Solgun Renklerin Öyküsü: Sarai-ya Goyou



Dün veda ederken bugün yepyeni bir anime ile merhaba diyorum. Dün gece bir şeyler izlemek istedim ama izlemekte olduklarımdan farklı bir şey olmasını istediğim için yeni bir animeye başladım. Çok sık yaptığım ancak genede tamamlayamadığım bir şey bu. Lakin bu sefer aklıma koydum ve tamamladım. İyi ki de tamamlamışım. Harcadığım vakte değdiğini düşünüyorum.

Geçen yıl HF ekibinin 4. yıl dönümünde ilk defa görmüştüm animeyi. Onların elinden izlemek istediğim için hemen indirmiştim ama izlemek yeni nasip oldu. Neredeyse 5. yıl dönümleri gelecek, ama ben hala çok arkadan takip etmeye çalışıyorum onları. Neyse. Benim gibi tarihi ve seinen animeler hakkında pek bir fikriniz yoksa belki size sıkıcı gelebilir. Bende izlemeyi planladığım için izledim. Ama işin içine biraz girince aslında bu tarzın tamda bana göre olduğunu anladım.

Kısaca konusundan bahsedecek olursam, kişisel bozukluğu olan çekingen ve kendi halinde bir samuray olan Masa, korumalık yapabilmek için iş ararken Yaichi ile karşılaşır. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve her bölümde Yaichi ile ekibinin geçmişlerini öğrendiğimiz bu anime de şahsen ben her karakterin hikayesini ayrı ayrı çok sevdim. Ekibi demişken, "Ne ekibi?" diye sorabilirsiniz. Tek cümleyle şöyle açıklayayım: Fidyecilikle para kazanan mert hırıszlar ekibi. Kendi içinde çelişkili ama çelişkilerin nasıl çözüldüğünü öğrenmek için animeye bir göz atın derim.

Karakterlere ayrı ayrı odaklanmanın yanı sıra bir araya geliş hikayeleri de animenin bütünlüğü sağlayan ana konu olarak son bölümde karşımıza çıkıyor. Parçaların en sonunda bir bütün halini aldığı ve nihayetinde büyük resme bakarken kendimizi bulduğumuz bu anime, başta her ne kadar sıkıcı olarak nitelendirilebileceğini söylesem de kendisini izlettirmeyi başarıyor benim gözümde. Açıkçası, çabuk sıkılan ve dizileri/animeleri yarım bırakmayı seven bir yapım var. Bu durumdan hoşnut olmasam da vaktimi çarçur etmemek adına bazen hiç olmadık dizileri/animeleri bile yarım bırakıyorum. Fakat, bu animeyi yarım bırakmak aklımın ucundan bile geçmedi. Gece başladığım bu animede,ilk beş bölümün çok akıcı gittiğini ve kalan bölümlere de öğleden sonra devam ederek bir günde bitirdiğim (muhtemelen) ilk anime olduğunu söyleyebilirim. Elbette bunda 12 bölüm olmasının katkısı da büyük oldu.

Spoiler vermemek için konusunu ayrıntılı açıklamak istemiyorum. Diğer özelliklerine değinmek istiyorum hemen. Normalde anime müzikleri dinleyen biri değilimdir. Sadece Tokyo Ghoulve Gekkan Shoujo Nozaki-kun' un müziklerini dinlerim arada sırada. Ha bir de Junjou Romantica. Yok ya, sanırım daha çok var ama cidden genelde müziklere takılmam. :D Sarai-ya Goyou'nun müziklerine pek bayılmadım ama dinletti kendini. Opening ile ending in bu kadar farklı tarzlarda olması da şaşırttı beni. Ama soracak olursanız en çok hangisi beğendin diye, kesinlikle fon müziklerini söylerdim. Bazen izlemekten çok dinlemeye odaklandığım anlar bile oldu. Müziğin yanısıra, çizimleri de çok hoşuma gitti. Başlarda çok çirkin bulmuştum. Kabul ediyorum. Ancak sonradan aslında çok farklı ve ilginç olmasıyla beni ele geçirdiğini fark ettim. Sırf çizimleri için bile başlanabilir. Ayrıca manzara sahneleri de çok güzeldi.


Baş karakterimiz Masa. Kendisi bir samuray olmasına rağmen kişilik bozukluğu olduğunu öne sürerek insanların onu küçük görmesinden çok rahatsız. Ancak Yaichi ve arkadaşlarıyla tanışıp kaynaşınca kendisini biraz daha iyi hissediyor. Bu karakteri muhtemelen zayıf bir yapısı olduğu için sevmiştim ama 12 bölüm boyunca saçlarından çıkan tellere gözüm hep kaydu. Bu yüzden arada geri sarmak zorunda kaldım. Bu arada her ne kadar zayıf desem de aslında kılıcı çok iyi kullanıyor ve bence çok da zeki biri.



 Bu karizmatik karakterimiz de Yaichi. Kendisi ilk görüşte fanı olabileceğiniz bir kişiliğe sahip. Hani kızlar onları reddeden erkeklere daha çok bağlanır ya, işte bana o erkekleri hatırlattı. Anime boyunca neredeyse herkes Yaichi'ye çok güzel bir yüzün var deyip durdu. Sadece kadınlardan bahsetmiyorum, erkekler bile. Oysa kimseye pas vermeyen Yaichi'nin gizemi de son bölümde (aslında herkes benim gibi önceden tahmin eder herhalde) ortaya çıktı. Çok havalı, zeki ve mert biri olduğunu da söylemeden geçmeyelim.




Baş karakterlerimizin yanı sıra Yaichi kadar havalı ve Masa kadar iyi kalpli yan karakterleri de var animenin. Ancak yazıyı daha fazla uzatmamak adına burada bitiriyorum. Sarai-ya Goyou'yu izledikten sonra kuytuda, köşede kalmış animelere olan sempatim arttı ve ilginizi çekebilir diye kendisiyle ilgili yazmak istedim. Neredeyse unutuyordum, son olarak söylemezsem pişman olurum diyeceğim bir şey var. Başlığı biraz açıklamak istiyorum. Bu animeyi izlerken içimden hep "neden herkes bu kadar solgun?" diye geçirdim. Muhakkak ki bunda kullanılan renklerin de etkisi vardı. Ancak asıl nokta, koyu pastel renklerinin hakim olduğu bu animede her karakterin ve olayın altından geçmişte yaşanılan fakat geçmişte kalmayan hikayeler çıkıyordu. İşte tamda bu durum size yazın balkonda esen hafif serinleten rüzgarın güzel hissini yaşatan bir anime. Belki biraz çerezlik, belki de doyumluk bir anime... Ama ağızda bıraktığı tattan pişman olmayacaksınız bence.

Umarım hoşunuza gitmiştir. Hoşça kalın!



Yorumlar

  1. Tarihi. Seinen. Samuray. Çete. İlginç çizimler ve fon müzikleri. Daha fazla anlatmana gerek yok. İzliyorum.
    Bu arada sanırım anime izleme konusunda bana benzeyen birinin bloğundayım. Ben de çoğu animeyi yarım bırakırım (Ama bu beni hep huzursuz eder.), 12. günlük animeleri bile 2-3 günde izlerim, müziklerini ara sıra açıp dinlerim ama çok takılmam...

    YanıtlaSil
  2. Son cümlen beni özetliyor adeta. Hazımsızlık çekmemek için uzun uzun çiğnemeye özen gösteriyorum anime konusunda. Özen göstermesem bile bir günde bitiremem, orası ayrı konu. Umarım seninde hoşuna gider. :) Ayrıca bende yarım bıraktığım için vicdan azabı çekiyorum. Cidden.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder