Türk Otakuların "Arka Bahçe"si

Dünkü iç karartıcı yazımdan sonra hem kendimi biraz neşelendirmek hem de geciken yazılar silsilesine bir başlangıç yapmak için bugün çok güzel yer hakkında bir yazı yazmak istedim. Kendimce onların reklamını yaparken, aslında içinde kaybolduğumuz anime-mangaların dünyasının bizim dünyamızda da bir şubesi olduğunu anlatmak istedim. Belki de birçoğunuz burayı biliyorsunuz, gittiniz ya da en azından adını duydunuz. Bende çok sevgili Alice sayesinden kendileriyle tanışmış oldum. Çok da memnun oldum. Çünkü artık ne zaman Beşiktaş'a gitsem uğramadan geçemeyeceğim bir yer var. Hem de en "mangalı"sından.

İstanbul'da oturup etinden, sütünden faydalanmamak olmaz. Her ne kadar bir İstanbul aşığı olmasam da avantajlarını kullanmamak israf olur. Bu yüzden bana ne kadar uzak olursa olsun, ilgimi çeken her yere en yakın zamanda gitme fırsatı kollarım. Alice'den İstanbul'da yaoi satılan bir dükkan olduğu haberini aldıktan birkaç gün sonra hemen yola koyuldum. Elimi koymuş gibi dükkanı buldum. Amacım, hangi yaoilerin olduğunu görmek ve hoşuma giden olursa almaktı. Ama şunu da düşünmeden edemedim: "Eğer yaoi varsa, kim bilir hangi mangalar daha vardır?" İşte heyecanımın bir yarısı da buradan kaynaklanıyordu. Mangalarla aram daha iyi olduğundan ve benim için elle tutulur kitapların yeri bambaşka olduğundan  dışarı çıkacağım bir gün Beşiktaş'a uğradım. Öğleden sonra okula gidip birkaç arkadaşımla buluşacaktım ve sabah bir saat erken çıkıp doğrudan Beşiktaş'a geçtim. Arabayı park edecek bir yer bakarken bir de ne göreyim: Büyük Beşiktaş Pasajı'nın otoparkı varmış! İçimden "Oh my god! çığlıklarıyla birlikte pasaja girmem bir oldu. En alt katta olduğunu sezgilerimle mi yoksa fotoğrafların vermiş olduğu etkiyle mi buldum, pek emin değilim. Ama gerçekten de elimi koymuş gibi buldum. İçeride bir çalışan dışında kimse yoktu ve bu sayede aptal sırıtışlarıma engel olmak zorunda kalmadan keyfimce yarım saat dükkanda takıldım. Genel olarak Marvel'ın hakim olduğu dükkanda mangaların sayısı azımsanacak gibi değildi. Şu anda animesi çıkan Gangsta, Prison School'dan tutun da klasiklerin arasında yer alan Fullmetal Alchemist, Vagabond, Death Note, Bleach, Sailor Moon'a kadar bir sürü manga vardı. İngilizce mangalarının yanı sıra, D&R'daki türkçeye çevrilmiş seriler de vardı. Hem İngilizce hem de Türkçe serilerdeki kalite farklılığı tamamen bizim kültürümüzün mirasını taşıyordu. Şöyle örnek vermem gerekirse, ingilizce olanların birçoğu Kanada'da vizmedia tarafından üretilmiş ve kapağından sayfalarına kadar kirli ellerle tutmaya kıyamayacağınız bir kalite akıyordu. Öte yandan, bizim Türkçe basılan mangaların çevirilerindeki hatalar ve sayfanın bir kısmının okunmayacak/görünmeyecek şekilde basılmış olması gibi hataları saymazsak, bize göre hiç fena değil-di. Geçmiş zaman, çünkü o İngilizce basımdakileri görünce Türkçelere bakmıyorsunuz. Yine de bu alanda daha çok ilerlememiz ve farklı yeni mangaların da Türkçe'ye basılmasını istiyorum ve içten içe destekliyorum.


Fotoğrafların birçoğu yamuk olmuş ama önemli olan mangalar :P


Burası da yeni gelenlerin yer aldığı bir bölüm. Yeni çıkan veya yeni gelen kitapları burada sergiliyorlar.



Elbette dükkana gidiş amacımı da tamamlamadan dükkandan çıkmak olmazdı. İçim içimi yiyordu ama bir türlü bulamadığım yaoi serileri sormak da biraz yürek isterdi doğrusu. Azalan vaktimle birlikte hıphızlı baktığım rafların her birinden ikişer defa geçtikten sonra yönümü kasaya çevirdim. Bir ne olsun? Kasadaki çalışan kaybolmuştu. Onun yerine kapıdan bana doğru gelen orta yaşlı bir adam gördüm ve ona burada çalışıp çalışmadığını sordum. Burada çalışıyormuş. Aramızda geçen konuşmanın devamı şu şekilde gerçekleşti:

Ben: Imm, yaoi veya yuri türünde mangalarınız var mı?
Adam: Yaoi veya yuri....
Ben: ...
Adam: Yaoi veya yuri...
Ben: ...
Adam: Valla olanlar burada işte. Burada yoksa yoktur!

Sonuç: Hayal kırıklığı.

Adamın mangayla ilgilendiğini hiç sanmıyorum. Yine de bu kendinden emin olmayış bana bir daha gelme sebebi yaratmıştı. Vagabond'un ilk cildini Manisalı'ya hediye etmek üzere aldım. (Çünkü Vagabond onun şeyhi.) Açıkçası ilk cildini almakla ona kötülük yaptığımı sanabilirsiniz. Ama öyle değil. Vizmedai'dan çıkan bu basımda bir kitapta üç cilt var ve yaklaşık olarak 600 küsur sayfa. Toplamda 12 cildi var, yani her ay bir tane alıp bir yılda seriyi bitirebilirim. Böylece Manisalı'nın Vagabond sponsoru olur ve yeni iş girişiminde ona destek olurum. Şimdilik hedef bu ama ileride ne olur bilmiyorum. Belki beraber tamamlarız seriyi. (bkz. Vagabond'un fiyatını hatırlayan arkadaş)

Vagabon'un ciltleri sürekli gidip geliyormuş. O yüzden 2-3-4. ciltleri eksik diye üzülmüyoruz.


Aynı hafta içinde tekrar yaoi manga olup olmadığını sormak için dükkana gittim. Adamların yakasına yapışıp "yaoi var mı, yok mu lan?" diye sorup onları korkutmak istemiyordum elbette. Ama öğrenmem gerekiyordu. Artık vatani görev haline gelen bu soruyu ne olursa olsun yapmak için kolları sıvadım. Challenge'ımın ikinci gününe denk gelen ikinci Arka Bahçe ziyaretim ise ne yazık ki beni yine cevabımı bulamadan döndürdü. AYNI ADAM VARDI!

Olacak iş mi bu şimdi? Oysa ilk gördüğüm, daha genç olan çalışanın -biraz olsa da- manga türlerini bildiğini umuyorum. Artık farz oldu. Bir kez daha gideceğim. Ama pek yakın bir tarihte olmayacağı kesin.

Bu son gidişimde okumadığım ama beğendiğim birkaç manga seçtim. Fakat fiyatlarının makul olmayışı bana ancak bir tanesini aldırabildi. Animesini çok beğendiğim Kotonoha no Niwa' nın mangasına rast geldim ve onu aldım. Garden of Words olarak çevrilen ve renkli birkaç sayfasıyla hemencecik bitirdiğim bu güzelim manga, animesiyle aynı hissi verdi ve iyi bir seçim yaptığıma emin oldum böylece. Ayrıca Old Boy'un mangasına içim erimiş olsa da yaptığım seçimden memnunum. Cidden.


Mangalarla ilgilenen herkes (muhtemelen herkes) bir kere aklından geçirir şu cümleyi: Büyük adam olunca satın alacağım bu serileri. Açıkçası ben daha büyük adam olamadım. Ama büyük adam olacak gibi de gözükmüyorum zaten. O yüzden harçlığımın boyutunu aşan bu mangaları almakta acele etmiyorum ama yavaştan nefsimi bastırıyorum. Zaten "hepsi benim olmalı" diye bir kaygım da yok. Sadece onlara dokunmak beni mutlu ediyor ve bu tip dükkanları gezince varlıklarının somut haliyle selamlaşıyorum gibi hissediyorum. O yüzden böyle başka dükkanlar biliyorsanız, bana haber verin. Olur mu? Yine Alice'in tavsiyesi olan (Ah, sen olmasaydın ben ne yapardım acaba?) Gon adındaki diğer bir dükkana da tatil dönüşü gideceğim. Şimdiden sabırsızlanıyorum doğrusu.

Bu arada fiyatlarını söyleyip gözünüzü korkutmak istemedim. Ama bu bir reklam değil (belki birazcık öyle), o yüzden olumsuz taraflarından da bahsetmeliyim. Vagabond'u (yanlış hatırlamıyorsam) 65 liraya, Garden Of Words'ü ise 44 liraya aldım. Bence de hiç makul değiller. Ayrıca her manganın arkasında kaç dolar olduğu yazıyor ama kendiniz çevirip "ha, şu kadar" deyip almayın. Çünkü kar payı da hiç azımsanacak gibi değildi. Örnek vermem gerekirse, Garden of Words yaklaşık 34 liraya tekabül ediyordu ama ben on lira daha fazla ödemek durumunda kaldım.

Ama gezmek bedava! O yüzden istediğiniz zaman bir uğrayabilirsiniz.
 Ayrıca dükkanın sitesini de veriyorum ama oradaki fiyatlar değişebiliyor ve her ürün sitede görünmüyor. Haberiniz olsun.

Ayrıca Alice'e yardımları için çok teşekkür ediyorum. O söylemeseydi, ben Arka Bahçe'nin varlığını hiç öğrenemeyebilirdim.

Yorumlar

Yorum Gönder