"Anlaşılamamak" Üzerine Anlaşılmaz Bir Yazı


Bir blog açmak aklımda yer edindiği zaman, tahmin ediyorum ki ben en çok cezbeden şey, içimde yaşadıklarımı gerçek hayatta anlatamadığım kimselere ve/veya bir şekilde dışarıya atma/kusma fikri olmuştu. Her insan içinde bir şeyler saklar. En konuşkanımızın bile söyleyemediği, saklamayı tercih ettiği, istemese bile toplum ahlakına uymadığını düşündüğü için söylememeyi tercih ettiği bir şeyleri vardır diye umuyorum. Ama benim gibiler için, bunlar “bir şeyler” değil. Ben bir şeyleri insanlara anlatırım, ama bir çok şeyi içimde yani düşünce dünyamda kalmasına itinayla özen gösteririm. Her ne kadar toplumsal ahlakı yıkan düşüncelerim olsa da, bunları “muhtemelen” toplumsal ahlakın ateşinden korktuğum için de açığa çıkartmamayı yeğlerim. Kısacası, evet ben bir korkağım. Korktuğum şey kabul edilmemek, kötülenmek değil. Korktuğum şey, yıkılmak.

Sanıyorum ki bunun nedenini kendi içimde şöyle açıklayabilirim: İnsanların düşüncelerime anti tez üretip onları geçersiz hale getirme ihtimali. Böylece beni ben yapan düşüncelerim bir yıkıma uğrayacak. Evet. Tam olarak korktuğum şey bu. Ancak; hayatım boyunca saklamak, gerçeklerden kaçmak ve yaşadığınız gerçeği nefes aldığınız her an boyunca figüran misali sahnenin dikkat çekmeyen yerine koyup oynatmak bir zaman sonra yorucu ve kendini açığa çıkartamamanın vermiş olduğu bıkkınlıkla size yük oluyor. Ve ben artık bu yükü sırtımda değil, bloğumda taşımaya karar verdim.

Bu bloğa uzaktan bakıldığında, 20’lerinde bir kızın  “boş zamanlarında” yaptığı anime-film izleyip okuduğu manga ve kitapları kendinde bıraktığı etkilere göre yorumladığı bir blog olarak görebilirsiniz. Ancak burada, (gerçekten ama gerçekten) kimseyle bu tür şeyleri konuşamadığım için içimden geldiği gibi yazdığım konusunda emin olabilirsiniz. Ayrıca bu kitaplardan, filmlerden, animelerden, mangalardan ve belki başka şeylerden de doğan fikirlerimi insanlara açıp anlaşılamamaktan ya da anlatamamaktan dolayı yaşayacağım hayal kırıklığından bu şekilde kurtulmayı düşlüyorum. Bunu çok yakın bir zamandan annemle aramda geçen bir diyalog sayesinde anladım.

Şöyle özetleyebilirim, “Modernization and Social Change” adındaki bir dersim için ders konularıyla bağlantılı olmak koşuluyla bir ödev hazırlamakla yükümlüydüm. Fakat, ödevi final zamanlarına bırakıp telaşa getirmiş ve çok baştan savma yapmıştım. Buna rağmen ödevden 100 almıştım(!). Nasıl olduğuna ben bile şaşırıyorum. Çünkü arkadaşlarımın birçoğu 10-15 sayfa civarı ödev hazırlamışken ben 4 sayfalık bir ödev teslim etmiştim. Dar bir vakte bıraktığım içinde aklıma gelen ilk konu ve benimde en çok okuyup ilgilendiğim konu olan queer theory dediğimiz türkçesi eşcinsellik teorisi olarak çevrilen (ama kuir olarak da karşınıza çıkabilecek) çok basit ama bir o kadar da kaçındığımız bir konu olarak bilinmesi beni daha çok içine çekiyordu. (Not: Adında eşcinsellik olması teorinin sadece bu konuyla ilgili olduğu gibi bir yanılsamaya düşürmesin. Sadece çıkış noktası bu.) Bu konuyu eşcinsel Müslümanlar üzerinden çok kısa anlatmıştım ve anlatmak istediğim birçok şeyi derinlemesine anlatamayıp, vurgulamak istediğim noktaları ile yüzeysel bir ödev yapmış olduğum halde, sevgili hocamın demek istediklerimi anlayıp ona göre notumu vermiş olduğu kanısındayım. Diğer türlü, hiç kimse o ödeve 70’den fazla bir puan biçmezdi. Yine lafı uzattım. Asıl konumuza geri dönersek, anneme ödevimde aslında demek isteyip diyemediklerimi açıkça anlatma çabasına girdiğim duygusal bir ânımda, beni anlamaya çalışırken aslında hiç anlamaması ile nasıl kahroldum bilemezsiniz. Belki bu tür konuları konuşacağınız ilk kişi anneniz değildir, yani ben bu noktada hatalı olabilirim. Ama anlayacak insanlarla konuştuğunuzda, yeni bir şey söylemeyecek ya da onun için tekrar etmiş olmaktan öteye geçemeyeceksiniz. Bende -tam bu yüzden olmasa da- bir hışımla konuyu anneme açmıştım. Onun aklında kalan kısım ise, ödevden 100 almış olmam ve “Müslüman eşcinseller de varmış demek ki” düşüncesi oldu şüphesiz. Yoksa bana boş boş bakmasının başka bir anlamı olamaz. Yine de onu seviyorum. Beni dinlemişti.

Sanırım "anlaşılamamak" dünyanın en acı gerçeği. Kimseye derdini anlatamıyorsun. Anlatsan bile ne anladıkları çok meçhul. Bunun en güzel örneğini az önce gördüm. Dün gece Haruki Murakami’nin Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında adlı kitabını okudum. Murakami’nin okuduğum ilk kitabıydı. Ve bana neler neler anlattı. Kitaptan o kadar büyülenmiştim ki, “acaba benim fark etmediğim ama diğer insanların gözüne çarpan başka şeyler var mıydı” diye sordum kendime ve bu merakla internete yazdım. Belki ben çok abarttım, bilmiyorum. Ama bir blogta Murakami’nin diğer kitapları gibi sonu tatmin etmeyen ve kafada birçok soru işareti bırakan bir kitap olduğu yazıyordu. İşte bu; herkesin ne kadar farklı gözlerle baktığını destekleyip kitabın içinde geçen “başkasının hayatını etkileyememek” fikrini çürütüyor. Zaten kitap da bu fikri çürütme üzerine. Bence...

Kitapla ilgili bir yazı yazmayı çok istiyorum. Belki anlaşılamayacak, ama olsun. En azından ben neler anlamışım onu bir görmek istiyorum. Şimdilik bu kadar. Karman çorman, ama ilaç gibi bir yazı oldu. Çormanlığı size, ilacı bana oldu.


Hoşça kalın!

Yorumlar

  1. Yazdığın her cümlede beni benden aldın Roro-san (üzgünüm) ama Murakami dediğin an, işte o an, bir çizgi film karakteri olsam gözlerimde yıldızlar belirirdi.
    Not: Murakami hayranı mısın yoksa yeni mi bulaşıyorsun bilmiyorum ama daha önce okumuşsan biliyorsundur ki tüm kitapları tam olarak öyle hissettiriyor, yani herhangi bir kitabını dünyadaki herkes okusa herkes başka bir şey çıkarabilir çünkü her türlü şey çıkarabilir ama kitapları iyi yorumlayan hiçbir Türkçe kaynak bulamadım, sen yorumlarsan çok mutlu olurdum! *-*

    YanıtlaSil
  2. Murakami'ye yeni başladım. Fakat hayranı oldum bile. Ama çok uzun zamandır aklımda olan bir yazardı. Açıkçası yazı biraz geç gelir (Çünkü araya bir seyahat yazısı girecek) ve tam anlamıyla her şeyi yorumlayamayabilirim ama elimden geldiği kadarını yapacağım. Son olarak, "herkes başka bir şey çıkarabilir" sözüne katılıyorum. O yüzden çok büyük bir beklenti içinde olmanı istemiyorum. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder