yapacak vakti ne yazık ki bulamamam. Bu bloğu okuyup bir şeyler karalamayı feci şekilde özlemişim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir yorumun son sınavıma çalışırken beni stresimden arındırması ve kendimi vatandaşlığın trajedisi (sınav konum) yerine hatıraların trajikomedisinde buluşumu yalnızca sana borçluyum Alice. Önemli olan anılarının var olması bence; nerede, nasıl, ne zaman olduğu aslında sadece tatlı detaylar. Yine de İznik'teki durağanlığı görmek istedim, belki sen de bir ara İzmit'e gidersin. :))

      Sil
  2. İzmit'e hiç gitmedim, gitmek gibi de bir düşüncem olmadı açıkçası. Gerçi ben şehirleri sevmem zaten. Bu yüzden bin arı kovanı misali İstanbu'dan neredeyse nefret ettiğimi söyleyebilirim. Ama İstanbul'un samimiyetsizliğine karşın İzmit bana samimi bir yer gibi geldi :D

    YanıtlaSil

Yorum Gönder