22 Haziran 2017 Perşembe

Uzatmaları Oynayabilecek Miyim?

İki gündür acayip sinirliyim. Daha doğrusu genel ruh halim sinirli değil, gün içinde bu siniri ediniyorum. Ne zaman dışarı çıksam, ne zaman arabaya binsem, ne zaman kendi doğrularımla yaşamaya çalışsam dışarıdan birileri müdahale eder oldu. Uzun zamandır bunu hiç bu kadar iliklerimde hissetmemiştim. Bu şehir beni ruh hastası edecek.

İstanbul'dan çekip gitmek, sadece kendime bağlı bir düzen oluşturmak ve huzura kavuşmak istiyorum. Herkes bir şeyler istiyor tabii. Ama sanki ben isteyince bunlara ulaşmak imkansız gibi geliyor. İmkansızı mümkün hale getirmek için de bin bir tilki kafamda dolaşıyor aslında. Ama yine de çekip giderken arkamda kalacak olan kimseyi üzmek istiyorum. Kimseye umut vermek istemiyorum geri döneceğime dair. Sadece önüme bakmak ve kendi tekdüzeliğimde yaşamak istiyorum. 

Evet, çok şey istiyorum. Çok şey istediğimi de biliyorum. Ancak Sabancı'nın mülakatından sonra içime bir kurt düştü. Mülakat o kadar kötü geçti ki, beni alacakları varsa bile almaktan vazgeçmişlerdir, diye düşünmeden edemiyorum. Umarım beni şaşırtırlar. 

12 Haziran 2017 Pazartesi

Miyazaki Günlükleri

Uzun zamandır temalı bir yazı yazmıyordum. Daha doğrusu uzun zamandır kendimden başka bir şeyle ilgilenmediğim için herhangi bir konuya dair de vakit ayırmıyordum. Ancak farkında olmadan şu bomboş günlerimde bir düzenim oluştu. Bu düzenin içinde de her gün bir filme başvurma alışkanlığı kendine yer buldu. Tabii ki bu, sahur vaktine kadar rehavet çökmemesi için bir arayışın sonucu olarak doğdu ilkin. Sonra da sonunu getirmek adına iradenin ve keyif düşkünlüğünün neticesi olarak son buldu. Aslında iyi ki de olmuş diyorum. Çünkü bir daha bu kadar boş vakit bulup da böyle zevk alarak film izleyebilir miyim, hiç bilmiyorum. Peki ne oldu tam olarak? Şöyle anlatayım.

Genel olarak zor film seçen, seçtiğim zaman da beğenmezsem kolay vazgeçen ve filmin başına oturmayı uzun soluklu bir iş olarak gören biriyim. Dolayısıyla bir serinin kendi kendine başlamış olması benim daha objektif olmamı ve beklentimin de aynı oranda düşük olmasını sağlıyor. Filmleri de gelişigüzel, önceden bir fikrim olmayarak seçtim. Belki de bu yüzden hiçbirinden pişman olmamakla birlikte, hiçbirine karşı da önceden beslediğim bir sempati oluşmamıştı. Yine de Miyazakileri saygıyla andım ve ramazanın kolay geçmesini sağladıkları için onların duacısı oldum. Sevgili Miyazaki, sen beni teravih sonrasında çöken miskinlikten kurtardın; Allah da seni kurtarsın. Amin!

Son olarak, "Neden Miyazaki?" sorusu bence değerli ve önemli. Bana bu fikri aşılayan Lazy Otter'ın kendisi oldu. Bundan üç yıl önce Lazy ve bloğu ile tanıştım. Aynı zamanda filmlerin gücünü onun yazılarıyla hatırladım. Bunun yanında Miyazaki diye bir adamın varlığını, yaptığı işleri ve bu işlerin karmaşık olmasına rağmen ne kadar da kıymetli olduğunu öğrendim. Hatta bunu şu yazıyla anladım. Bu yazıdan sonra Ruhların Kaçışı (2001) ve Rüzgar Yükseliyor (2013) filmlerini izlemiştim. Bu ik filmden de çok etkilendim. Bu filmleri ilk defa izlediğim için kendime kızmış ve film seyircisi olarak seçici olmamda destek bulmuştum. Belki de bu yüzden birkaç seneden beri daha az film izler ama her izlediğimden de az çok memnun kalır oldum. Bu durum yediğim yemekten, okuduğum kitaba ve hatta tanımak istediğim insanlara kadar uzandı. Dolayısıyla Lazy'ye teşekkürlerimi sunarken aynı zamanda bir de selam çakıyorum. Bloğuma ilham olan ve geleceğime yön veren iki kişiden bir tanesi odur.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Challenge #11'in Sonucu: Yine Bize Hüsran...

Epeydir elim gitmiyor yazı yazmaya. Ne sadece buraya, ne de ajandama. Ama tam da böyle zamanlarda üstüne düşmek gerek. Yine de bir akış içinde gerçekleşmesi gerek tabii, öyle zorlamayla da olmuyor. Neyse. Bir zamanlar bir meydan okuma yapmaya kalkışmıştım. Onun sonucunu vermek ve bu şekilde yazı yazarken yüklerimden de bir tanesinden kurtulmak istedim. İki taşla bir kuş yani... Bir taşla iki kuş muydu yoksa o?

Bir saniye, kahve yapayım önce kendime.

Önce kuralları hatırlayalım. Yalnızca anımsamak yeterli, zira tamamen hatırlarsak utancımdan bir daha meydan okuma yapmaya girişemeyebilirim. Yine de her şeyi kanlı canlı görmek isteyenler şu yazıyı okuyabilir. Fakat bana kalırsa hiç yormayın kendinizi. Bakın şu şekildeydi aynen:

1- 45 dk kitap okuma
2- 1 saat dışarı çıkma
3- En çok iki kere youtube'a girme
4- Yazı yazma
5- En az iki öğününü kendin hazırlama

Günü gününe yazayım derken son üç günü unutmam peki??

30 Mayıs 2017 Salı

Kısa Bir Son, Uzun Bir Mutluluk

Bir mevsimin daha son günlerini yaşıyorum. İlkbahara benzeyen ama çokça sonbaharı hatırlatan bir mevsim… Bir yandan uzun zamandır unuttuğum bir rutine geri dönüyorum: Yuvama alışmaya çalışıyorum. Her yazın başında olduğu gibi ve her yazın sonunda terk ettiğim gibi. Ancak bu sefer mevsim yaz değil. Bu sefer hayatımın sonbaharındayım ve önümde çetin bir kış olup olmadığını bilmiyorum.

Kız kardeşimin coşkulu parmakları, bir yandan alışmış olduğu notalara basarken diğer yandan da ruhunu tatmin etmeye çalışıyor. Her piyano çalışında olduğu gibi yine hırslı ve sabırlı. Tıpkı basketbol oynayışında olduğu gibi. Tıpkı birilerine ders çalıştırdığı zamanki gibi. Ve tıpkı bana karşı olduğu gibi.