#3 Haruki Murakami: Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında


Hiç nedensizce mutlu oldunuz mu? Aslında o nedensizce olduğunu zannettiğimiz mutluluk, en büyük hayalimiz değil mi? Okunan bir kitabın verdiği keyif, izlenilen bir filmin sonunda verilen tatmin olma hissi, zevk alınarak yenilen bir yemek, solunan havanın bahar kokulu olması, sabah yürüyüşünüzdeki yaşlı amcanın sizinle günaydınlaşması, geçmişte sevdiğiniz biriyle umulmayan bir yerde karşılaştığınızda size gülümsemesi… Aslında tüm bunlar, “nedensizce mutluluğun” özeti gibi. Belki de yanlış düşünüyorum ama şu aralar “bu hayattan ne istiyorum?” diye kendime sorduğumda bir cevap bulamayışım beni bunaltmıyor. Bu, yalnızca bana mı ilginç geliyor? Ne istediğimi bilmeden yaşıyorum ve bu beni sıkmıyor. Elbette bilinmezliğin verdiği bir tedirginlik ve kararsızlık var. Bunu inkar etmiyorum. Fakat ne herkesin tanıdığı ünlü biri olmak istiyorum, ne de para sıkıntımı ortadan kaldıracak kadar zengin, ne de iki çocuk ve eşimle birlikte mutlu-sıcak bir aile tablosu…

Çünkü hep bunlardı filmlerdeki mutlu sonlar. Hem de en kombosundan. Aşk-para-şöhret üçlüsüyle tadına varılmayan ama hep hayallerimizi süsleyen mutluluk. Klişe denildiği halde tatmin eden bu sonları gerçek hayatta istemiyoruz bence. Bu konuda ciddiyim aslında. (Ne zaman bir cümlede “bence” geçse dikkate almakta zorlanıyorum ama şu aralar sık kullanılanlarımda bu kelime var, üzgünüm.) Fakat istemeyişimizin nedeni “klişe” olduğundan değil. Tam olarak sebebini bilmiyorum fakat belki gerçek gibi gelmeyişinden, belki de marjinalliğimizden, belki de kültürün vermiş olduğu dramadan… Trajediyi seviyoruz en yalın haliyle. Buna karşın mutlu olmak da istiyoruz. Neyiz yahu biz?




Murakami’nin kitaplarını ilk okuyuşumda o kadar mutlu oluyorum ki, üzerine bir şeyler yazarsam büyüyü bozacakmışım gibi hissediyorum. Ancak kendimce Murakami Yazı Dizisi adını vermiş olduğum ve okuduğum Murakami kitaplarının üzerine bloğumda yazdığım yazıları devam ettirme sözüm var ve bunları yazmayı seviyorum. Öyle kitapların üzerine konuşmak istiyorum. Konuşurken kendimi kaybettiğim ve karşımdakine ne demek istediğimi tam olarak anlatamadığım için yazarken kendimi daha tatmin olmuş hissediyorum. Bir düşünsenize. Aslında yazdıklarımı şöyle bir düşünün. Toparlasanız iki-üç cümle ile özeti çıkarılan kişisel yorumlar sadece. Ama onları bile konuşurken anlatamıyorum. Çünkü kendimi kaybediyorum. O yüzden en iyisi yazmak.

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında aslında hayattan neler istenebileceğini okumak isteyenler için bire bir. Öyle ki, her şeyi yaşıyorsunuz bu kitapta. Şöhret mi istiyorsunuz? Buyrun, burada var. Para mı? Bakayım, evet elimizde varmış. Peki aşk? İstemediğiniz kadar. Yani cidden biz bunları mı istiyormuşuz hayattan? Bu sorunun cevabı kitapta.

Elbette herkes farklı şeyler ister hayattan. Hayır. Aslında herkes hayattan aynı şeyi ister. Birazcık huzur ister. Birazcık ne istediğini bilmeyi. Birazcık geçinebilmek ister hayat ile. Ha bir tutam da mutluluk isterler. En gerçeğinden. (En maddi olmayanından belki...)

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Murakami’nin ilk okuduğum kitabı. Geçtiğimiz yaz, Ramazan’da sahuru beklerken okumuştum. Ama aslında o sırada sahuru beklemiyordum. Adeta sahur beni bekliyordu bu kitabı okuyup yutup sindirebilmem için. Sonradan üzerine ne kadar çok yazmak istesem de “bir daha okumalıyım” bahanesiyle erteleyip durdum. Evdeki günlerimin sonuna yaklaşırken tekrar elime aldım ve bitirdim. Hani bazı şeyleri telefonda anlatmaktan kaçınırsınız, işte bu kitap söz konusu olduğunda bazı şeyleri konuşmaktan kaçınmak istiyorum. İzninizle tabii.

Mesela izninizle gerçek aşkın hayat boyu süremeyeceğini konuşmayacağım. Anılara tutunularak başlanılan bir aşkın yine o şekilde bitmiş olmasının ne kadar mükemmel olacağına da değinmeyeceğim. Bir de İzumi, Şimamoto ve en önemlisi Yukiko’da yaşadığı aşkların onu tatminkârlığın doruk noktasına ulaştırdığı konusunda kimse inkâr etmesin lütfen. Bunu zaten dile getirmiyorum bile. Ha bir de, nesirle başlayan bu kitabın ikinci yarısında kendini şiire bıraktığını ve bunun altındaki Murakami imzası için okurların bu kitap hatırına bir dakikalık bile olsa Cross-Starred Lovers dinlediğinden söz etmiyorum. Aşkı gösterirken aşk yaşatan bir kitap olduğunu ve böyle kitaplar okumak adına ömrümdeki tüm aşklarımdan vazgeçeceğimi belirtmeden edemem lakin. Fazla cüretkar gibi gelebilir ama gerçekten de aşkı yaşamanın acısını kaldırıp kaldıramaycağımızı yaşamadan bilmemek ve onun yerine bunu okumak fazlasıyla pragmatist bir yaklaşım olsa da, ben varım. Bencilim. Lafım yok.

Harika bir gözlemci ve kişilikli başkarakterin çektiği sıkıntının izlerini bu kadar net görebiliyorsak, daha doğrusu yazar bize bu kadar net gösterebiliyorsa, bence korkmaya başlamalıyız. Gerçekçi olun biraz: Ya siz olsaydınız? Üzgünüm ama Yukiko’ya buradan bir teşekkür de ben edeceğim. "Ona iyi bak ve sende iyi ol" diyeceğim. Çünkü ikisi de aynı geçmişe sahip. Lakin biz sadece birinin hikayesini okuduk.

Teşekkürler Hayat! Beni tatmin ediyorsun.

Ya sizi? 


Yorumlar

  1. Merhaba roromiyacim
    Bildiğin gibi bu kitabı senin tavsiyen üzerine okudum ve ne kadar etkilendiysem artik Murakami nin diğer kitaplarını da sirayla okumaya basladim. Hem kitap hakkında hemde diğer düşüncelerinde kendimden şeyler de gördüm şöyle ki bende sık sık bu hayatta ki amacımı can sıkıcı bir şekilde sorguluyorum bildiğin gibi:D Neyse bu kitabı bitirdigimde beni baya üzmesine rağmen yine de kitabı çok sevmiştim en son Yukiko ya teşekkür etmen bana kitabı bitirdigim sırada hissettiğim duyguları anımsattı bir an :) Normalde her yazdığın yazıyı okumaya çalışıyorum ve beğeniyorum da ama ilk defa buraya yorum bırakmak için büyük bir istek duydum kendimde. Herhalde bu sıralar fazla duygusal olmamdan ve konu olan kitabın hatırından dolayi bu istek:)
    Kendine iyi bak görüşürüz :):)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba whitecım. :)
      Sanırım kitabın sonununda ilk başta bende üzülmüştüm ama bu sadece romantik bir mutlu son isteyişimizdendi. Fakat zamanla asıl bunun romantik bir mutlu son oluşunu fark edip üzerine tatmin oluyor ve kitaba bağlanıyoruz. Yazdığım yazıları okuyarak vakit ayırdığın ve buna önem verdiğin için çok teşekkür ederim, bu beni farklı bir şekilde memnun ediyor. Belki bir yerlerde "demek istediğimi anlamaya çalışan birileri" vardır diyorum içimden. Yorumun için de ayrıca teşekkür ederim, mutlu ettin beni. :)
      Hoşça kal, görüşmek üzere. :)

      Sil
  2. Murakami'nin yazılarında şöyle bir şey var, belki de bana öyle geliyordur. okurken hayata dair ufak serpintileri yazılarına kondurduğunu hissederim, bu nedenle bazen saklı bir ben görürüm. kimileri yaşadıklarımı yansıtırken, kimileride var olmayan günlerin izlenimlerini taşır. Murakami'nin bu kitabını henüz okumadım, ama; evet. herkesin bir beklentisi vardır yaşamdan, ufak paydalar olsalarda bunlar, aslında bir nevi herkes ortak bir düşün hulyâsını kurar, arzular mutluluğu. bazen maddi, bazende mavi. beklentiler değişsede ortak payda aynı olup çıkıyor. şu yazını okuduğumda yalnızca bunu düşündüm; "miya-san için ne kadar da derinmiş." çünkü dediğin gibi, bazen insan hislerini en iyi yazılara dökebiliyor. anlatmak istediği hep bir tutam içinde kalıyor, ve hatta kelimeler kaçıp, tarif edemese bile mutluluğunu yinede yazıyla buluşturduğu için sözcüklerini mutlu oluyor, seviniyor. nitekim, başından beri söylemek istediklerinin hepsi orada barınıyor. bu nedenle okuduktan sonra dedim miya-san için ne kadar derinmiş diye. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O ufak serpintiler, saklı bir ben görmeler, var olmayan günlerin izleri... Bilmiyorum yani belki de benden kaynaklanıyordur ama ben bu tarz şeyleri bulmak için okuyorum zaten. Eğer derininde bir şey saklı değilse o kitabı okumak bana biraz zor geliyor. Hatta bu huyumu hiç sevmesem de, küçümseyerek bir kenara attığım kitaplar var. Ama bu kitabın bendeki derinliği belki de açlıktan ölmek üzereyken benimle yemeğini paylaşıyor olmasından geliyor. Birçok sebep var ama bu şekilde özetleyebilirim sanırım.

      Bu yazıdan böyle bir çıkarım yapabilmişsen ne mutlu bana, River. :)

      Sil
  3. Ben Murakami'nin 1q84'ünü okudum ama bu yazılarını okudukça diğer kitaplarını da okuyasım geliyo açıkçası. İlk fırsatta okuycam hatta sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de zevklerimiz uyuşmuyordur ama eğer 1Q84 hoşuna gittiysen bunları da oku derim. Bir de farkında olmadan kitapların reklamını yapıyor gibi hissettim kendimi, ancak yerden yere vurduğum kısımları da söylemekten çekinmem aslında. :)

      Sil
  4. Roromiya-san eşliğinde yine bir Murakami kitabı. Yine çok güzel yorumlar yapmışsın Roromiya-san ^^ Şuan elimde okumam gereken başka kitaplar var ama bu yazıları okuyunca Murakami kitapkarı üst sıraya geçer :D Ayrıca ben de kendimi yazarak daha iyi ifade ettiğime inanıyorum. Konuşurken bir şeyler eksik kalıyor gibi ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim yetersizliğimiz yüzünden konuşarak anlatamıyoruz herhalde. Ama yazmak gibi bir çözüm yolu bulmuşken bırakmamak lazım kanımca. :) Çok teşekkür ederim, umarım okuman gereken kitapları okuyabilirsin en kısa zamanda. :)

      Sil
  5. Merhaba. Lord'daki yorumdan geldim buraya :)

    Blogun dopdolu, tebrikler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba ELif. Hoş geldin ve teşekkür ederim. :) Bende senin bloğunu keşfettiğime sevindim. :)

      Sil

Yorum Gönder