Asosyal Annemin AVM Çılgınlığı

Başlığa bakıp "annesini kötüleyen/ küçümseyen kendini bilmiş kız" olarak düşünebilirsiniz belki beni. Ve şu da bir gerçek ki kimse sizi bu yazıyı okumaya zorlamıyor. Yine de, okuyup düşüncelerinizi belirtmek isterseniz, çok memnun olurum.

Aslında başlık her şeyi özetliyor fakat madem böyle bir başlık attım, o zaman gerisini de getirmeliyim. Bu konuyu iki alt başlık ile ele alıp sorunlarımı masaya yatırmayı düşünüyorum. Umarım kendimi ifade edebilirim. 

1. Konu: Asosyal Annem
2. Konu: AVM Çılgınlığı

İlk konunun başlığı size biraz yargılayıcı hatta yadırgayıcı gibi gelebilir. Ama ben kimseyi asosyal olduğu için yargılayacak düzeyde biri değilim. Bu bir kenara, asosyal olmanın da kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hayatımın belli dönemlerinde asosyal oldum; elimi eteğimi her türlü işte güçten çekip kimseyle görüşmeyip ve odamın sessizliğinde kaybolduğum zamanların sayısı azımsanacak gibi değildir hatta. Cep telefonum elimdeyken arayan kişiye bakıp "lütfen hemen kapansın" dediğimi gayet iyi hatırlıyorum. Hatta arkadaşlarımdan biri şu anda bile beni aradığında hemen açmamaya dikkat ediyorum. Tam olarak sebebini bende çözmüş değilim ama hemen açınca kendimden taviz veriyormuşum gibi hissediyorum. Oysa onlar benim arkadaşım ve hiçbiriyle de bir sorunum yok. Yine de açıyor olmam ilerlediğimin bir göstergesi ve tüm bu duruma da adaptasyon hali denebilir bence. Asosyallik mevzuuna geri dönersek eğer, bu sıfatın annemle ilgili olan kısmı farklı bir türde sayılabilir. Sanırım bunun için bir de annemi incelememiz gerekiyor.

Kendisi 40'lı yaşlarının sonlarında. Babası Siirtli, annesi Bolulu ve her iki memleketin de yemek çeşitlerini harmanlayarak kendi damak zevkini oluşturmuş ve el becerisini kazanmış, beş kardeşin ortancası ve babasının güzeli, eşinin hatunu olarak bilinen üç çocuk annesi bir kadındır. İlkokulu mezunu oluşu ile övünmez elbette ama okulun hiç de ona göre bir yer olmadığını kabul eder. 12 aylık sürecin 3 ayında benim bir yılda okuduğum kitap sayısı kadar kitap okuyarak ailedeki herkesi geçer. Yapmaktan hoşlandığı şeyler; komşularıyla görüşmek ve hoşlanmadığı şeyler de evinin dağıtılmasıdır. Tüm bunların dışında kocasına ilk günkü gibi aşık olduğu için hayatında aşkı kazanan ama gerisini çok da umursamayan biridir. Biraz gösterişe düşkündür fakat parayı boşa harcamayı sevmeyen tutumlu bir ev hanımdır...

Kafanızda az çok canlanan kadını belki bir AVM çılgını olarak düşünemiyor olabilirsiniz şu anda. Bu çok normal. Çünkü aslında daha çılgınlık boyutuna ulaşmış bir tehlike yok görünürde. Ancak kızlarının ona yüz vermesiyle bu fırsatı her an lehine çevirme potansiyeli vardır onda. Çünkü o bir anne. Kızlarının anası, kocasının göz bebeğidir. Cennetin ayaklarının altında olduğuna öylesine bir inanmıştır ki, isteklerini ikinci bir defa dile getirmeyi aklının ucundan bile geçirmez. (Son cümleyi salladım galiba onu çıkartalım.) Evet. İsteklerinin gerçekleştiğinden emin olana kadar yılmadan dile getirir onları. Hâl böyle olunca, haftada bir günü kendisine ayırdığımız ve hem acıdığımız hem de gönlü olsun istediğimiz annemizin arzularını yerine getirmek istiyoruz. Fakat bazen verilen tavizler insanları usandırabiliyor-muş. "Yetti artık" denilen noktada anne-kız  tartışmalarına ve sonu bitmeyen ısrarlı küskünlüklere mahkum oluyoruz. Bence artık bu konu ele alınmalı.

Burada ikinci konuya geçip alışveriş merkezlerinin hayatımızdaki rolüne biraz değinip annem ile olan bağlantısını koparmamaya çalışacağım. Çalışacağım dedim çünkü alışveriş merkezleri üzerine bir kitap çıkartabilir, ülkenin her yerinde konferanslar düzenleyebilir ve bu konu üzerine bir seri dizi-film bile analiz edebilirim. O kadar çok şey dinledim ve o kadar çok düşündüm ki, kafam patlayabilir. Yine de az ve öz bir şekilde açıklayabilirim. Gözlemlerime ve yaptığım mülakatlara göre eğitimli gençlerin birçoğu "zorunluluktan" alışveriş merkezlerine gidiyorlarmış. Bu zorunluluğun içine sinema, ucuz yemek, her markanın bir arada olması gibi sebepler giriyor. Alışveriş merkezlerine gitmemeye çalışan insanların birçoğu ise gürültü, yerin altından geçen elektrik akımı ve ışıkların gözlerini yorması gibi nedenlerden rahatsız oldukları için gitmemeyi tercih ettiklerini söylüyorlar. Ayrıca alışveriş merkezindeki insanların genel olarak kaba olduğunu iddia edenler de az değil. Görüştüğüm insanlardan biri şöyle bir şey demişti: "İçeri girerken geçtiğimiz x-ray cihazları sanki beynimize kaba olmayı kodluyor ve bu şekilde alışveriş merkezindeki herkes birden kaba olup çarptıkları insanı görmemezlikten gelip özür bile dilemeden yollarına devam ediyorlar. Poşetleriyle devirdikleri çocukları, yıktıkları stantlar umurlarında olmuyor. Ve en kötüsü de bebek arabaları. Nasıl kullandıklarını hatta içindeki çocuklarını bile düşünmeden hareket ediyorlar." Bunu dinlediğim zaman adeta nefesim kesilmişti... Bir noktada "markaların ve mağazaların tek bir çatı altında toplanmış" olması her ne kadar insanların işine geliyor olsa da, hipnotize olmuşçasına alışveriş yapmaktan nasıl zevk alıyorlar, bende anlamıyorum. Burada "pis kapitalistlere ölüm" diye bağıran Karl Marx okumamış 1. sınıf üniversite öğrencisi görüntüsü olarak gelmiyorumdur umarım. Demek istediğim şeyin kapitalizmle alakası yok çünkü. Asıl değinmek istediğim nokta, insanlıktan çıkan duyguların alışveriş merkezlerinde açığa çıkıyor olması. Gözümüz nasıl dönmüşse artık, o şekilde alışveriş yapmaktan "keyif" alıyoruz güya. Oysa alakası bile yok. Eminim kimse keyif ya da zevk bile almıyordur. Ama yine de gitmekten bıkmıyoruz. Peki neden? NEDEN???

Tam burada annemi devreye sokmak istiyorum. Az evvel biraz belirttiğim gibi, annemin gezmekten anladığı arabayla bir yerlere gidip dolaşmaktır. Kendisine "nereye" sorusunu sorduğumuz zaman ise hep en yakın alışveriş merkezini söyler. Yani, tamam gitmekten nefret ediyor değilim ama her seferinde bir alışveriş merkezine gitmemiz ve orada tek yaptığımızın da alışveriş olması sadece bana mı dokunuyor acaba? Burada sinirlendiğim nokta annem değil, onun zihniyeti. Ve eminim ki bu zihniyet her yerde var. Ve çok muhtemel ki, bu zihniyeti de oluşturan şey alışveriş merkezlerini adım başı inşa ettiren zihniyetin ta kendisi. Artık onlar her kimse(!), adım başı alışveriş merkezi inşa ettirip trafiği kilitleyen, şehrin meydanlarını, sahillerini, çarşılarını boşaltan ve en önemlisi de toplumun eğlence algısını sokaktan alışverişe odaklayan bir politikayla toplumun beynini yıkıyorlar. Ve anneminkini de... Sonuç olarak, insanlar para kazanmak için haftanın beş günü çalışıp cumartesi-pazar günleri de o kazandıkları parayı bir saatte harcayabilme yetisine sahip bireyler haline geldi. 

Belki daha AVM çılgını olmamışsanız ve çevrenizdeki insanların sosyallikten anladığı şeyin alışveriş merkezi dolaşmak olduğunu görüyorsanız bence onlarla bir konuşun. Aslında şehirdeki mekanların çeşitliliği bize hem var, hem de yok etkisi yaratıyor. O kadar çok yer var ki, insanlar alışveriş merkezlerinde. Ve o kadar az yer var ki, insanlar yine alışveriş merkezlerinde. Ama sosyal olmak AVM çılgını olmaksa, ben asosyalliğimle mutluyum, huzurluyum, sağlıklıyım. 

Şimdilik bu kadar. Sonra görüşmek üzere! 

Yorumlar

  1. Alış veriş merkezlerinden ben de şahsen nefret ederim çünkü nefret etmemem imkansız. Kalabalık. Gürültü. Beni kabus moduna sokmak için tek başına yetecek iki şey bir arada. Aman Allahım. Küçükken kesinlikle katlanamazdım alış veriş merkezlerine ama zamanla alıştım, daha doğrusu, alışmak zorunda kaldım çünkü hepsi topu 3 tanecik arkadaşımla kolayca buluşabildiğimiz ve pek çok şey yapıp fazlasıyla eğlenebildiğimiz tek yer onlar. Maalesef böyle. Yine de bu kesinlikle alışveriş merkezlerine bayıldığım anlamına gelmiyor. (Hala dışarıda bir şeyler yapmayı çok daha fazla tercih ediyorum.) Ama en azından insanların AVM çılgınlığını anlayabiliyorum. Senin de belirttiğin gibi pek çok markanın bir arada olması ve buna ek olarak kışın sıcak yazın soğuk olması dışarıda yapacak pek fazla şey bulamayan insanlar için bir avantaj olabilir. Tabii ki insanı ihtiyacı olmayan şeylere para ödemeye itmek gibi berbat bir yanı da var. Yani kimse alışveriş merkezine gidip şöyle bir etrafa bakarak hiç para harcamadan dönmüyor değil mi? Ama bu sokağa çıktığında bile geçerli... Ne bileyim, ne AVM düşmanı, ne AVM manyağı olmamak gerekiyor herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. İşte bizim şu suyunu çıkartma huyumuz fena zaten. Yoksa bende tamamen kötülemiyorum/kötüleyemiyorum. Sonuçta bende gidiyorum ve kolaylıkla da işimi halledebiliyorum. Sadece gözümüz dönmesin, insanlıktan çıkmayalım o kadar. Bir de haftasonları kapalı olsa ne güzel olur. Hafta içi çok ferah olabiliyorlar.

      Sil
  2. Çok doğru demişsin ben açıkçası alışveriş yapmayı da sevmem, mecbur olduğum zamanlarda alışveriş yaparım. Asla param yoksa boş boş mağaza dolanmam. Yılda zaten en fazla 1-2 parça bir şey alıyorum. Bu da tüketme fikrinden ve fazla eşya sahibi olma fikrinden nefret etmemden dolayı. Bir aldığım gömleği de en az 4-5 yıl giyiyorum.(hiç abartmıyorum). Eşyalar beni bir yere bağlıyormuş gibi hissediyorum.
    Annen konusunda ise sana çok hak veriyorum. Benim annem avm dışında direk alışveriş delisi. Kadın internette ilk olarak online alışveriş yapmayı öğrendi. Tüm sitelere üyeliği var. Evde çok sıkıldım dediğinde de beraber avmye gidiyoruz kesinlikle başka yere gitmek istemiyor. Dışarının yazın sıcak kışın soğuk olduğunu iddia ediyor sürekli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de bizim annelerimizin böyle olma sebebi nesillerinden dolayı olabilir. Yani çarşı-pazar seven bir nesil artık bunları yeterine bulamıyor ya da alışveriş merkezi gibi daha "konforlu" bir mekan varken o mekana doğru bir eğilim gösteriyorlar. Emin değilim gerçi ama ben bu nesil farklılığı olayına çok inanıyorum...

      Eşyaların bir yere bağlamasını bende hissediyorum ve bunu kime söylesem bana psikolojik danışmana gitmemi söylüyorlar. Bilmiyorum, belki de gitmeliyim ama o kadar da büyük bir sorun olarak görmüyorum açıkçası.

      Sil
  3. kesinlikle miya-san, alışveriş merkezleri hakkında bir kitap olabilir, hata korku sineması bile olabilir. gitmekten en hoşlandıklarım yerlerin başını çekerler, bir keresi kalabalıktan cidden hoşlanmıyorum. zorunlu olmadıkça gitmeyeye çalışıyorum ki; son uğradığımda arkadaşa bir kitap almak için gitmiştim. birde neredeyse dört buçuk senedir tek alışveriş yaptığım yerdir, buna rağmen bir türlü alışamamışımdır. özellikle özel günler etrafı süsledikleri vakit sanki başka bir dünyaya gitmişim gibi hissederim. en son kitap almak için d&r'a gitmiştim. onda da yolu kaybetmem sonucu -öh riv diyebilirsin fakat cidden yolu kaybettim. napıyım. labirent gibi bir yer, her yerde aynı ufak dükkanlar. katlar birbirinin aynısı. tek üst kat farklı. o da yemek bölümü bulunduğundan.- on dakikaya yakın zemin katı "bu kapıya ne oldu? az evvel buradaydı şimdi yok! bilim kurgu filmi gibi!" diye dolandığımdan anca çıkışı bulabilmiştim. hatta bu süreç içerisinde de her tarafın aynı olmasını; milletin yolunu kaybetsin de bir mağzaya sapıp rahatlamak için kendisini alışverişe vursun olarak düşünmüştüm. ne denli o rahatlama kısmı benlik olmasa bile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya o kaybolma olayını bende yaşıyorum. Hem yeni gittim bir alışveriş merkezinde hem de hep gittiğim alışveriş merkezlerinde hep kayboluyorum. Bizim buradaki de çok büyük, o yüzden hafta içi sevip hafta sonu nefret ediyorum. O şekilde bir aşk-nefret ilişkimiz var. :) Buna rağmen bu konuda yalnız başıma olmadığıma sevindim. Kendimi uzaylı gibi hissetmeme neden oluyordu çünkü.

      Sil

Yorum Gönder