Unutulan O His

Aşkın her zaman duygularla ilgili olduğunu ve mantığın saf dışı kaldığını düşündüğüm bir zaman olmuştu. O zamanlarda dünyası küçük, kalbi büyük, iyiden öte saf bir insandım. Ama insandım. En azından ben öyle düşünüyorum...

Birilerinin bir şeylere, bir yerlere, birilerine, bir ideolojiye, bir düşünceye/fikre aşık olabileceğini savunduğum ve desteklediğim zamanlardı. Şimdi de öyleyim. Ama bu duyguyu hatırlamam için geçmiş zaman kipiyle konuşmak zorundayım. Kendime ne olduğumu tekrar ve tekrar hatırlatmak için bu yazıyı yazıyorum çünkü.

Aşkın ne olduğunu kitaplardan ve filmlerden öğrenmiş, kendimce yaşamıştım. Şiirler yazmış, geceler boyu ağlamış ve hayatımın en büyük deliliklerini yapıp risk almayı öğrenmiştim. Belki de o zamanlar "aşk"a aşık olmuştum. Aşık olduğuma inandığım için yapmıştım bunları. Şimdi "pişman mısın?" diye sorsan, asla derim. İyi ki bunları yapmışım. Ne zaman "aşk"a aşık olsam bunları yineledim. Hiçbir zaman bıkmadım. Ama zamanla etkisi azaldı ve tepkisiz kaldım. Aşık olduğumu bile anlayamacağım bir hale geldim. "Aşk"tan usanmış, yalnızlığıma kavuşmuştum. Bana en çok yakışanın bu olduğunu düşünmeye başlamıştım. Çünkü insanlara değil o hisse aşık olduğumu görmüştüm. Bayağılaşmış kişiliklerden uzak durmak ve yıpranmamak için kendi kendime yetebilmeye başlamıştım.

Art arda iki paragrafın böylesine çelişkilerle dolu olması, az biraz kişiliğimin de çelişkili olduğuna dair ipucu verir değil mi? Verdi sayıyorum ve devam ediyorum.

Bir süredir düşüncelerini merak ettiğim insanlar var dünyamda. Kendilerini tanımıyorum. Kaç yaşında olduklarını, kız mı erkek mi olduklarını ya da ne işle ilgilendiklerini bilmiyorum. Çok garip. Bunu garipsiyorum. Çünkü bu duyguyu geride bırakalı bir yıldan fazla oluyor. Riri'yle tanıştığım zaman yani. Ama ben unuttuğumu yeni fark ediyorum... Riri'yle başlayıp yokluğuyla unutulan başkasının varlığıyla geri dönüyor şimdi.

Bir insana aşık olmaktan öte bir duyguya, o hisse aşık olmak benim "aşk"tan anladığım şey. Belki de bu yüzden kimseyi aramıyorum. Ne geceler boyunca beni ağlatanları, ne de beni Allah'a yaklaştırıp dualarımdan eksik olmayan adları... Hiç kimseyi aramıyor, yüzünü görmedikçe kimseye hal hatır sormuyorum. Ne bir arkadaşıma ne de "sevdiğimi düşündüğüm" birine. Ve şunu görüyorum. Ben böyle güvendeyim. Evet, belki daha az mutlu ama daha uzun ömürlüyüm. Kendimi yıpratmıyorum. Fakat bir şeyi unutuyorum. O hissi. O his artık yok.

Bu kadar duygusal bir yazı yazmak istemiyorum. Olabildiğince ince esprili ve zeki yazılar yazıp kendimi okuduğumda gülümseyip kahkahalar atmak istiyorum. Ama olmuyor. Ben, ne ince esprili, ne de zekiyim. Okuduğumu ezberler, duyduğuma inanırım. Her zaman değil ama, ara sıra. Pek düşünmem. Ve bunun için emek harcamamayı da öğrendim. Önceden düşünmemek için çok uğraşıyor, kendimle savaş veriyordum. Ama artık bunu da başardım. Kendimi tebrik ederim. Aferin bana!

Kısa kesip yazıya başlama sebebime geçmek istiyorum artık. Daha yeni başlıyorum anlayacağınız. Merak etmeyin, kısa sürecek. Bir süredir ne düşündüğünü ve ne yazdığını merak ettiğim insanlar var. Aynen öyle. Tahmin ettiniz değil mi? Evet. O hisse yakalandım galiba. Aşık olmuş olabilirim.  Bu insanlar, benimle aynı düşünce sistemine sahip olmayan, hiç görmediğim ve en önemlisi çok az ortak noktamın olduğu ama bir sürü zıt görüşümüzün olduğu iki insandan oluşuyor. İkisininde önce bloglarıyla tanıştım, sonra da kendilerini tanımaya çalıştım. Yaşamak için umut, hayal kurmak için cesaret, okumak için yeni dünyalar bahşettiler bana. İlham oldular. İlham olunmak için değil. Bir yol bulabilmem için.

Yavaş yavaş Riri'den bahsetmeliyim sanırım. Kendime yani. Yoksa bu blogda beni kimsenin okumadığının gayet bilincindeyim. Hayır, yanlış anlaşılmasın. Okunmak da güzel. Ama okunduğunu bilmeden yazmak ayrı bir güzel. Okunuduğunu bilerek yazmak ise... Daha onu tatmadım.
Evet, Riri diyordum. İlk adımı atan ve attığı gibi de beni ele geçiren biri, nasıl olur da dünyamdaki kalıpları yıkıp beni kendimle barıştırdı bilmiyorum. Doğrusu, bazı tahminlerim var. Mesela beni hiç yadırgamadı. Olduğum gibi kabul etti. Aramızdaki farklılıkları avantaj olarak gördü ve beni kendisiyle eşit tuttu. Onu incitmemek için nazik davrandığımda o da benim kırılgan yapıma aynı şekilde davrandı. Bana inandı. Güvendi. Kendini açtı. Sanırım bende ona...

Her insanın vardır bazı sırları. Ama o benim bilmediğim sırlarımı bile ortaya çıkardı. Nasıl biri bu böyle? Beni kendimle yalnız bıraktığında ona kızdığım zamanlar için pişman olmamı sağlayan biri. Ben yalnız kaldığımda aslında o benden beş kat daha yalnız kalmıştı. Çünkü benim hayatımda birkaç rolüm vardı. Roromiya rolümü kaybetmiş olsam bile daha nice rollerim vardı. Oysa o rol kesmeden yaşıyordu. Gerçekti, Senaryoya ihtiyaç duymadan doğaçlama yaşıyordu hayatı.

İşte bu hissettiklerimi bir kez daha yaşadım şu son günlerde. Belki aynı şiddette değildi depremim. Değildi. Kesinlikle aynı şiddette değildi. Ama anımsattı yine de. O iki insanı ve bloglarını burada yazmayacağım. Bu aşkı kendime saklayıp reklamlarını yaptığımı ve/ya onları övdüğümü düşünmelerini istemiyorum. Sadece yaşadığım hisleri bir nebze anlatmak ve bloğu öksüz bırakmamak için yazdım bu yazıyı da. Normal şartlar altında Bosna-Hersek yazımı yazacaktım ama bugünü bu yazıyla hatırlamak istedim. Bugün özel birisiyle tanıştım. O ikisinden biriyle. Daha doğrusu, tanışmadığımız bir tanışıklığımız oldu artık diyeyim. Umarım büyü bozulmaz. Çünkü bu hissi unutmak istemiyorum.

Yorumlar

  1. Tüm yazılarını bir çırpıda okudum ve yorum yazmak için durmasam daha hızlı okuyabilrdim ama hepsi hakkında bir şeyler demeden yapamadım çünkü uzun zamandır bu kadar etkileyici bir blog okumamıştım. Gerçekten. Hem kalemin çok iyi hem de anlattıkların. Yazımından ötürü olsa gerek, ne demek istediklerim hemen anlaşılıyor, dahası benimseniyor. Sanırım ilk okuyucunum (Ve kimsenin okumadığını düşünürken yazmanın ne kadar özgür hissettirdiğini biliyorum ama birilerinin okuduğunu bilerek yazmanın da ayrı bir çekiciliği var ama bundan hoşlanmazsan ya da bu muhteşem yazımını etkilerse fare kadar sessiz ve hayalet kadar görünmez bir okuyucu olabileceğimi belirtmek isterim, bir şeyler söyleme isteğimi bastırmak biraz zor olacak ya olsun, buna değer!) ama eminim daha fazla okuyucun olacaktır çünkü gerçekten çok iyi yazıyorsun.
    Modern çağ kasidesinin (Kaside kelimesinin üstü çizili çünkü tabii ki bunun kasideyle alakası yok, (Belirtmek istedim, zira divan edebiyatına bu saygısızlığı yapamazdım.) sadece yılışıklığımı mizahla örtmek istedim.
    Normalde "aşk" konulu yazılardan uzak dururum ama tüm yazılarını hayranlıkla okuduğum (Hala devam ediyorum.) bir bloğun yazısını pas geçemezdim, iyi ki de geçmemişim, çünkü aşk hakkında okuduğum en... Ummm... Dürüst yazılardan biriydi bu. Çoğu kişinin aşka aşık olduğu doğru. Ama her insanla yaşanmaz ve/ve ya her insanla aynı şekilde yaşanmaz bu. Dolayısıyla "kişi"nin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de ben hemen senin "aşk" diye adlandırdığın hissin büyüsüne kapılıp güvenliğin kollarından tereddütsüz kurtulurum. Küçük bir ara not: Şu anda seni çok iyi anladığımı ve dolayısıyla senin de ne demek istediğimi anlayacağını varsayarak yazıyorum bunları. Eğer hiçbir şey anlamadıysan gayet normal. Kusura bakma.
    Bugüne dek pek çok şey için yazdığıma inandım ama "unutmamak" için yazdığım kısa bir süre önce aklıma geldi. O his sayesinde. Sanki yazmak onu biraz daha uzun saklamaya yardım ediyor gibi değil mi?

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle! Yazınca sadece bloğa ya da deftere yazmıyorsun. Cümlelere döktüğün için kalbinde ve aklında da o şekilde kalıyor. Ben bugün senin için bir duygu fırtınası yaşadım. Ama bunları yazmasaydım bugünü sadece "mutlu oldum" diye de hatırlayabilirdim gelecekte. Oysa şimdi hissettiklerimi tam yansıtamasam bile farklı bir şeyler hissettiğimi biliyorum. Ve bu yazıyla kendimi kendime biraz daha netleştirdim. İşte tam da bu yüzden yazmak güzel şey. Kendini anlayabilmek için.

    Okuman çok hoşuma gitti ama yazman daha da hoşuma gitti. Bu yüzden istediğin gibi davranabilirsin. Yorum yazmak istiyorsan yaz, karşı çıkmak istiyorsan karşı çık, küfür etmek istiyorsan küfür et. Bu blogda herkes özgür. Uzlaşamasak bile herkese saygım sonsuzdur.

    Kişiden kişiye fark ediyor. Bu konuda sana hak veriyorum. Ama ben artık bu konularda çok üşengeç davranıyorum. Teklifleri geri çevirip doğal şeyler arıyorum (Çok teklif almadım ama herkesi birey olarak gördüğüm ve duygularına değer verdiğim için önemsedim.) Sonuç olarak, kendimi hayatın akışına bırakmış vaziyetteyim.

    Her şey için teşekkürler! Platonik aşkımın karşılık bulması gibiydi yorumların. O heyecanı ve samimi yüreğini hissettim. Seni anlıyorum. Belki biraz yanlış ama yine de anladığımı düşünüyorum. İnsan bile kendini anlamakta zorluk çekerken, benim seni anladığımı düşünmem bence kayda değer. Umarım sence de öyledir.
    Ayrıca yazılarını sindire sindire okuyorum. Bu nedenle teker teker, her gün biraz vakit ayırarak ve yarınlara da bir şeyler kalmasını sağlayarak okuyorum. Hem ilham alıyorum hem kendimi buluyorum. Ama en çok seni tanıyorum. Ve kötü bir alışkanlığım var. Üzerinden zaman geçen hiçbir yazıya yorum yazmıyorum. Sadece günceldeki ve yeni yazılara yazarım ne yazık ki. Üşengeçlikten çok anlamsız olduğunu düşündüğüm için. Bu yüzden birçok yazardan laf yemişliğim vardır. Kusuruma bakma lütfen.

    Bir kez daha, her şey için teşekkür ederim! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüm yanıtlarını okudum ve tümüne yanıt yazmak istiyorum ama 1- Seni yanıtlama zahmetine sokmak istemem ve 2- Sağ kolum uyuştu. Geç anladım ama tamamen eminim: Sen howtohuganelephant bloğunun sahibisin. (İyice emin olmak için sonuna bir "değil mi" ekliyorum.)
      Beni anladığını düşünüyorum çünkü seni anladığımı düşünüyorum ve bence de bu kayda değer. Kesinlikle kendini yorum yapma zorunluluğunda hissetme. Eski yazılara yorum yaparken insanın "demode" hissetmesini anlayabiliyorum. İnan ki bugün bana hissettirdiklerin fazlasıyla yeterli. Ben de tekrar çok teşekkür ediyorum!

      Sil
    2. Evet, ben o bloğun sahibiyim. :) Demode tanımı tam isabet oldu. Ayrıca ben tüm yorumların cevabını buradan aldım. Hiçbir zaman da kendini cevap atma zorunluluğunda hissetme. Okumuş olman bile yeterli, cevap ya da yorum yazmasan da olur. :) İçinden geldiği gibi...

      Sağ kolun içinde geçmiş olsun. :)

      Sil

Yorum Gönder