Biten Tatil Temalı

Tatilimin son gününde buraya bir selam çakmak ve gönül rahatlığıyla okula başlamak için bir yazı yazmak istiyordum ne zamandır. Aslında tatil boyunca yazacağım yazıların listesini yapmıştım. Ama gelin görün ki, o liste içinden sadece mimli olan yazıyı yazabildim. Dolayısıyla kalan yazıları müsait olduğum ve yine yazarak kendimi iyi hissetmem gerektiği zamanlara bıraktım. Ya da depoladım mı demeliyim? Bilemedim şimdi. Ama epey bir var yani...

Peki bu tatilimi nasıl değerlendirdim? Nasıl geçirdim? Harcadım? Tükettim? Hangisini demeliyim emin olamadım ama bir şekilde geçip gitti ve ben gerçekten neler yaptığımı bir görmek istedim. Çünkü her akşam "yarın erken kalkacağım" ile başlayan planlar silsilesi ile yatağa girip ertesi gün listemden seçtiğim birkaç işimi yapmaktan öteye gitmedi. Pişman mıyım? Hayır. Bu tatille ilgili pişman olduğum tek bir şey varsa eğer, o da biraz daha spor yapabilmekti. Özlemişim çünkü. Ama havalar tam düzelmediği için elimden geldiği kadar yapabildim sadece.........


Bu tatile neden bu kadar anlam yüklediğim sorusuna gelirsek, çünkü bir aylık tatil olmaz bence. Yani tatil dediğin iki günlük hafta sonu ya da bir haftalık bir nefes alma, kafa dağıtma veya uzaklaşma amaçlı olur. Bir aylık tatil demek, yeni bir düzen demektir. İnsan bir ay boyunca yemek, uyku ve yan gelip yatmayla geçiremez vaktini. Geçirebilenler vardır elbette ama benim ruh sağlığım için geçirmemem gerekiyor. Öyle olunca kendimi çok hantal gibi hissediyorum. Yani çok uyuduğum zaman yorgun kalktığım zamanlardaki his oluşuyor zihnimde. Aptal, şapşal ve dengesiz...

Bir aylık tatilimde biraz kitap okumaya çalıştım. Gerçekten özlemişim kitap okumayı. Birkaç saat boyunca zihnimin dinlendiği ama okuduklarımı canlandırırken de çalışmaya devam ettiği bu eylemi daha sonraları kaybetmekten ürktüm. Hal böyle olunca her yere kitap taşımayı kendime bir ilke haline getirdim. Mesela alışverişe çıktığım zaman kitap okumayacağımı biliyorum ama yine de taşıyorum. Böylece vicdani bir baskı hissedip her boş bulunduğumda elim kitaba uzanıyor. Tatilde de üç tane kitap okudum. Çok değil ama alışkanlık edinmem için iyi oldu. Alışkanlıktan kastım her gün buna vakit ayırabilmek. Artık bir gün okuyamayınca kendimi sorguya çekmeme sebep oluyor.

Kitap dışında halletmem gereken bitmemiş ofis işlerimi yaptım biraz. İşten tam olarak ayrıldım. Gerçi ufak tefek yapmam gerekenler var ama kendimi hiç kasmadan bir ara halletmeyi düşünüyorum onları da. Mesela pazartesi günü yaparım biraz. Sonra da haftaya... Ve böylece iki gün içinde biter, gider. "Aman ya, sıkıntı etmeye gerek mi var?" Bu iş durumuma yaklaşımım böyle artık.

Elbette ofis işi bittiğine göre derslerime, ALES'e ve ortalama kasmaya zaman ayırmamak için başka bahanem kalmadı. Yolum belli, yüküm belli. Başkasının yükünü de teslim ettiğime göre artık kendimi yükümü omuzlayıp yoluma baş koyabilirim. Zaten şunun şurasında ne kaldı okulumun bitmesine? Bari biraz daha bir şeyler öğrenip öyle mezun olayım. Gerçi mezun olmayı hiç istemiyorum. Okumak güzel arkadaşlar!

Derslerimi pek kafaya takan biri olmadığım için şu ana kadar hiçbir döneme "bu dönem çok çalışacağım" diye başlamadım. Açıkçası dersler konusunda epey rahatımdır. Sınavlara çalışır, ödevlerimi zamanında teslim ederim ama stres yapmam kolay kolay. Gitmediğim dersten kalacağımı, bilmediğim konuyu yapamayacağımı iyi bilirim. O yüzden en fazla uykumdan, gezmemden çalar öyle özen gösteririm. Hayati durumumu etkilemesine izin vermem. Ancak bu dönem odağıma derslerimi koymak istiyorum. Bir hesap-kitap yaptım ve bu dönem derslerimi biraz daha iyi dinlersem ortalamam istediğim noktaya ulaşır. Son sene ortalama kasılmaz, zaten bende ne son seneyim ne de ortala kasacağım. Fakat en azından biraz azmedip potansiyelimin olduğunu kendime kanıtlamam lazım. Bu vurdumduymazlık nereye kadar böyle gidecek, diye çok düşünürdüm. Belki bu dönem dersler konusunda en azından son bulur.

Tatilden bahsediyorduk... Kitap ve ofis işi dışında biraz kişisel bakıma önem vermeye başladım. Şu makyaj video-koliği olduğum yazıyı hatırlayanınız varsa, youtube'u zengin ettiğimi de biliyorsunuzdur. Artık o taraklarda gezmeyi bıraktım. Hani makyajı çok yapıp sonra bir anda bırakanlar vardır ya, bende onlar gibi izlemeyi bıraktım. Çünkü alasım geliyor sonra. Ama almıyorum da. Çünkü makyaja harcayacak kadar çok param yok. Olsa, harcar mıyım? Bilmiyorum. Pek sanmıyorum. Açıkçası izlemeyi bırakmamın nedeni de şuydu: O insanların makyajlı halleri beni biraz korkuttu. Makyajsız halleri de ayrı bir korkuttu. İkisi gibi de olmak istemediğime karar verdim. Ve çareyi kendim olmakta buldum. Onlar, kendileri gibi değiller demiyorum tabii ki. Fakat ben öyle değilim.  Olduğum gibi kalayım en iyisi. Böyle iyiyim.

Bu tatilde lise arkadaşlarımla iki kere buluştuk. Birinde akşam yemeği yedik, diğerinde kahvaltı ettik. Umarım yıllar sonra da bunları yapabiliriz. Üniversitedeki arkadaşlarımdan sadece biriyle iki defa görüşebildim. Onunla da evimiz çok yakın olduğu içindi. Üniversitede içinde bulunduğum belli bir grubum var ama grupça olmaktan ziyade oradaki insanların bireysel olarak seviyorum. Oysa lise arkadaşlarımla hem bireysel hem de toplumsal (grupça) görüşmekten zevk alıyorum. Biraz karışık bir konu bu. Belki sonra açıklarım. Ama bazı şeyler zamanla ortaya çıkacak gibi. Bunu hissediyorum.

En yakın arkadaşım Urfalı ile Bolu'ya gittim üç günlüğüme. Sanırım tatilime "tatil" niteliğini koyan en büyük olay buydu. Önce Abant'ta bir otelde konakladık, etrafı gezip Aban Gölü'nde karlarla boğuştuk. Ertesi gün de Bolu'nun merkezini gezdik. Biraz kısa ama çok keyifli bir tatildi. Zaten Urfalı'nın bu tatiller konusunda beni cezbeden konuşmalarının namını duymayan kaldı çevremde. Bir tatile çıkacaksam ondan başkasıyla olmazmış gibi geliyor. Beni kendine bağladı adeta. :P

Kitap, iş, kişisel gelişim, arkadaşlar vee film? Film dedim ama isim veremiyorum çünkü bir dolu film izledim bu tatilde. İsimleri aklımın ucundan bile geçmiyor ama kız kardeşimle her boş anımızda film izledik. Bir kere de sinemaya gittik. İftarlık Gazoz'u izlerken ben ağladım, o da benimle alay etti. Kardeşimle gece sinemaya gitmeyi unutmuşum. Taşınmadan, ikimiz de üniversiteye başlamadan ve o kendini spora adamadan önce epey giderdik. Buradan anlıyoruz ki, yetişkin olmak ruhumuzu öldürebiliyor. Gerçi ben hala yetişkin değilim. Belki o olmuş olabilir.

Son olarak bu tatilde bir tane challenge yaptım, biri de hali hazırda yapılıyor. İlkini biliyorsunuz, Forever Young'ın teklifi üzerine bir manga çelıncıydı. Gerçi sonucu pek öyle harikaların yaratıldığı bir çelınc olmadı ikimiz adına (bence o iyiydi ama kabul etmiyor). Hele ben o ilk çelınc bittikten sonra deli gibi anime izledim. Doğrusu en son yazı izlemiştim, o yüzden biraz fazla abarttım. Kuroko No Basuke'nin üç sezonunu ve bir de Haikyuu!!'nun ilk sezonunu izledim. Hatta o zamanlar hissettiğim azim sayesinde bu döneme böyle iyi başlıyorum bence. Beni deli gibi şevke getirdi.

Sonraki çelınc ise hızını alamayan Forever'ın öncekini deneme çekimi sayalım demesiyle ortaya çıktı. :P Bu sebepten şu anda iki haftalık bir çelıncın içindeyiz. Ayrıntıları okumak isteyenler şuraya bir uğrayabilir. Bu defa bende azmedip 10 bölüm çevirdim şimdiden. (gülmeyin) Fakat aramızda jetgillerden gelenler de var. Ben sadece onlara özenip yol almaya çalışıyorum. Okumayı ihmal etmeyin bence, ayrıca trello'dan da yorum yazarsanız daha çok fişekleniriz. Ulaşmak için yukarıdaki linkten adresi bulabilirsiniz.

Ne yazdım be! Sanırım bu kadar aralıklı yazıp sonradan acısını uzun yazarak çıkartıyorum. Bir daha yazamam gibi geliyor sanırım. Unuturum çünkü. Neyse, daha uzatmadan noktalıyorum burada. Benim gibi okuyan herkesin yeni döneminin amaçlarınız doğrultusunda geçmesini temenni ederim. Sonra görüşmek üzere, hoşça kalın!

Yorumlar

  1. Benim de son tatil haftam ve gün geçtikçe stres oluyorum uzun tatil cidden yaramıyo.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç stres olma ve tadını çıkarmaya bak, mumla aramadan önce.... :D

      Sil

Yorum Gönder