Bir Dakika: Boşalıyorum! (2)



Birkaç gündür kafamın darmaduman olması, bana dünkü "kendimden geçme" yazısını yazdırmış olsa da, ucundan kıyısından bazı olayları netleştirmek, açıklamak ve sonuca bağlamak için yazma ihtiyacı hissediyorum. Dünkü yazımın kusuruna bakmayın. Hayır, özür dilemiyorum. Çünkü hala kendimi affetmedim.

Birazdan yazacağım olayları ne önem sırasına göre ne de kronolojik sırasına uygun bir şekilde yazacağım. Aklıma geldiği gibi, am en çok da aklımda ne kadar çok yer tuttuğua ve düşündüğüme göre sıraladım. Belli bir sırası olmayan bir olaylar zinciri kısacası.

Başlamadan önce bugünün pazar olduğunu hatırlatan ve herkesin güne iyi başlamasına sebep olacak bir şarkıya ihtyacı olduğu için şuna bir tıklayın derim.

Varan-1: İş Hayatı

Dün gece yazılarıma şöyle bir göz gezdirirken fark ettim ki, ben size çok önemli bir değişikliği hatırlatmayı unutmuşum. Daha doğrusu aklımdan çıkmış. Benim çok sevgili Belçikalı patronum aslında bize hiç de düşük sayılamayacak (bana göre) bir maaş verecekmiş. Benimle birlikte çalışan arkadaşım da önce benim gibi sanmış ve çok korkmuş. Ama maaşı geldiği zamanki sevincini sormayın, gitsin! Özetle, her ne kadar yorucu, zaman zaman sıkıcı ve saatlerce süren bir yol çekmeme neden olsa da ucunda alacağım para beni biraz olsun bu işe bağladı. Yine çok fazla para puldan bahsettim. Ama gençliğinin baharında olan her öğrencinin hayalleri için ödemesi gereken bir bedel yok mudur? Bence vardır. Ve işin ucunda illa ki biraz da paraya ihtiyaç vardır. Yoksa, beni para düşkünü biri olarak düşünmenizi istemem. En azından öyle olduğumu sanmıyorum. 

İş hayatına değinmişken biraz nasıl geçtiği hakkında da konuşmak isterim. Böyle ofis işlerinin pek bana göre olmadığını düşünürdüm. Ve bunda da çok haksız çıkmadığımı sanıyorum. Yani sürekli oturmak ve kafa patlatmak bazen zor olabiliyor. Ama odaklanmak asıl meseleymiş. Üçüncü iş günümde bunu iyice anladım.

Bunların dışında bir de dipnot düşmem gerekiyor sizlere. Patronum yüksek lisans öğrencisi değilmiş. Kendisi doktora öğrencisi ve bu da kısa süreli bir iş olmayacak muhtemelen. Bu konu beni biraz düşündürse de, ne kadar hızlı çalıştığımla doğru orantılı olması bana çözümü sunuyor. Yani her şey, benim elimde nihayetinde. 

Varan-2: İş arkadaşlarım

İş hayatıyla ilgili bu kadar bıdı bıdı yaptıktan sonra şimdi de sevgili patronumu övmeye geldi sıra. Adeta sınıf arkadaşıymış gibi bizimle şakalar, muhabbetler ediyor ve bu beni o kadar rahat hissettiriyor ki anlatamam. Elbette böyle bir yazının “Boşalıyorum” adlı bir yazıda olması çok yanlış oldu ama tam da yeri ve zamanı gelmişken söylemeliyim. Yoksa bugün, patronumun çiçeği burnunda bir blogger olduğumu öğrenmesiyle uzaktan yakından ilgisi yok! Ama eğer okuyorsa diye şuraya mini mini bir not yerleştiriyorum: Linus, if you hear me now, make sure to not read this blog again. Because sometimes I use slang language which I do not use it in my daily life. So, sorry about that if you red those lines already.

Böyle bir not koyduktan sonra ofis ortamımın da oldukça rahat ve iş arkadaşımın (kendisi Vartolu) da benim rahat olmam için elinden geleni ardına koymadığını söyleyebilirim. Bitmedi. Bir de onunla ilgili bir not düşeyim: Selam Vartolu! Eğer bu yazıyı okuyorsan aklına hemen “ne kadar milliyetçi” lafı gelecektir. Bunu biliyorum ama inan o kadar tıkanmıştım ki (ve bilirsin ben tıkandığım zaman iyice saçmalarım) böyle milliyetçi bir fikrin gelmesine ve o anda insanları bu şekilde sınıflandırmama şaşırmamak lazım. Yine de bu bir bahane değil. Asıl konu şu ki, insanların kendilerine ait bir memleketleri olmasına çok imreniyorum. Çünkü benim yok. Bu nedenle de herhangi bir millete, ulusa hatta ülkeye bile kendimi ait hissetmiyorum. Hele şu içinde bulunduğumuz günlerde…

Varan-3: Saldırı

Umarım bu yazıyı okumuyorsundur, ama bunu yazmaya ant içmiştim. O yüzden bu bölümde yazdıklarım için özür diliyorum senden. (O kendini biliyor.)
Kendisiyle bu tip konuları sık sık tartıştığımız ve kendimi ona olduğum gibi açabildiğim nadir arkadaşlarımdan biri, bir saldırıya uğradı. Böyle siyasi konular içeren yazılar yazmayacağımla ilgili konuşmuştum daha önce ve halen de aynı düşünüyorum. Ama sadece bunun sizin başınıza geldiğini düşünün. Onun sizden hiçbir farkı yok çünkü. İşine ve okuluna giden, sorumluluklarını yerine getiren ve hayallerine tutunan bir birey o. Tıpkı benim gibi. Tıpkı sizin gibi. Sence senin saldırıya uğramanın içinde doğduğun ve değerlerini yaşadığın milletinle bir ilgisi var mı? Bence yok. Olamaz da zaten. Aklı başında kimse böyle bir saçmalığı kabul edip de gerçekleştiremez. Demek ki bu olay bize ülkede rahatça yaşayan ama aklı başında olmayan insanların var olduğunu ve diğer insanları yok sayarak, ideolojileri yok sayarak, kısaca kendilerini yok sayarak hareket edebildiklerini söylüyor. Yanlış anlaşılmasın: Milliyetçilere bir lafım yok. Sadece şiddet kullanmayı kendine olağan bir hak görenleri anlamıyorum.

Varan-4: Gün Yüzüne Çıkan Duygular

Bugün hayvanlarla insanların ortak bir özelliğinin bende de olduğunu fark ettim. Benim duygularım varmış. Son yıllarda onları bir odaya kilitlemiş, anahtarı kaybetmiş ve o odayı da unutmuş gibiydim. Ağlayabilme yetisine sahip olduğumu fark ettim. Çünkü istesem bile ağlayamayan bir yapım olduğuna o kadar inanmıştım ki, ağlamadan önce boğazda oluşan düğümün, göğsünün daralmasının ve fiziksel acıdan çok daha dayanılmaz olan bu acının neye benzediğini hatta ve hatta bu tür belirtilerin neyin göstergesi olduğunu tamamen unutmuşum. Bana hatırlattığınız için ama en önemlisi de insani duygulara sahip olduğumu gösterdiğiniz teşekkür ederim, son yaşadıklarım (Hala onlara nasıl sesleneceğimi bilemiyorum.)

Varan-5: Garip Bir Aşk

Bu maddeyi yazmakla yazmamak arasında kaç defa gelip gittiğimi bilmiyorum. Ama çok kısa olarak değinmeyi ve içimi yiyip bitiren bu haller silsilesine son noktayı koyan bir durumu paylaşmak istiyorum. Garip bir şekilde birinden hoşlandım. Ve çok ani bir şekilde ona açıldım. İşin garip tarafı ne ara bağlandığımı ve aklımda tarttığımı bilmiyorum. Yani ben biraz mantık insanıyımdır ve mantığa aykırı yaptığım şeylerin sayısı çok değildir. Özellikle de bu tür insan ilişkileri konusunda daha çok mantığımı ön planda tutarım. O yüzden başlı başına ani bir şekilde gerçekleşen bir olaydı bu. Nedense beni çok etkiledi. Hem de iç ummadığım kadar. Ama etkileyen şey reddedilmem değil, bu gelişmeyi yani birinden hoşlanmayı daha kabul edemeyişim. Belki de daha kendime bile tam manasıyla itiraf etmeden ona itiraf edişimdeydi tüm sorun.


Doğru kelimeleri bulamadığım için bu maddeyi burada noktalıyorum.

Hani bir iç dökmeli bir yazı yazacağımdan bahsetmiştim ya, (sanırım challenge#2'nin sonucunu yazdığım yazıdaydı) işte o iç dökmesi bir boşalmaya dönüşmeli diye böyle bir başlık koyma fikri gelmişti birkaç gün önce. Ancak bloğumu kişisel emellerim için o kadar yıprattım ki, gerçekten şefkatime ihtiyacı varmış gibi hissediyorum. Bu nedenle kısa bir süre için böyle kişisel yazılar yazmayayım diyorum. Yani ruh halimden bahsedip sizi üzmek istemiyorum. Üstelik işimi sevdiğimden her ne kadar çok bahsetsem de, sabah 8'de yola çıkıp akşam 9'da eve geliyorum. Eve gelir gelmez de duş alıp uyuyorum. Yani hem bedenen hem de zihnen çok yorgun oluyorum. Bir de bloğumu buna alet etmeyeyim, daha güzel başlıklı ve insanın içini açan yazılar yazayım diyorum. Elbette bir süre için... Buna en çok sevinen de siz olursunuz bence. :)

Şimdilik hoşça kalın!

Yorumlar

  1. Sessiz bir okuyucunum ama bilmeni isterim kişisel yazılarını okumayı seviyorum. Senin bloğun ve önemli olan senin istediğin ve her istediğin yapmak en doğal şey ama bunu söylememe gerek yok gibi. Yazılarını okumak güzel. Herhalde yazdığın her şeyi okurum.
    Arkadaşının başına gelen olay gerçekten üzücü. Anlamsız sebeplerle böyle şeyler yapan insanların gerçekten var olması ve bunu doğru görmeleri apayrı üzücü. İnsanların hak edildikleri gibi yönetildiğine dair bir söz vardı. Çok doğruymuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası bende başkalarının kişisel yazılarını okumayı çok seviyorum. :) Hem bu tür yazılar yazmak da beni çok rahatlatıyor. Artık olan bitene göre bir şekil alır yazılarım. Yazıda da düşünüyorum dedim hep, ben bile kendimden emin değilim yani. :)
      Haklısın, belki de biz bunu hakkettik. Ama bunları meşrulaştıran insanlarla bir arada yaşamak bana acı veriyor. Umarım en kısa zamanda hepsi ortadan kalkar.

      Sil
  2. Karışmak bana düşmez ama bence nasıl hissediyorsan öyle yazmalısın. Sonuçta bloglar -en azından benim için- gerçekte söyleyemediğimiz hislerimizi rahatça yazabildiğimiz yerler.
    Bunun dışında, keşke ruh haline yardım edebilecek birkaç güzel cümlem olsaydı ama bu tip yazıları okuduğumda aklıma söylenebilecek bir şey gelmiyor. Yine de yazılarını okuduğumu ve sevdiğimi belirtmek istedim.
    Saldırıya uğrayan arkadaşına üzüldüm, zor bir dönemden geçiyoruz cidden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında başkalarının fikrini almak iyi oluyor. Çünkü sağlıklı düşünemiyorum. Bu nedenle karışmakta özgürsün. Ayrıca blogların en güzel yanı -senin de dediğin gibi- özgürce yazabilmek. Sanırım gönlümden geleni yazacağım. Ama arada bir farklı türde yazmak da hoşuma gidiyor doğrusu. :) Artık duruma göre yazarım.
      Teşekkür ederim. Yorum yazıp yazmamak önemli değil ama okuyup anlamanız bile benim için çok değerli. Hepimiz çaresiz şu dönemlerde. Umarım çabucak biter.

      Sil
  3. Aslında çok üstü kapalı yazmışsın Roromiya, ama garip bir şekilde seni çok iyi anladığımı hissediyorum. Arkadaşına geçmiş olsun. Diğer her şeyi akışına bırak gitsin -sanki yapacak başka bir şey var da, benimki laf olsun işte-. Aşk kısmı kötü denk gelmiş, arada boşluğa düştüğünde tutunacak bir dal arıyor insan, belki seninki de böyle bir şeydi, ondan bu kadar kolay atlattın. Yazılarının devamını bekliyorum, yazmamazlık etme lütfen. Aklından geçenleri merak edenlerdenim ben de.

    Ve son olarak, bir resim, bir yazıya ancak bu kadar uyumlu olabilir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu resmi doğru zamanı kullanmak için saklıyordum. Sanırım doğru zamanı bulmuşum. :)

      Aslında şipşak bir aşk değildi ama açılmam biraz öyle oldu. O yüzden boşluğa düştüğümü kabul etmek istemesem de öyle olmuş denebilir. Tam atlatamadım aslında ama biraz ağzımın yanması fena olmaz sanırım. :) Bir de, genelde bende kendi yazılarımı pek anlamıyorum ama yazınca rahatlama kısmı beni teşvik ediyor. Elimden geldiğince, sık sık yazmaya önem göstereceğim. Yorumun için çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  4. Arkadaşın için geçmiş olsun. İş hayatının da güzel tarafları olmasına sevindim. Daha çok o taraflara odaklan o zaman. Zaman hepimizin problemi maalesef.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Patronum okuyabilir diye çaktırmadım aslında. :)) (Umarım okumaz bunu.) Evet, zaman konusu... Gerçekten sıkıntı.

      Sil
  5. Yazmanın en güzel yanı aslında ne yazmaya ihtiyacın olduğunu başlarken bilmiyor olmak. Yazdıkça anlıyorum ben hangi noktaya ulaşmaya çalıştığımı. Yazmak kesinlikle iyileştiriyor! Devam Roro.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonuna kadar söylediklerine katılıyorum! Gerçekten de öyle hissediyorum, özellikle de duygu yoğunluğu yaşadığım sıralarda. Beni desteklediğin için çok teşekkür ederim, umarım yazmamız daimi olur.

      Sil

Yorum Gönder