19 Mayıs 2017 Cuma

Aşk, Ölüm ve Diğer Önemsiz Şeyler Üzerine...

Geçen gün kız kardeşim bana "Sen aşık olamazsın," dedi.

Ben de "Biliyorum," dedim.

Biliyorum ama bilmek istemezdim aslında. Bilmiyormuş gibi yaşamak isterdim. Bazı şeyleri bilmek hayatı sıkıcı hale getiriyor.

Kendimi hep 16-17 yaşımdaymış gibi hissediyorum. Hala ağlamaya ihtiyacım var. Hala kahkaha atmaya ihtiyacım var. Ve hala ikisini bir arada yapmaya ihtiyacım var. Genç olmaya, heyecan duymaya, çılgınca düşünmeye ve istediğim gibi hareket etmeye... Hala hayatımın son günüymüş gibi insanlara onları sevmediği ve onlarsız yapamayacağımı söylemeye ihtiyacım var. Hala bunlara ihtiyacım var.


Geçenlerde çok yakın bir arkadaşım abisinin rahatsızlandığını öğrendim. Ciddi bir rahatsızlık. Çok şaşırdım. Hala da şaşkınım açıkçası. Neye şaşkın olduğumu ise bilmiyorum. Hep güzel haberler almaya alışık olduğum için belki de, böyle bir durumun var olabileceği beni çok etkiledi. İlk defa başıma gelen bir şey değil, ama unutmaya yüz tuttuğum bir şeydi. Elle tutulan dertlerin böyle bir yanı var işte. Geçerliliğini her zaman koruyan, her zaman kabul gören ama hiçbir zaman kanıksayamadığımız şeyler. Mesela okul yüzünden depresyona girmemiz bile daha az gerçek ve daha az elle tutulur. Aralarındaki en büyük fark da; biri biz merkezli, diğeri kader/kosmos ya da adına artık her ne derseniz ondan çıkıyor. İçimizde olan ama bizle sınırla kalmayan bir şey. Hayatın olmazsa olmazı ama olduğunda olağanüstü hâle girdiğimiz bir durum. Çok garip...


Bir başka garip olay daha yaşadım. Lisans hayatımın son finalinden 99 aldım. En sevdiğim hocam, en güzel ders ve en keyifli sınıf ortamı ambiyansıyla o dersi epey sevmiştim. Sanırım gecikmeli bir 1 Nisan şakası. 70 veya 100 almış olsam ne bu kadar kafama takardım, ne de sorgulardım. Ama 99 olması bende bir sorun oldurduğunu düşündürdü. Ya düşük vermemek için ya da 100 verip fazla sevinmemem için bir puan kırdı. Nedenini söylemesini çok isterdim. Muhtemelen asla öğrenemeyeceğim ve yıllar sonra bile lisans hayatımın en unutulmaz gizemleri arasında hatırlayacağım.


Kendimi geçen yazdan kalma bir rahatlık içinde buluyorum birkaç gündür. Hala teslim etmem gereken makaleler, endişelenmem gereken olası başvurular, ziyaret etmem gereken insanlar olsa da, hayatta tek ben varmışım ama tüm dertlerin de tek sahibi de benmişim gibi hem rahat hem rahatsız hissediyorum. Elimi vicdanıma koymadan da boğabiliyorum kendimi ve bu yılın sonunda ölecekmişim gibi dinlendiriyorum zihnimi. Oysa yaşamak isterken ölmeyi düşlemek ve ölmekten kaçarken yaşamı suçlamak arasında bir yerlerdeyim. Ama aslında en sevdiğim, hep olmayı arzuladığım ve bitmesin diye gün saydığım yerdeyim. Bekleme salonundayım. Bir sonraki iş, okul, seyahat vizesi haberi gelene kadar, ben buradayım.




4 yorum:

  1. "Oysa yaşamak isterken ölmeyi düşlemek ve ölmekten kaçarken yaşamı suçlamak arasında bir yerlerdeyim."
    Pek çok alıntılamak istediğim cümleleriniz var.
    Yine kahkaha atıp, yine ağlamak, hatta ikisini bir arada yapmaya benim de ihtiyacım var. Ancak dediğiniz gibi, 'bekleme salonundayım'...
    Kaleminize sağlık, efendim!..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Bazı hisleri tarif edebilmiş olmak gerçekten tatmin edici. :)

      Sil
  2. Çok güzel cümleler seçmissin.Hayranlikla okudum.Evet bazen istemesen de sana biçilen hayatı yaşamaya zorlanır,yaşamak istemediğin de ise hayat tarafından dışlanırsın.Malesef...

    Yaşına göre çok ağırsın bence.OLMA...ağırnolan sadece hareketlerin olmaz cnkü yaşamda,nefes de ağır gelir zamanla.💕

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz de çok güzel yazmışsınız. :) Ağır olmamak elimde olan bir şey değil ama. Nasıl desem, yaradılışım böyle gibi daha çok. Yorumunuz için çok teşekkür ederim, hep dikkatle okuyup incelikle yorum yapıyorsunuz. :)

      Sil