Bir Kahkaha Fırtınası: Gekkan Shoujo Nozaki-kun

Okul biteli bir ay dolmak üzereyken üzerimden hala atamadığım depresyon hali ile bilgisayarımın ekrarına rastgele çıkan her türlü filmi, diziyi, animeyi izlemeye başladım. Ancak ben ne kadar böyle söylesemde hiçbirini tam olarak bitiremedim/bitirmedim. Muhtemelen buradaki en büyük etken olan"plansız hiçbir şey izlememe" politikamın artık "izleyememe" alışkanlığına dönmüş olduğunu da ispatlamış olmam. Ancak bu alışkanlığı yıkan bu anime oldu. Yoksa geçen yaz daha yeni çıkarken "bunu kesin izleyeceğim" planımın etkisi olduğunu mu sandınız? Yok, yalan söylemeyeyim. İlk olarak o kendime vermiş olduğum söz, sonra da animenin beni kendine bağlayışı oldu.

Kendime dair gereksiz laf salatasından sonra asıl konuya geri dönebilirim. Animenin konusunu anlatmayacağım, çünkü bunu yapan bir sürü blog ve site var. Benim asıl anlatacağım şey, bende bıraktığı izlenim olacak. Çok nadir, bazı animeler dışında her animeyi (12 bölüm olanlardan bahsediyorum) 3-4 günden aşağı sürede bitiremem. Hem izlerken sürekli değiştirdiğim oturma/yatma pozisyonlarının verdiği bunaltıcı uyuşukluk, hem de heyecanı kaçıp ne anlattığını unuturum korkusu beni oldukça ele geçirmiş durumda. Bu yüzden Gekkan Shoujo Nozaki-kun'u da üç günde bitirdim. Açıkçası bitmesini pek istemedim de... Daha ilk üç bölümünü iftara bir saat kala izlediğim ve çene kaslarıma gülmekten ağrılar girdiğini göz önüne alırsak, beni ne kadar güldürdüğünü bir nebze betimlemiş olabilirim sanırım. İftardan sonra izlediğim iki bölümden sonra biraz oksijen almak için kalanını ertesi güne bıraktım. Nedendir bilinmez (aslında ben nedenini biliyorum da, neyse), ikinci gün altıncı bölümden başlayarak üç bölüm daha izlerken sıkıldığımı hissettim. Sanırım ana karakterlerin arasında "romantik" hiçbir şey olmaması biraz sinirlerimi bozmuştu. Yine aynı sebepten olsa gerek o günü üç bölümle kapatmıştım. Fakaaaat, ertesi gün mağrur mağrur kaldığım yerden devam ederken, yan odadan "yeter artık gülme" sesleriyle aslında haksızlık yapmış olduğumu anladım. Yalnız başıma otururken hiç bu kadar gülmemiştim sanırım. Ve finalin hatrına bana mini mini minnacık bir "romantizm" verdikleri için de ayrıca çok mutlu olmuştum.

Mangalara ve animelere ilk heyecanı geçtikten sonra seyircinin heyecan seviyesini düşürmemek için genelde yeni karakterler eklemeye bayılır bu mangakalar. Fakat bu anime sanki yeni karakterler üzerine kuruluydu. Doğrusu ben yeni karakter sevdalısı bir insan olmadığımdan (hatta ve hatta her zaman yeni karakterlere karşı ilk başta soğuk olurum) önce her gelene bir kup buldum. Yok efendim, onun saçı kırmızı. Yok efendim, bu ikisi birbirine çok benziyorlar. Yok efendim, bu kadın ne işe yaradı şimdi, diye şikayet ederken anime bana resmen tokat üzerine tokat attı. Çünkü her karakterin altından öyle samimi ve özgün kişilikler çıktı ki, ben bile hayran kaldım. Hatta favori yan karakterimi belirlemek için kendimle tartışıp durdum. Ama en sonunda kararımı verdim. İşte sonuçlar:



En sevdiğim yan karakter Wakamatsu. Uyku sorunu yaşayan Wakamatsu'nun, devası çok geçmeden Nozaki-kun'dan geliyor. Geliyor gelmesine de, anime boyunca Nozaki-kun'un buna tepkileri ve bir türlü açığa çıkmayan gizemi beni "acaba ne olacak" diye çok meraklandırmıştı. Neler oldu acaba diye siz de merak ediyorsanız, izleyin ve görün.



En çok güldüğüm karakterlerden biri de buydu. Kendisiyle ilgili öğrendiğim gizemden sonra zaten ipler kopmuştu. Başlı başına tam bir kahkaha sebebiydi. Ve başlarda kırmızı saçlarına çok gıcık olduğumu da söylemeliyim. Bu arada şunu da belirtmeliyim: çok güldüm ama gerçek hayatta görsem boğazına yapışırım dediğim bir kişiliği var.



Son tahlilde, en sevdiğim karakter Nozaki-kun oldu. Böyle bir tip ve kişilik hiç kimsede olamaz. Olsaydı güzel olurdu ama. :) Gerçek hayattaki olaylara da bu kadar gülsem, bilgisayar başına hiç geçmezdim sanırım. Ayrıca diğer baş karakterimiz olan Sakura da çok iyiydi. Hani böyle; tatlı, şapşal, kırılgan ama çok güzel olan sıradan shoujo karakterleri gibi hiç değildi. Böyle adam gibi kızdı. Kendine has bir sevimliliği olan bir kızdı. Ayrıca onun tepkileri de çok komikti. Nozaki'ye güldüğüm dediğim birçok sahnede sanırım Sakura'ya daha çok gülmüştüm. Çünkü çok gerçekti. Bazen karşınızda saf bir aptal gördüğünüzde verilen tepkileri süzgeçten geçirmeden veriyordu bu Sakura da. Onu sevmemin sebebi en çok buydu herhalde.




Son olarak uzatmalı ama ilk yazım olduğu için sıkıcılığını görmezden gelmenizi ve olabildiğince keyif almanızı isteyip yazımı burada noktalamadan önce genel bir yorum yapmak isterim. Romantizm ve shoujo diye kategorilendirmeden önce ağır komedi içerdiğini hatta ve hatta romantizmi pek göremeyeceğiniz bu anime, benim için kıtlıktan sonra ziyafet gibiydi. Belki de en çok, uzun bir aradan sonra anime izlediğim için çok beğendim. Ama sağlam bir anime olmasını da hiçbir şekilde göz ardı edemem. Kapatmadan opening sevenlere bir de şunu fırlatayım.


Hoşça kalın!

Düzeltme: arkadaşlar bu anime shoujo değilmiş. Yaptığım bu kocaman hatayı böylesine komik bir şekilde özür dileyip hiçbir şey yokmuş gibi devam edemezdim. Lütfen kusuruma bakmayın ve beni düzelttiği için de Gurakawa Yuu'ya teşekkürü borç bilirim.

Yorumlar

  1. Çok güzel bir izlenim yazısı olmuş!
    Herkesten gelen "iştah açıcı" eleştiriler bu animeyi izleme isteğimi arttırıyor (Özellikle karakterlerin orjinalliği hakkındaki yorumların... Çünkü özellikle shoujo animelerin ne kadar orjinal karakter eksikliği çektiklerini biliyoruz.) Ancak kız lisesine giden biri olarak kendime koyduğum bir kural var: "Asla shoujo anime izleme" ve bu kuralın lise hayatımın sağlığı (Kalan sağlığı yani...) bakımından önemli olduğuna inanıyorum.

    YanıtlaSil
  2. Kendi kurallarını çiğneme. Özsaygın her şeyden önce gelsin. Bir anime izlemedin diye (hele ki bu animeyi) bir şey kaybetmezsin. Belki bir şey de kazanamazsın ama kendinden bir şey kaybetmezsin. O yüzden kurallarına bağlı kalmanı saygıyla karşılıyorum. Üstelik tüm yazılarımı okumuş olduğun için teşekkürler! Üstüne bir de yorum yapmışsın. Hem de benim gibi yorum yapmaktan aciz olan birine. Okuyan gözlerine ve yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Bloğunu henüz keşfetmiş biri olarak merhaba. Bir aydan fazla zaman geçmiş ama düzeltmek istediğim küçük bir şey var. Bu anime anime shoujo değil, shounen. İlk başlarda ben de ismi yüzünden klasik bir shoujo zannetmiştim ama gülmekten karnım ağrımaya başlayınca ve biraz göz gezdirince shounen olduğunu öğrendim. (son cümleye gerek yoktu, evet)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana da merhaba. İşte tamda bu nokta benim bakmaya üşendiğim ve üşengeçliğimin sonucunda senin beni uyarıp bilgilendirdiğin nokta olmuş. Çünkü bana da shoujo gibi gelmemişti ama biri shoujo dese, doğrudur deyip geçerdim herhalde. Bilgilendirdiğin için teşekkür ederim ve bu sayede bende senin bloğunu keşfetmiş oldum. Ayrıca tanıştığımıza da memnun oldum. :)

      Sil

Yorum Gönder