İş Görüşmesi, Ev Hanımlığı ve Geek Festival Avrasya

Hayat enerjimi kaybettiğim şu son günlerde birkaç şey beni yeniden deşarj etmeye başladı. Ve bugün bunlardan bahsedeceğim. Yani kişiselin dibi bir yazı olacak. Okumazsanız sevinirim.

Okuyor musunuz?

Tamam, hoşça kalın.
Görüşürüz.
Gittiniz mi?

Bu şekilde kendi kendime çok eğlendikten sonra konuya girebilirim. Öncelikle gerçekten bu yazının karman çorman ve planlanmamış bir iç dökme yazısı olduğunu belirtmek isterim. Üzgün filan değilim. Ama hayattan zevk aldığımı da söyleyemem. Sanırım challenge günlerimi özledim...

İş görüşmesi

Hayatımda ilk defa bir iş görüşmesine gideceğim. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok ve -ne yazık ki- kendime de çok güvenemiyorum. Güvenemememin iki sebebi var: Birincisi, yeterli olmayabilirim. İkincisi, tatilimin son günlerini yollarda geçirmek istememem. Elbette ikincisinin çok üşengeç ve tembel olduğumu kanıtlar nitelikte olduğunu kabul ediyor ve "ben buyum gardaş" diyerek noktayı koymak istiyorum. Ancak maalesef, öyle bir seçenek yok. Tüm bunları ikinci plana attığımızda ve iş bulmanın olumlu yanlarına bakarsak eğer, PARA kazanabileceğim! Bu hayatımda kazanacağım ilk para olabilir! (Olabilir, çünkü emin değilim. Önceden para kazanmış olabilirim, cidden hatırlamıyorum.)

Peki bu nasıl bir iş? Elbette gündelikçi tarzı bir iş olsaydı kimse elime su dökemezdi ve bende özgüven problemi yaşamazdım. Ne yazık ki, değil. Keşke olsaydı... (Ciddiyim, temizlik yapmayı seviyorum. Ama titiz biri değilimdir...) Vartolu arkadaşım (kendisi üst düzey bir sosyolog adayı ve altı dil bilen bir Alevi olarak kıvırcık saçlara ve kıvrak bir zekaya sahiptir), bu iş için aklına gelen ilk isim olduğumu söyledi ve paraya da ihtiyacım olduğunu bildiği için ilk bana teklif etti. Bende anında kabul ettim. Tabii, bu bir buçuk ay önceydi. İlk challenge'ımın son gününde beni"maillerine bakmıyor musun sen?" diye tekrar aradı ve çarşamba günü beklediğini söyledi. Bu çarşamba. Bir gün sonra yani! İlk başta para kokusuna atlayan ben, bu sefer yavaştan kaçmaya başladım. Sonuçta işi becerememek de var ve kimseye yük olmak istemem. Buna rağmen altından kalkabileceğimi söyleyerek beni beklediğini ve konuşmamız gereken konular olduğunu belirterek telefonu kapattı Vartolu.

Hah, işi anlatacaktım. Kentsel dönüşüm ile ilgili Türkçe ve İngilizce olan röportaj, söyleşi, video ve ses kayıtlarını temize geçirmek! Ne kadar kolay değil mi? Kulağa dünyanın en güzeli işi gibi geliyor! Cidden. Sonuçta tek başınıza çalışabileceğiniz ve dinleyerek yazı yazabileceğiniz, her ilkokul çocuğunun yapabileceği bir iş. Peki ben neden korkuyorum? Çünkü IELTS'te en EN DÜŞÜK NOTUM LISTENING idi. Daha iyi anlamanız için şunu da belirteyim, yabancı şarkıları bile ezberleyemeyen ve sözlerine internetten bakan biriyim ben. Gezi Parkı ile ilgili röportajı dinlerken nasıl not almamı bekleyebilirler ki?

Derin bir nefes alıp, aklıma tekrardan olumlu taraflarını getireyim: Akademik dilim gündelik dilden çok daha iyidir. Gezi Parkı ile olayları hocalarımdan dinlemekten gına geldi, yani en fazla kentsel terimleri kullanacaklar ki, bunlar da sosyolojik terimler içinde en kolaylarıdır. (Yok öyle bir şey! Yazar, kendini kandırıyor.)

Neyse. Çarşamba dedim ama perşembe de çağırabilirler. Daha belli değil. Ayrıca gittiğimde bir de deneme yapacaklar. Yani nasılım diye bakacaklarmış. Tavsiyesi olan? Özellikle bol bol iş görüşmesine gitmişlerden? Bu arada spor ayakkabı ve neon renkler giymeyi düşünmüyorum. Farkımı belli ederim böylece.

Yalova

İş görüşmesinin ardından tatile çıkılır mı? Hani işe alınmazsam, moralimi düzeltir diye hemen dört günlük bir yer ayarladım. Cumartesiden itibaren salıya kadar Yalova'da denize girer, plajda kitap okur ve yazın tek tatilini (Bosna sayılmaz) yapmış olurum böylece. Hem keyfim yerine gelir, hem de iş görüşmesi olmamış gibi davranırım. Hatta belki orada bir challenge yaparım: Bir günde 10 saat deniz içinde kitap okuma. 

Kulağa süper geldi birden! Dur ben bunu bir düşüneyim. (bkz. kafayı challenge'larla bozmuş insan)

Bu arada ilk defa Yalova'ya gidiyorum. Umarım denizi güzeldir.


Teras ve Ben

Gün geçmiyor ki, ev hanımlığına soyunmadığım bir gün olsun. Sadece temizlik ve çamaşır değil, yemek yapmaktan zevk alışım da beni gittikçe korkutmaya ve genç kızlığını yaşayamadan evlenmiş de ilk çocuğuna hamile bir kadın kabuslarıyla süslemeye başladı. Yine de ev yapımı limonata yapmak, fındık kavurmak veya köfte yoğurmak gibi işlerin hoşuma gitmediğini söylersem, yalan söylemiş olurum. Sanırım içimde ortaya çıkmayı bekleyen dehşet-ül vahşet bir ev hanımı yatıyor! (Sesimi duyuyor musun anne? Geri dönsen artık diyorum.) Fakat bu süre zarfında içimin eridiği tek bir şey oldu: Teras keyfim. Terasa olan aşkımı söylememe gerek yok sanırım. Bu aşkım sönmeye başladı. Artık onu ne temizleyesim geliyor, ne de halı serip üzerinde kitap okuyup film izlemek... Umarım yaz bitmeden ve ben yurda taşınmadan bu aşk küllerinden yeniden doğar. Böylece yılın son teras keyfini çıkartıp okula öyle dönerim.

GERİ DÖN EX-AŞKIM TERAS!


Chatbox 

Çok delice bir şey bu ya. Bilmeyenler için söylüyorum, hiç öğrenmeyin lütfen. İllet bir şey bu! böyle geceleyin salak salak gülmenize filan sebep oluyor. Tanımadığımız ama kırk yıllık arkadaş gibi birbirinize takılıp birbirinizle şakalaştığınız bir avuç dolusu insan. Böyle cıvık cıvık bir samimiyet duygusu sarıyor her yanınızı. Hele bir de aynı yerde iki-üç farklı muhabbet dönüyorsa... Sormayın halinize!

Şaka bir yana, zannederim ki, iki haftadır chatte takılıyorum ve acayip bağımlılık yapan bir olay. Nasıl bırakacağım, bilmiyorum; bırakmak istiyor muyum, onu da bilmiyorum. Ama bir saat takılmakla tadı anlaşılmıyor. Daha fazla takılınca da siz gidemiyorsunuz. Muhabbet yanlış anlaşılmalarla dolup taşıyor çoğu zaman. Fakat şundan eminim ki, farklı evlerde hatta bambaşka şehirlerde olan bir avuç insan ile aynı anda aynı şeye kahkaha atıyorsunuz. Bir yerde kahve içmeye kalksak bu kadarı olur mu, hiç sanmıyorum. Ama onu da isterdim doğrusu.

Yine de illet bir şey!

Japon Matsuri 2015

Geçen yıl Torucon'a giderek hayatımın en renkli ve narutolu gününü yaşamıştım. Açıkçası bir stanttan diğerine atlayıp cüzdanımı boşaltarak ve kameramın hafızasını bitirerek eve dönmüştüm. O kadar çok insanla tanıştıktan sonra, "Charlie'nin melekleri" diye (kardeşimle gitmiştik) anılmama sebep olan bu etkinliğe bu yıl gidemedim ne yazık ki. (Daha doğrusu varlığını unutmuştum. Küfredebilirsiniz) Ancak bu yıl farklı bir isimle ve ikiye ayrılmış bir etkinlik düzenlemişler. Adı da Geek Festival Avrasya. Tabii, ben bunu geç öğrendim ama siz çoktan biliyorsunuzdur belki de. (Ben yine de heyecanla anlatacağım.) İlk etkinlik haziranda Mimar Sinan Üniversitesi'nde oldu, bitti. Ama ikinci etkinlik 20 Eylül Pazar günü Baltalimanı Japon Bahçesi'nde yapılacak. Ondekoza davul grubu ve geleneksel çay seremonisinin yapılacağı bu etkinlik için şimdiden sabırsızlanıyorum. Eğer gelirseniz, etrafta bol bol fotoğraf çekip kardeşini çekiştirip duran ve insanlarla röportaj yapan kızı görmezden gelin. Aklı başından gitmiş veya Bakırköy'den kaçmış olabilir. Cosplay yapmıyorum ama yapanlara hayranım. Zaten yapmayan çok az kişi oluyor böyle etkinliklerde. O yüzden beni tanımanız daha da kolay. (İşte bu da, böyle bir anımdır.)
Gelirseniz, haberleşelim. Böylece daha kolay görmezden gelebilirsiniz. Ne giyeceğimi filan söylerim. Kırmızı karanfil bile takarım isterseniz.

Böyle saçma sapan bir yazıyı yazdığım için çok mutluyum. Şimdi gidip birkaç yazı daha yazayım. Bir dizi izlemişim, gidip onu yerden yere vurayım.

Hoşça kalın!

Yorumlar