İlk Mim: Yayınevi

Blog aleminde sanırım blog yazarlarının dostluğunu gösteren en güzel şey şu mimler olsa gerek. Bir şekilde kendini okutturan ve blog yazarlarının şahsi bilgilerine ulaştıran bu mimleri okumaktan acayip zevk alıyorum. Ancak şimdi benim bir mim yazıyor olmam aslında hiçbir farklılık katmıyor bloğa.  Şöyle ki ben zaten durmadan kişisel konularla ilgili bir şeyler yazıp konuyu kendime getirmekten hiçbir zaman geri kalmıyorum. Bunun kötü bir şey olduğunu da savunmuyorum gerçi, sonuçta herkes bloğunda ne istiyorsa ondan bahseder. Fakat benim mim yazmam aslında normal bir yazı yazmamla aynı şey neredeyse. Yine de böyle bir konuda yazmama vesile olan River'a sonsuz teşekkürler. Ayrıca bu benim ilk mimim olduğu için kolay kolay unutabileceğim bir şey de değil.
Peki o zaman başlıyorum.


1-En sevdiğiniz yayınevi hangisi?

Kitaplığıma baktığım zaman Timaş yayınevinden çıkma kitapların yoğunlukta olduğu gözüme çarptı. Ama benim en sevdiğim kitaplar genelde Doğan Kitap, Metis ve İletişim yayınlarından çıkmış. En’li sorulardan nefret etsem de sanırım burada ağırlıklı olanı söylemek zorundayım, o zaman… Seni seçtim Doğan Kitap!

2-Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitabı kısaca yorumlayın.

En sevdiğim değil ama kesinlikle herkese önerdiğim, Doğan Kitap’tan çıkmış olan Rica etsem saçımı okşar mısınız? isimli kitaptır sanırım. Kitabın yazarı Mustafa Mutlu’yu Mustafa Kutlu ile karıştırıp arkasını bile okumadan bir D&R mağazasından almıştım. Ancak tamamen benim kafa karışıklığım dolayısıyla almama rağmen beğendiğim kitaplardan bir tanesi oldu. Hiçbir zaman “en sevdiğim” ya da “tekrar tekrar” okuduğum kitapların içinde yer alamayacaktır ancak gerçekten hoşuma giden bir anlatımı var. Üzerinden çok zaman geçmesine rağmen konusunu şu şekilde özetleyebilirim: Kitap kısa kısa öykülerden oluşmaktadır. Her bir öykü birbirinden bağımsızdır ve başka bir duygusal yoğunluğu tercüme eder. Ayrılık, aldatma, özgürlük, hürriyet, acıma… gibi hisleri kendi hayatlarının doruklarında yaşamış bu kişilerin birlikte grup terapisi almalarıyla son öyküde nasıl buluştuklarını görürüz. Ben bazı öyküleri çok beğendiğimi hatırlıyorum. Fakat en çok hepsinin bir noktada, aynı yerde ve geçmişlerinin farklı yaşantılarla dolu olmasına rağmen bir şekilde buluşuyor olmalarından çok etkilenmiştim. Bana aslında bireylerin bir araya gelip diğer bireylerle ilişki kurabilmelerine, tesadüfün var olmadığını ve saygının sevgiden daha önemli bir şey olduğunu göstermişti. Çok basit, çok yalın ama olağanın ne kadar muhteşem olduğuna büyük bir parmak basan bir kitap bence.

3-Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitaptan bir söz yazın.

“Hayattaki herkesin bir kişiliği vardır. Tek fark, dışarıdan kolay ya da zor anlaşılabilmesidir.”
                                                                                                                     -Haruki Murakami
      
  4- Yazarın başka okuduğunuz ve önerdiğiniz bir kitabı var mı? Varsa, adı ne?

Sanırım ikinci sorudaki yazar kastediliyor bu soruda. Eğer öyleyse, Mustafa Mutlu’dan başka kitap okumadım. Ama üçüncü sorudaki yazar kastediliyorsa şayet, Murakami’nin birkaç kitabını daha okumuştum. Hatta mümkün olursa onlarla ilgili yazmak da isterim. İçlerinde tavsiye edebileceğim aklıma ilk gelen Uyku. O kitabın çok sarsıcı bir yanı var bence. Onun dışında Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları, Yaban Koyununun İzinde, Koşmasaydım Yazamazdım kitaplarını da okudum. Kitaplığımda iki tane daha romanı var. Sanırım onları okuyuncaya dek başka kitabını almam (ALDI). 

5-Yayınevinden kitap çıkartsanız ve tutmazsa ne hissedersiniz?

Açıkçası ben yayınevinden kitap çıkartmayı çok büyük bir şey olarak görmüyorum. Artık “kitabım olsun” diyen herkes bir yayınevi bulup bin adet kitap çıkartabilir. Tabii bunun karşılığında belli bir miktar ödemesi ve basılan kitapları kendisi dağıtması gerekiyor ama bu işin başka bir boyutu. Ben kitap yazsam ve bu kitap tutmasa hiç şaşırmam. Çünkü gayet sıradan biriyim ve yazılarım da bir o kadar olağan. Söyleyeceğim her şeyin çoktan yazılmış olduğunu iddia etmiyorum burada, demek istediğim, söyleyeceğim her şeyi zaten hepiniz düşünmüşüzdür. Benim bunları yazmış olmam herhangi bir fark yaratmayabilir sizde. Çünkü yazdığım kitabı elinize aldığınızda “ya ben bunu biliyordum zaten” olacaktır. Ha burada bir ders kitabından bahsediyor olsak ve siz bunu demiş olsanız, kendimi ne küçük görürüm ne de büyük. Ama kendime ait bir kitabı yazmış olsam aslında çevremden edindiğim gözlemleri; kendi iç dünyam ile besleyerek, karşılaştırarak ve yeniden oluşturarak yazarım. Ve emin olun ki, sizlerden farklı şeyler düşünmüyorum. Ya da bazen çok sığ düşündüğümü bile söyleyebilirim. “Bence bunu siz de yazabilirsiniz” diye düşündüğüm için bu kitap tutmazsa hayal kırıklığına uğramam herhalde. Ha, ama tam tersi olur da bu kitap tutarsa, bir sonraki kitabımı çıkartırken çok zorlanırdım muhtemelen. Hatta bunu depresyon sebebi haline getirip ya bir daha kitap yazmazdım, ya da her önüme gelip yazınsal değeri düşük şeyler ortaya çıkarırdım. Bence iki kere zirveye çıkmak çok zordur çünkü. Yine de kitap yazmak hoş olurdu tabii… :)

6- Bu yayınevinden almak istediğiniz kitap/kitaplar hangileri?

Yayınevlerine göre kitap alma alışkanlığım olmadığı için böyle bir soru karşısında “hönk” dedim ilkin. Yukarıda bahsettiğim gibi Murakami’ nin diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Hepsi Doğan Kitap’tan çıktığı için aklıma sadece onlar geldi ve muhtemelen onları da satın alırım. Onun dışında Doğan Kitap’tan özellikle şu kitabı almak istiyorum diyebileceğim bir kitap gelmiyor aklıma. Onun yerine almak istediğim kitapların adını söyleyeyim ben size (yolundan şaşan bendeniz):

Karanlığın Son Eli- Ursula Le Guin

Sultana’nın Rüyası- Begum Rokeya Sakhawat Hossain

Evet sadece bu ikisi. Bir kitabı almadan önce ince ince araştırırım genelde. Çünkü kitaplara çok da makul olmayan meblağlar ödediğimiz için gördüğüm her kitabı almadan önce epey düşünmeye itiyor bu durum. Gerçi ben bu konuda biraz da seçiciyimdir, yani her kitaba okuma şansı da vermiyorum. Aslında küçümsediğim ya da değersiz gördüğüm bir şey yok ama zaten çok okuyan biri ol(a)madığım için okuduğum kitapların beni kitap okumaktan soğutmasını istemiyorum. Yine bir bencillik kokusu… Tabii ki bunun doğru bir düşünce olduğunu savunamam, değil belki de. Ama ben böyle düşünmekten kendimi alamıyorum.


Ve biraz bağımsız olacak ama şuna da değinmek istedim. Mustafa Mutlu’nun kitabın bu kadar çok tavsiye edip beğenmemin bir sebebi de bu olabilir. Yanlışlıkla aldığım bir kitaptan memnun kalmış olmam ve kendini okutması beni şaşırtmıştı. Yine de tedbiri elden bırakamıyorum kolay kolay. En azından adını duyduğum ya da bir derste ismi geçen bir kitap olması lazım ki, ben onu boş bulunurken satın alayım. Oysa bu kadar titiz davranmanın gereksiz olduğunu iddia edip yine de titiz olmaktan geri duramayan biriyim. Umarım bu tip olayları daha sık yaşarım. 

Bu soruları karşıma alıp düşündüm. Acaba en çok kimin cevabını merak ediyorum ve kimden bu soruların cevabını duymak istiyorum diye. (Kendini dünyanın merkezine koyan insan modeliyim adeta.) Verdiğim cevaplar doğrultusunda bende Merdiven Çocuk'u mimliyorum. Umarım yaparsın bu mimi. Yapmazsan da canın sağ olsun. :) 

Çok yakında görüşmek üzere! 

Yorumlar

  1. Yayınevleriyle hiç alakam yok aslında ama yapacağım. Mim için teşekkürler. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benimde hiç alakam yoktu ama bu noktada hangi yayınevlerine eğilimim olduğunu öğrenmiş oldum. :) Kabul ettiğin için teşekkür ederim. :)

      Sil

Yorum Gönder