Yurt: Oda Arkadaşı vs "Normal" Arkadaş

Yurda gelişimde yalnız olmam beni öylesine sarhoş etmiş olacak ki, dört kişilik odamın bir yıl boyunca aynı sükunette süreceğiyle ilgili fazla iyimser davranmışım. Sessizliği ve yalnızlığı seven bir insan olarak kendimi tanıtmaktan uzak duruyorum. Çünkü mantıksal olarak bunun bir ispatlama gayesi içerdiğini düşünüyorum. Açık konuşmak gerekirse, sessiz ve yalnız olmak benim hayat biçimim. Seviyorum ya da sevmiyorum diye nitelendirmekten çok "böyle olması gerekliliğine" inanıyorum. Hangi insan gürültü içinde yaşayabilir ki? Gürültü derken bile insanda çağrıştırdığı mana çok itici, değil mi? Ama şu da bir gerçek ki, güzellik kadar gürültü de göreceli bir kavram. Benim için öyle.

Dipnot: Bu blog başkasınınmış gibi, neden her seferinde "benim için", "bence" ile cümleyi sonlandırıp bir "ben"cillik edası katıyorum, bende bilmiyorum. Ama burada olan her şeyin benim tarafımdan yazılması zaten bunu gösteriyor, değil mi? Yani elbette benim bakış açımdan olacak. Katılmayana da söz var. Alta yorum yapabilirsiniz gençler.

Konuya geri dönersek, şu anda neden dört kişilik oda seçtiğimi sorgulamaya başlayıp okulun daha ikinci haftasında yurttan şikayet etme gibi bir niyetim yok. Sadece bu durumu çözmem gerek. O da şöyle olacak: "Yatak için oda, çalışmak için okul." Eğer çalışacaksam bundan sonra ya herkesin uyuduğu bir vakit olan sabahlarımı, ya da insanların beni konuşturamayacakları çalışma alanlarını kullanmam yeterli. Tüm bunları bildiğim halde, sahiplenmem gereken bir odamın olması bile çok ironik. Sonuçta orada tek ben yaşamıyorum ki, sahipleneyim? Bir kere "benim" değil, "bizim". Ve bu da bana ait olmadığını apaçık kanıtlıyor.

Yine bir saçmalama silsilesine başlamışken, içimde olan biteni dökeyim biraz. "Oda arkadaşları" ile normal arkadaşların aynı olduğunu düşünmüyorum ben. "Oda arkadaşın" kimi zaman özel ve halden anlayan biri olmalı. Sana "yaşam alan"ı tanımalı ve yaşam alanına müdahale etmemeli. Sadece bu da değil. "Yaşam tarzı"na hiç müdahale etmemeli. Bu resmen kanuna aykırı. Ama bunu şu anda dile getiriyorsam, başıma gelmiş demektir. Çift taraflı saldırıya uğruyorum ve sesimi duyuramıyorum. Sanırım iki yıldır yapmaktan kaçındığım seçimi bu defa yaptım. Ama yanlış yaptım.

Az evvel de dediğim gibi, oda arkadaşlarına atfettiğim karakter ile normal arkadaşlarımın (bir türlü atfedemediğim nitelikleri) karakterleri farklı olmalı. Ya da şu açıdan anlatayım: Sınırları belirlenmemiş oda arkadaşlarınız ile sonradan bir sorun yaşamak istemiyorsanız, o oda arkadaşınızı normal arkadaşlarınız arasından seçmeyin. İyice karıştırdım sanırım. Aslında sadece nazik olmaya çalışıyordum. Peki bir de şunu deneyeyim: Belirli bir samimiyet kurduğunuz ve -hele de- geyik yaptığınız arkadaşlarınızın sonradan oda arkadaşınız olmasından kaçının. Ancak, önceden pek az tanıdığınız ya da hiç tanımadığınız bir oda arkadaşınızın sonradan çok iyi hatta "kanki" seviyesinde arkadaş olmanız ihtimali vardır, ne düşük ne yüksektir. Ama ihtimali vardır. Test edildi, görüldü, ispatlandı.

Şimdi ben bunları aslında size anlatmıyorum. Sadece birkaç gündür yaşadıklarımdan bir ders çıkardım, bu dersi de buraya yazayım istedim.
-Anladın mı Roromiya?
+Anladım hocam.

Şimdi seneye kimi seçeceğimi düşünebilirim. Ya da her şeyi akışına bırakıp stresimi arttıracak organizmalardan uzak durabilirim. İkincisi iyi fikirmiş. İyi düşündüm he. Neyse, iyi geceler size.

Hoşça kalın!




Yorumlar

  1. üniversitede hiç yurtta kalmadım. lisede 2 yıl yurtta kaldım. ben hiç yapamayan biriyim kalabalıkta. uzun süre banyo yapmak toplu halde tuvalete gitmek gibi aktiviteler anksiyetemi azdırıyordu. alıştım ama o süre boyunca neler çektiğimi bir ben biliyorum.
    dediğinde haklısın samimi olduğun arkadaşlarını daha önce hiç davet etmediğin bir özeline istemeden sokuyorsun, ve bu insanlar o alana da girmeye hakkı olduğunu düşünüyor aranızda ki samimiyete dayanarak ama öyle bir hakları yok tabi ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu benim dördüncü yılım. Öyle böyle alıştım sayılır. Ama arkadaşlarımla ilk defa kalıyorum ve önceden neden onlarla kalaktan kaçındığımı hatırlamış oldum böylece. Özel alanımdan haberdar olmaları bile bana garip gelirken, onların özel alanına beni sokmalarına hiç alışamadım. Bence de hem onların hem de benim öyle bir hakkımız yok. Ne onlar girsin istiyorum, ne de ben gireyim.

      Sil
  2. Hem de bir başkasının yerinde bencillik örneği sergileyerek yazının sadece kendimi ilgilendiren bölümü hakkında konuşacağım: Yalnız gerçekten "sevilecek" ya da "seçilecek" değil ait olunacak bir şey galiba. Senin "hayat tarzı" deyişin kulağa daha çok "seçim" gibi gelse de, neden bilmiyorum, son zamanlarda geliştirdiğim "yalnızlığa ait olma" düşüncemi kuvvetlendirdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesinr hayat tarzına dair farklı bir yorumu ya da düşüncesi olabilir. Ama dediğin gibi, ben kelimenin tam anlamıyla "seçim" olarak görüyorum. En azından bu benim seçimim. Kendi hayat tarzı kendi seçimlerinden oluşmayan insanlar, daha bunun öneminin farkında olmayabilirler. Ama benim için önemli bir husus. Ve sanırım sana göre de öyle...

      Ayrıca "aidiyet" de çok yerinde bir tabir olmuş. Çok haklısın.

      Sil
  3. Biriyle aynı odayı paylaşmak hem güzel hem kötü olabilir. Belirsiz bir durum... sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyumlu olmak önemli tabii. Teşekkürler yorumun için. :)

      Sil

Yorum Gönder