İnsan Olmak: Ahlak ve İrade

Manisalı'ya ithafen.

Hafta içinde aklıma yazmak için gelen ve -ne yazık ki- geçen sürüyle konu geldi. Yaşadığım şeylerdi ama içimi dökme için değil, ilginç ve üzerine konuşulması gerektiğini düşündüğüm içindi. Ve bana kalırsa bu, en son yazdığım birkaç bencil yazıdan sonra çok iyi olurdu. Ama şu anda bir başlarsam, hepsine değinmek ve karman çorman bir yazı ortaya atmış olacağım. En iyisi en güncel konudan başlayıp kendime terapi yapayım biraz.

Benim kendisine gerçekten güvenebileceğim dostlarım var. Birkaç gün önce birine bu hayatta ailemden başkasına güvenemeyeceğimi söylemiştim. Doğru değilmiş. Gerçekten zor anlarımda bir telefonla duygularımı sesimden önce duyan ve kendince beni teselli etmeye çalışan insanlar var bu dünyada. İşte bu bile bana dayanma gücü veriyor. Bana "Roromiya'yı Roromiya yapan şey bunlar işte." diyerek yaşadığım zorlukların beni yetiştirdiğini ve bugünlere getirdiğini hatırlattı. Ya da inandırdı. Önemli olan dediklerinin gerçek olup olmaması değil, belki de hepsi yalan. Ama sonuç olarak bana bunu söyledi ve beni buna inandırdı. Şimdi ben nasıl olur da ayağa kalkmam? Yoluma devam etmem için beni düşünen bu insanı nasıl yüz üstü bırakabilirim ki?

Seviliyorsun Manisalı. Cidden seviliyorsun.

Madem konu Manisalı'dan açıldı, biraz ondan bahsetmeyi size borç bilirim. Çünkü benim sık sık görüştüğüm ve ciddi konular üzerinde konuşurken geyik yapmayı da bildiğim nadir arkadaşlarımdan biri. Kendisi benim tanıdığım en zeki insan. Bunu abartmıyorum. Başlarda onunla konuşurken kendimi hep ezilmiş hissederdim ama bana neler yaptığımı, ne düşündüğümü sorduğunda gerçekten de bana değer verdiğini anladım. Fakat tüm bunların ötesinde, benimle vakit geçirmekten sıkılmıyordu ve hiç susmadan benimle konuşacak yetiye her zaman sahipti. Bana kalırsa hiçbir ortak tarafınız olmasa bile sırf "insan" olması biriyle dost olabilmeniz için yeterli bir sebep. Peki nedir "insan" olmak? Manisalı'nın cevabı şöyle:

Hayatta gerçekleştirmemiz gereken en önemli iki amacımız vardır. Biri "insan" olmak, diğeri akıl sağlımızı korumak. "İnsan" olmak içinse "ahlak ve irade" sahibi olmak şart. Yoksa sen gördüğün, konuştuğun, muhatap olduğun herkesi insan mı zannediyorsun? 

Manisalı'nın bu tür net çizgileri olan konuşmaları beni her zaman etkilemiştir. Belki doğru, belki yanlış bir yorum. Ama en nihayetinde beni inandırdı. Gerçek olup olmamasının bir ehemmiyeti yok. İnsan inandıktan sonra her şey gerçektir bence.

Aslında ben böyle beylik dostluk lafları edecek bir insan değilimdir. Ama benim en büyük öğretmenim bu hayatta, hep arkadaşlarım oldu. Genelde dürüst, bazen yalancı, ara sıra sabırlı olmayı, çok nadir öfkelendiğimde nasıl bir insana dönüştüğümü, onları aradığımda karşılıksız mutlu olup beni de mutlu ettiklerini, beni gördüklerinde çok özlediklerini söyleyip değerli hissetmemi, yanlış yaptığımda kaçınmadan bunu ifade edip kabul etmemi sağladılar... Bunları bana hep onlar öğretti. En kötü arkadaşım bile bir şey öğretti bana. Belki de bu yüzden "kötü arkadaş"lığa inanmıyorumdur. Kötü olsa bile yaşananların hatırına kötü biri demek içimden gelmiyor. İnsanın eğitimine en çok katkı sağlayan arkadaşlarıdır bence. Kim olurlarsa olsunlar. "Bu nedenle arkadaşlarınızı iyi seçin." gibi saçma ve mantığıma tümden aykırı bir şey söyleyip nokta koyacağımı sanmayın. Arkadaş seçmek diye bir şey yoktur. Birden arkadaş olursunuz ama zamanla dost. Dost olup olmamak biraz daha ilerleyişe bağlıyken arkadaşlığın çok daha genel ve belli sınırlarla çevrili olmadığına inanıyorum. En azından benim lügatımda öyle...

Meşguliyetimizden zevk almamızı sağlayan ve stresimizin benliğimize katkı sağladığını söyleyen, içilen kahvelerin muhabbetimizi tatlandırdığını hissettiğimiz, problemlerimizin buluşmamıza sebep olup problem olmaktan çıktığı bir dostu olsun her insanın. Olsun ya. Olsun da, sonra aşktan dem vurup derslerden, işlerden şikayet ederken bizi oyalasın söyledikleriyle. Eminim, herkesin ihtiyacı vardır birine. En azından bir dostumuz olsun, birlikte yaşlandığımız...

Yorumlar